5 KASIM KOKULARI ÇIKIYOR
5 Kasım 2007 tarihinde, Recep Tayyip Erdoğan ve Bush arasında ABD’de gerçekleşen görüşmenin ardından bu güne kadar yaşananlar, o görüşmeyi şüpheli görenleri bugün tamamen haklı çıkartmıştır.
PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonlara sürekli karşı çıkan ABD ve AKP, ne olduysa “5 Kasım görüşmesi” sonrası PKK’ya operasyon kararı aldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri, sınırlı bir alanda başarı ile PKK’ya karşı mücadelesini verdi ama ABD-AKP’nin operasyon düşüncesinin arkasında yatan farklı beklentiler olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan, terörün arttığı dönemde, Irak’ın kuzeyine operasyon yapılmasını isteyen kamuoyuna “Kuzey Irak’ta 500 tane terörist var. Türkiye’de dağlarda 5 bin terörist var. Şimdi Türkiye’deki 5 bin teröristle ilgili mücadele bitti mi? Yani bu halledildi mi Kuzey Irak’taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gelinecek" şeklinde cevap veriyor, sınırötesi operasyonlara ısrarla karşı çıkıyordu.
ABD ve AKP, arka planı bir türlü gerçek manada açıklanmayan 5 Kasım görüşmesinde bir anlaşmaya vardılar ve ABD’nin sözde “anlık istihbarat” desteğinde, önce hava operasyonları, ardından da kara operasyonları düzenlendi.
AKP Genel Başkan yardımcısı Egemen Bağış, geçtiğimiz gün bu durumu da "Kuzey Irak’ta da özellikle eyleme yönelik istihbarat konusunda ABD, Türkiye’ye destek vermiştir. O nedenle, Türkiye, ABD’den ’izin’ değil, ’destek’ almıştır" şeklinde kendince izah etti.
Hadi, Egemen Bağış ve AKP’li yetkilerin dediği gibi ABD, Türkiye’ye operasyonlar konusunda “destek verdi” diyelim…
O zaman ABD Başkanı Bush neden TSK’nın operasyonları devam ederken “Kürdistan’dan defol” (Get out from Kurdistan) dedi?
Bu aşağılamanın cevabı bulunmadan, operasyonların durdurulması noktasında, kim ne söylerse söylesin, kimseyi tatmin etmeyecektir.
Sadece, zekâ problemi olan ABD Başkanı Bush değil, ABD’nin birçok yetkilisi operasyonların durdurulmasına yönelik, Türkiye üzerinde baskılar kurmuştur. ABD’nin operasyon iznini verdiğini söyleyenler, ABD’nin, Irak’ın kuzeyinden çıkarken, Türkiye’ye yapmış olduğu küstahça baskıyı da kabul etmek zorundadırlar.
Vücudunun sağ elini kabul eden adam, sol elini kast ederek, bana ait değil diyebilir mi?
“Kürdistan’dan defol” diyen ABD’nin verdiği istihbaratla hareket eden, zaten Türkiye’ye zarar verecek konularda anlaşmalar sağlamış demektir. AKP iktidarı, bir zamanlar operasyonlara beraber karşı çıktığı ABD ile bu anlaşmaları yapmıştır.
Ve AKP’nin ABD ile yapmış olduğu anlaşmaların kokusu, şimdilerde daha net hissedilmektedir.
ABD’li Korgeneral Odierno, "Şuna da inanıyorum ki, Kuzey Irak’ta uzun vadeli bir çözüm, askeri çözüm değil. Açıkça onlar (PKK) üzerinde baskı oluşturulmalı ki, böylelikle bu terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlayabilelim" ifadesini kullanarak, ABD Savunma Bakanı Robert Gates de “Sanırım gerçek hedef, azılı teröristlerle uzlaşılabilir ve sisteme geri getirilebilir unsurların birbirinden ayrıştırılması” sözünü kullanarak, ABD’nin PKK’ya bakış açısını ve operasyonların arka planındaki süreci göstermiştir.
ABD, binlerce masum Kürdü de öldürmüş PKK’yı, Kürtlerin savunucusu konumunda göstererek, Türkiye’yi bölme projelerinde kullanılan PKK’ya itibar ve güç kazandırma peşindedir. Net ifade ile Türkiye üzerindeki kirli ve karanlık emellerini PKK aracılığı ile yerine getirmeye çalışmaktadır.
