KANDİLİ BİLMEZ AMA KANDİLCİYİ İYİ BİLİR !
Recep Tayyip Erdoğan'a hayranım. Bu hayranlığım, her şart ve zemine göre, toplumu aldatma ve kandırma adına, ondaki kendini savunma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Dün bir şeyi savunuyorsa, bugün tersini de aynı şekilde savunabilmektedir. Dün derken, bu bazen on yıl, bazen beş yıl, bazen bir yıl, bazen bir hafta, bazen bir saat olarak düşünülebilir. Anında düşüncesi değişip, savunduklarının tam aksini bir saat sonra savunabilecek başka hiç kimseyi Türk siyasetinde bu derecede görmedim…
Türk milleti de bu özelliğine hayran ki, ikinci defa tek başına iktidara getirdi!
Mesela Irak'ın kuzeyine, PKK'ya yönelik operasyon isteyen kamuoyunun bu talebine karşı çıkmayı savunuyor, aradan kısa bir zaman sonra ABD ile oturulup, operasyon kararı alınıyor, bu seferde kahramanlık şiirleri ile bu operasyonları savunuyor. Ama karşı çıkarken de, savunurken de mantık, akıl ve ölçü sistemi ön plana çıkmıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın yapmış olduğu savunmalar da, karşı çıkışlar da sadece günü, anı kurtarma çabası olarak görülmektedir.
Zıt düşünceleri aynı derecede savunmakta öylesine usta, öylesine uzman olmuştur ki, bu konuda eline su dökecek hiç kimseyi göremiyorum…
İşin garibi, bugün savunduğu şeyi dün sanki kendisi reddetmemiş bir pişkinliği her zaman gösterebilmektedir. İşte bu büyük maharet isteyen bir kabiliyet meselesidir. İnsan bazen hiç sevmediğine hayranlık duyar ya, bizim hayranlığımızda bu şekilde şekilleniyor herhalde…
Türkiye'nin meselelerine ilgi ve kaygı duyan herkes, bizim gibi şu soruyu soruyordur: "Bu adam, bunu nasıl başarıyor, milyonlarca insanı "Hem Allah'a, hem şeytana hizmet" çağrısı olarak görülebilecek, siyasi söylem ve eylemle nasıl idare ediyor acaba?"
Recep Tayyip Erdoğan, kendi siyasi hata ve çelişkilerini ortaya koyanlara da aynen şu fıkradaki gibi davranmaktadır.
Aslanın canı sıkılınca yardakçısı tilki imdadına yetişmiş ve akıl vermiş: "Kralım, çağırın tavşanı, 'nerede senin şapkan?' diye sorun. Şapkası yoksa niçin yok, varsa niye var diye sıkıştırın, alın size eğlence!" Aslan, tilkinin taktiğini beğenmiş ve böylece tavşanla bir güzel dalgasını geçmiş. Ertesi gün yine can sıkıntısı. Aynı numarayı tekrarlamak da aslanlığa yakışmıyor! Tilki yine yetişmiş: "Kolayı var haşmetmeab; çağırın tavşanı, bir sigara isteyin. Sigarası yoksa döversiniz; varsa yine döversiniz; filtreli ise niçin filtresiz, filtresiz ise niye filtreli diye dayak atar, eğlenirsiniz." Aslan hemen çağırmış tavşanı ve sormuş: "Sigaran var mı?" Tavşan hemen iki paket sigara çıkarmış. "Buyurun kral hazretleri, filtreli mi istersiniz, filtresiz mi?" Aslanın kafası karışmış ve çaresizlik içinde gürlemiş: "Bak şu ağzı kalabalık edepsize, nerede senin şapkan?"
Recep Tayyip Erdoğan'ın kendine muhalefet eden herkese, bu fıkrada Aslan'ın tavşana muamelesi gibi davranmaktadır.
