KÜÇÜKLERİN AĞZINDA ERGENEKON
Türkiye'nin gündemini halen işgal eden Ergenekon adı verilen Çete (Onlar haksız yere Ergenekon diyorlar) iddianamesi içinde yeralan diyalogları, olayları ve gelişmeleri gördükçe Türk milliyetçilerinin başında Devlet Bahçeli gibi bir vizyon sahibi liderin bulunuyor olması, Türk milliyetçileri için büyük kazanç olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.
Türk milliyetçilerini suça, olaya, kaosa, çatışmaya bulaştırmak için hastalıklı ruh halleri ile senaryolar yazan, tezgâhlar çeviren kişiler ve gruplardan MHP'yi büyük titizlikle koruyan, uzak tutan MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye yönelik, bu çete içinde adı geçen kişilerin seviyesiz ve düşmanca üslubu, Devlet Bahçeli'nin haklılıklarını tescilliyor.
"Küçük" beyinli adamların, MHP üzerinde büyük hesaplar çevirmeye çalışmasını yıllar öncesinden tespit ederek tedbirini alan ve aynı zamanda bu tedbirle birlikte, Türkiye'yi de koruyan MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk milliyetçilerini Çete iddianamesi içinde büyük yer kaplayan bu "Küçük" beyinli adamlar ve adamlarından uzak tutma titizliği, Türkiye tarihine geçecek bir durumdur. Tarih bu günleri not etmelidir.
Türk milliyetçiliğinin Lideri Devlet Bahçeli'nin akılcı ve sağduyulu çizgisini takip eden bizler de, yıllar öncesinden onun ortaya koyduğu haklı tavırları algılayarak, Çete iddianamesinde şimdi adı geçen kişilere yönelik 11-Eylül-2005 tarihinde Ortadoğu Gazetesi'nde "Dikkat Aklın Aynasıdır" başlıklı bir yazı kaleme almıştık. O günlerde yapmış olduğumuz uyarılar, bugünlerde tamamen haklı olduğumuzu ortaya koymaktadır. MHP ve Ülkücü Hareket'in bu kişi ve gruplardan uzak durmasını isteyen MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin tavrını bakın o tarihte nasıl değerlendirmişiz:
"Dikkat Aklın Aynasıdır"
Fransa devlet ricalinden biri, Napolyon'un komuta ettiği bir savaşı tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: "Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini ele geçirmeliydiniz", gibi fikir belirterek akıl vermeye başlayınca, Napolyon:- "Evet", demiş. "Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım…"
Türkiye'nin milli kimliğine son yıllarda yoğunlaşarak artan içten ve dıştan tehdit ve saldırılar, beraberinde bir takım "kaos vitaminlerini" de ortaya çıkarmaktadır.
Yukarıda geçen diyalogta, Napolyon'a verilen 'yönlendirici akıl' gibi bugün milliyetçi-ülkücü kitleye de "otokontrol" dışında mesajlar verilmeye çalışılmakta ve her sabah kalktığımızda kendisini 'en bulunmaz milliyetçi(!)' ilan eden kişi ve kurumlarla, bunların yönlendirmesindeki derneklerle, çeşit çeşit oluşumlarla karşılaşmaktayız.
Bölücü örgütler, etnik çatışma zemini yaratmaya çalışırken, karşılarında buna çanak tutmaya çalışan bir takım ufak-tefek (sözde milliyetçi) oluşumlar piyasaya çıkmaktadır yahut çıkarılmaktadır.
Özellikle milliyetçi-ülkücü kesim üzerinde zihinleri bulandırarak etkileme çalışmaları yapan bu tür oluşumlar, MHP ve Ülkü Ocakları ile özdeşleşmiş sembol ve söylemleri kaçak olarak kullanarak, tahrik temelinden beslenmeye çalışmaktadırlar.
Bunların birkaç merkezden yönlendirilmeleri ve aynı zamanda birbirine yakın unsurları barındırmaları da kaos ve tahrik yaratmaya dönük ortadaki sistemi deşifre etmeye yetiyor.
Bazı emekli komutanlar, Ülkücü Hareket içinde bir zamanlar çeşitli görevlerde bulunmuş, şimdi dışında yer alan şahıslar, yine adı mafya ile anılan kişiler ve dün "Kürtçü", bugün "Türkçü" yarın da büyük ihtimalle "şeriatçı" olabilecek kadar dönek, bazı siyasi partilerin birbiri ile iç içe geçmiş yapısı, ilginçtir ki, birbirini besleyen yapılanmalar üretmektedir.