Türkiye’nin geleceğinden yana kaygılı olanlar, bu gelişmeleri üst üste koyduğunda, 5 Kasım Bush-Tayyip görüşmesinden sonra ortaya çıkanların, Türk Milleti’nin gazını almak ve göz boyamak olduğunu daha iyi anlamaktadır.
Öyle ya, ABD de, AKP de PKK’ya karşı yapılacak her operasyona şiddetle karşı idiler ve AKP, Tezkere çıkmasına rağmen ve Genelkurmay Başkanının defalarca istemesine rağmen operasyonları türlü bahanelerle engelliyordu.
İşin diğer ilginç boyutu da; Siyasi sahneye çıktığından beri “Türkiyelilik, etnik kimlikler,” vs gibi açıklamaları biraz çekinerek telaffuz eden Recep Tayyip Erdoğan, artık “siyasi çözüm, demokratik haklar, etnik kültür” taleplerini yüksek sesle telaffuz etmeye başladı.
Zaten ABD Savunma Bakanı Robert Gates’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kültürel, ekonomik ve siyasal alanda bazı girişimleri bulunduğunu ifade ederek, önümüzdeki sürecin karanlığını aydınlatmıştır.
Şahsen ben bu gelişmelerden şu sonucu çıkartmaktayım.
AKP, bugüne kadar savsakladığı operasyonların alanını çok dar tutup “bakın işte bu iş askeri harekâtla çözülmüyor, sorunların halledilmesi için siyasi çözüm tek yoldur” dedirtmek için bu şekilde davranmaktadır. 5 Kasım görüşmesinde varılan anlaşma sanırım budur.
ABD ve AKP’nin sinsi planlarına rağmen hem içerde, hem dışarıda PKK’ya karşı mücadelesini başarı ile veren TSK, kendisini bu süreçte çok iyi korumalıdır.
Türkiye’ye “Kürdistan’dan defol” diyen ABD Başkanı’nın bu küstahlığına AKP tarafından cevap verilmeden, bu aşağılamayı hükümete soran muhalefete, Genelkurmay Başkanı’nın cevap vermesi, çok farklı anlamlar çıkarmış ve tartışmalar alevlenmiştir.
ABD ve AKP arasında var olan dostluğun sonuçları ortadadır. Muhalefet buna işaret ederek, Irak’ın kuzeyindeki operasyonları değerlendirmektedir.
Irak’ın kuzeyinde yapılan operasyonlara düşen ABD gölgesinden dolayı, AKP’yi eleştiren muhalefete yönelik cevabı vermesi gereken, AKP hükümetidir.
TSK bildirisinde kullanılan ifadelerin, Türkiye’yi de böleceğini söyleyen Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eşbaşkanlarına”, PKK’nın kavramlarını hayata geçirmeye çalışanlara, PKK’lıları cezaevinden çıkarıp, devlet konutlarında ağırlayanlara, PKK’nın siyasi uzantısı DTP ile koalisyon yapabileceğini söyleyenlere, şehide “Kelle”, bebek katiline “Sayın” diyenlere, "Özellikle Irak ve Kürdistan'dan gelen bilgiler bizi memnun etmektedir." cümlesini kuranlara, İmralı’daki alçağı oradan çıkarmaya çalışanlara, Talabani ve Barzani’nin dostlarına ve ABD-AB talimatlarını misyon kabul edenlere... kullanmayıp... “Kürdistan’dan defol” diye küstahça Türkiye’ye baskı yapan ABD’nin, AKP üzerindeki etkisini sorgulayan muhalefete kullanılması talihsizlik olmuştur.
Bu talihsizliği artık uzatmamak lazımdır. TSK’nın üst düzey yöneticileri, ABD ve AKP’yi kendi halinde bırakmalı ve Türkiye üzerinde oynadıkları oyunun daha net görülmesini sağlamalıdır.
ABD ve AKP arasındaki hiyerarşik uyum, TSK’yı yıpratacak zamanlamalar oluşturmaktadır.
Türk Ordusu, Türk Milleti’nin ordusudur. Onu hepimiz korumalıyız, koruyacağız…
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçtiğimiz yıllarda temaslar için gittiği Washington'da yaptığı konuşmalar içerisinde "Türkiye Cumhuriyeti, 1923'ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmadı." sözünü kullanmış birisidir. Bu söz, günümüze ışık tutan anlamlar içermektedir.
O halde, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı bu tehdit ve sıkıntıları yaşatan ve yaratan ABD ve AKP’nin gerçek yüzünü göstermek, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak demektir.
Şimdi bu sağduyuyu gösterme zamanıdır.