Ortaya somut eleştirileri koyanlara adeta Aslanın Tavşana yapmış olduğu "nerede senin şapkan?" mantıksızlığı gibi cevaplar vermektedir.
Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde PKK'ya yönelik yaptığı operasyonlara ABD gölgesi düşmesini ve ABD baskısının hissedilmesinden dolayı hükümeti eleştiren muhalefete "Sizin aklınız Allah aşkına muhalefete geçince mi yerini buldu? Bugüne kadar neredeydiniz? Türkiye'de terör 30 yıldır sürekli büyüyerek gelişti. Ondan sonra bir inişe geçti. Siz de iktidar oldunuz bu ülkede. O zaman neden Kandil'e gidip bu işi bitirmediniz? Yoksa aradınız da haritada Kandil'in yerini mi bulamadınız? Yoksa bizden habersiz gittiniz de 1995'lerde, 2000'lerde Kandil'de terörist mi yoktu?" şeklindeki cevabı da "nerede senin şapkan?" sorusunu andırmaktadır.
BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, MHP'nin Grup Toplantısı'nda şu şekilde cevabını vermiştir:
Sayın Başbakan, son kara harekâtıyla ilgili tartışmalara değinirken ucuz kahramanlık yaparak muhalefete güya meydan okumuş ve daha önce iktidar olan muhalefet partilerinin "neden Kandil dağına gidip terörü bitirmediklerini" sormuştur.
§ Bu vesileyle, gerçeklerden habersiz olarak ayaküstü beyanlarla, mesnetsiz suçlamalarla ve boş sözlerle herkese çatmayı ve bu yolla kendisini temize çıkarmayı adet haline getirmiş olan Sayın Başbakan'a şu somut gerçekleri hatırlatmak isterim:
- Milliyetçi Hareket Partisi'nin koalisyon ortağı olduğu 57. hükümet döneminde terörle mücadelede büyük başarı sağlanmış ve Kasım 2002'de AKP hükümetine terörün bitme noktasına geldiği bir Türkiye teslim edilmiştir.
- PKK terör örgütünün kuzey Irak'ta güç kazanması ve organizasyonda değişiklikler yapması 2003 yılında ve AKP iktidarı döneminde gerçekleşmiştir.
- Kandil'in ihanet merkezi olarak etkin hale gelmesi ve Kuzey Irak'tan terör saldırılarının tırmanması yine AKP iktidarı dönemine rastlamıştır.
"Kandil dağının yerini mi bilmiyordunuz" gibi basit söylemlerle ucuz polemik peşinde koşan Başbakan'a tavsiyemiz, bu tartışılmaz ve inkâr edilemez gerçekleri unutmaması ve karanlık ve lekeli terör sicilinin ucuz nümayişler yapmakla temizlenemeyeceğini idrak etmesidir."
Recep Tayyip Erdoğan'ın "Sayın Öcalan" olarak gördüğü İmralı'daki alçak "Başbakan'ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir. Başbakan, bu kavramları aslında biliyor." şeklindeki sözü ile Kandilcileri en iyi tanıyanın kim olduğunu aslında çok iyi deşifre etmişti.
O Kandilcilerin "Türkiyelilik, Demokratik Cumhuriyet" gibi kavramlarını kullanan, 22 Temmuz seçimlerinden önce PKK'nın siyasi uzantısı, Kandilci DTP ile koalisyon yapabileceğine dair mesajlar veren Recep Tayyip Erdoğan muhalefete Kandil'in yerini soruyor ama biz de kendisine Kandilcilerle olan bu sıcak ilişkisini soruyoruz…
"Nerede senin şapkan?" şeklinde değil, "nerede siyasi ahlak?" tarzında soruyoruz hem de…
Türkiye'deki Kandilcilere bu kadar taviz verenlerle, Kandili besleyen ABD'nin birlikteliği ortadadır. Bu birliktelik sizce Kandil'i temizler mi? Yoksa Kandil'i getirip Ankara'ya ortak mı eder?