Bu oluşum ve yapılanmalar aynı isimler etrafında zikrediliyor ama kim kimi destekliyor, kim kiminle belli değil…
Mantar gibi çeşitli vakıflar, dernekler türemekte, "Yönetici ve üyeleri kimlerdir, necidir ve kaynakları neredendir, kimlerle işbirliği yapmaktadırlar?" bu da belli değil; fakat belli olan nokta, MHP ve Ülkü Ocakları'na ait ritüel ve söylemleri kullanarak, bir takım kaotik eylem ve hareketler yaratma peşindedirler…
Türkiye üzerinde bir takım karanlık bulutlar dolaştıran güçlerin istediği "iç çatışma" hevesine yardımcı olabilecek adımlar atmaları, gerçek Türk milliyetçilerini oldukça dikkatli olmaya sevk etmektedir.
Bu konuda Türk milliyetçilerinin lideri Dr. Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk, Türkiye'yi bölmeye çalışan iç ve dış mihrakların provokasyonlarına karşı oldukça sağduyulu ve sorumluluğun şuurunda davranmaktadırlar.
Ülkücüleri ısrarla olayların içine sokağa çekmeye çalışan kişi ve bu kişilerin etkisinde faaliyet gösteren bazı dernek ve vakıflar ne kadar da tahrik eden üslup kullansalar da "sağduyu sahipleri" hâkimiyetini korumaktadır.
Geçmişte bu yüce millet için her türlü bedeli ödemiş Türk milliyetçileri, elbetteki yine bedel ödemekten kaçmaz. Bunu MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli, zaten çok açık bir şekilde de ifade etmiştir.
Ama oynanan ucuz oyunlara alet olmamak için de bütün Türk milliyetçilerini, Ülkücüleri itidalli olmaları yönünde her vesile ile uyarmaktadır.
MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli, bu uyarılarını en son MYK toplantısında "Özellikle ülkücü kardeşlerimiz bu konuda her zamankinden daha fazla dikkatli olmak zorundadır. Milliyetçi Hareket Partisi'ne yönelik saldırılar, tahammül sınırlarını zorlayan çok tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Bütün bunlara rağmen bu nazik dönemde ülkücü camianın en önemli görevi, Türk Milliyetçilerini sokağa çekmek için yapılan tahrikleri boşa çıkarmak olacaktır." cümlelerini kullanarak yapmıştır.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ise, MHP Lideri'nin ortaya koyduğu bu perspektife paralel olarak yayınladığı son basın açıklamasında "Ülkü Ocakları Genel Merkezi olarak, tüm teşkilatlarımızın ve mensuplarımızın ülkücü şahsiyete yakışır sorumluluk içinde hareket edeceğini, provokasyonlara gelmeyeceğini ve olayların içerisinde bulunmayacağını tekrar vurguluyoruz. Böyle kritik bir süreçte de tüm Milletimizi sağduyulu davranmaya davet ediyoruz." ifadelerini kullanarak belirtmişlerdir.
Ülkücü Hareketi taklit eden ve bize benzeyip bizden olmayanlara, özellikle bu dönem çok dikkat edilmelidir. Türkiye, tarihi bir süreci yaşamaktadır. Bu süreç içerisinde hissiyatlarımızı her zamanki gibi akıl ve mantıkla yönlendirmeliyiz.
Türk milliyetçilerinin, Ülkücülerin işaret alacağı tek yer MHP ve Ülkü Ocakları'dır. Ülkücüler, bu merkezler dışında hiçbir vakıf, dernek, parti, kişi ve kurumun sözüne, eylemlerine itibar etmemelidir.
Her şeyden önce Türkiye'nin varlığı ve o varlığı koruyacak Ülkücü Hareket'in tavrı çok önemlidir. Bu tavır ancak merkezi otoritenin yönlendirmesinde sağlıklı sonuçlar verebilir.
Ebul Gazi Bahadır Han'ın bin yıl önce söylediği ve yine geçmişte yine kullandığımız "Türk'ün düşmanı çoktur; ama onu korumak isteyenin düşmanı daha çoktur" sözü, her Ülkücü'nün beyninde uyarı tabelası olmalıdır.
Türkiye gerçekten tarihinde yaşamadığı kadar ihaneti, gafleti bu son dönemlerde yaşamaktadır. Her vatansever tepkili ve öfkelidir. Fakat bu tepkiyi ve öfkeyi yansıtma yolu, çatışma zemininde buluşmak değil, bugün bu ülkenin başına gelen iktidar felaketini, geldiği gibi geri göndermekten geçiyor.
Bu konuda yine görev Türk Milleti'ne yolbaşçılık yapacak Ülkücü Harekete düşmektedir. Ülkücü Hareket, liderini ve teşkilatlarını takip etmelidir. Türkiye'nin kurtuluşu yaklaşmakta, ufuktan üç hilalli bayrakların dalgalanması görünmektedir."
O tarihte yazdığımız yazının tam metni budur. Ergenekon adı verilen Çete iddianamesinde adı geçen kişi ve grupların niyeti o günlerde belliydi, şimdi de tam tescillenmiştir.
Çete iddianamesinde yer bulan Küçük beyinli kişilerin konuşma metinleri de herşeyi aydınlatmıştır








