Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENERSSYorum RSS
Yazılar

Ya Türk Milletine Oynadığınız Oyunlar!. 

AKP'nin yetkilileri ve milletvekilleri, partilerine yönelik açılan kapatma davası sonucu "MHP'nin oyununa geldik. Türban düzenlemesi olmasaydı bu hale gelinmezdi" şeklinde sürekli serzenişlerde bulunuyorlar. Öncelikle bunu, AKP hakkında açılan kapatma davasını sadece başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik düzenlemelerden oluştuğu imajını yaymak için yapmaktadırlar.

Abdüllatif Şener'in, Recep Tayyip Erdoğan'ı 22 Temmuz seçimlerinden önce, kapatma davası hakkında uyardığı gerçeği tekzip görmediğine göre, AKP'nin kapatılma davası "başörtüsü" konusuna hapsedilmesi, sadece AKP'lilerin kılıfından başka bir şey değildir.

AKP'nin bu noktaya gelmesi, belli bir birikimin sonucudur. Hakkında açılan kapatma davasında, yabancı ülkelerin projelerine taşeronluk bile vardır. Bu konuda o kadar somut belge ve doküman vardır ki, kendilerini nasıl savunacaklar merakla bekliyoruz.

Bu taşeronlukta da acaba MHP'nin oyununa mı geldiler?

AKP, kendini "oyuna getirildik" modundan kurtararak, "biz nerede yanlış yaptık" sorgulamasına getirmelidir.

MHP, AKP'yi oyuna getirmedi sadece inancından dolayı başörtüsü mağdurluğu yaşayan öğrencileri, AKP'nin istismarından kurtarıp, eğitim özgürlüğüne kavuşturmak için, AKP'ye kanunlar ölçüsünde yol gösterdi. AKP bu konuda bile binbir türlü tezgâh çevirdi ve toplumsal uzlaşmayı sağlayacak Ek-17.madde konusunda verdiği sözü bile tutmadı.

MHP, AKP'yi oyuna getirmedi. AKP'nin tek başına iktidar koltuğunda gözü dönmüşlüğü,"biz tek hâkimiz" havasına kendini fazla kaptırması, uzlaşmadan yana değil, dayatmadan yana oluşturduğu atmosfer bugün AKP'nin başını belaya sokmuştur.

AKP, oyunu kendi kendine oynamıştır. AKP, Türkiye'nin partisi olmaktan ziyade, ABD ve AB'ye sırtını dayayarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin değerlerine efelenen bir parti şeklinde hareket etmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün AKP'nin istişare toplantısında kapatma davasını değerlendirirken "Biz bu millete ne yaptık, vatan hainliği mi, yolsuzluk mu, arsızlık, hırsızlık mı yaptık?" diye soru yöneltmiş, bu soruyu sadece milletin vicdanına havale etmek lazımdır. Bu sorunun cevabını, en iyi vicdanlar verecektir. Tarihe zaten bu sorunun cevabı şimdiden kazınmıştır bile…

AKP, kapatma davası ile birlikte kendi içinde şimdiden miras dağılımına başlamıştır bile… Sonucun ne olacağı belli olmamasına rağmen "yeni oluşumcular" AKP içinde iskeletini oluşturmaya başladı. İskeletin kadrosu bile artık rahatlıkla konuşuluyor.

Bazı AKP'li milletvekilleri de, %47 oy oranını, AKP'nin uzlaşmaz tavrını, kendilerine oy vermeyen seçmenin kaygılarını açıktan tartışmaya başlamıştır.

AKP, her manada yolun sonuna gelmiş bir psikoloji içerisindedir. Çıkış yolu aramaktadır ama aradığı yollar hep hormonlu olduğu için sağlıklı bir çözüm ortaya çıkmamaktadır.

Bedeni bu ülke toprakları üzerinde olsa da, yüreği ve beyni bu topraklara ait değildir. Türkiye'nin başına gelenlerde, AKP'nin başına gelenlerde hep bu sebepten oluşmaktadır.

O yüzden "MHP tarafından tuzağa düştük, oyuna getirildik" sözleri saf insanları kandırabilir ama aklın ve mantığın yolunda itibar görmez…

Mevlana ne demiş: Yukarıdan ambara istediğin kadar çuval boşalt, eğer fare ambarı alttan delmişse gayretin nafiledir.

AKP'nin ampulü çoktan patlamıştır. Bugüne kadar o ampulün yaydığı ışık, Türk milletinin milli ve manevi değerleri üzerinde kanser etkisi yaratmıştır.

Burada oyuna getirilen AKP değil, bizzat Türkiye'nin kendisi olmuştur. Türkiye, AKP ile her manada büyük darbeler yemiş ve karanlığa sürüklenmiştir.

AKP, kapatma davası ile muhatap olduğu bu süreçte, aklıselim davranarak, Türkiye'yi gerecek ve kutuplaşmaları derinleştirecek adımlar atmayı bırakmalıdır.

AKP, kendine oyun oynayan arayacağı yerde, Türk milletine 6 yıldır oynadığı oyunların hesabını vermeye hazırlanmalıdır.

Asıl olan Türk milletine oynanan oyunlardır…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

TCK 301 KİMLERE BATAR! 

Bu gün, bankaların %60’a yakın bir kısmının, üretim yapan büyük fabrikalarının hemen hemen tamamının yabancılara satılmış olan bir ülkede devletin ekonomiyi bırakalım düzeltmesini, ekonomiye müdahale etmesi bile imkansız olmuştur. Hal böyle iken ekonomi üzerine çalışması gereken hükümet, AB’nin isteği üzerine mevcut TCK’nun 301. maddesiyle uğraşmaktadır. Ülkenin görüntüsünü en az 30 yıl önceye götüren pirinç kuyrukları, hububatta fiyatları katlayan artışlar, kapımıza gelecek olan büyük zamların habercisi olurken, izlenen tarım politikalarının iflas ettiğini gösterirken niye 301 tartışılır onu da anlamış değilim. Önce 301 nedir, bir görelim:
TCK 301
1- Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2- Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3- Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
4- Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Peki bu madden kimler rahatsız olur. Pek tabi ki Batıda ve Dünyada Türk ve Türklük kelimesinden rahatsız bir sürü devlet olacaktır. Mutlaka geçmişlerinin bir yerinde yolları Türklerle kesişmiş; ya o ince ve haksever Türk medeniyeti karşısında eğilmişler ya da onun yardımını istemek zorunda kalmışlardır. Bu da kendini medeni sanan fakat gerçekte medeniyete erişememiş olan bu devletlerin Türk kelimesine karşı bir alerjisi olmuş, aşağılık kompleksi içine girmişlerdir.
Geçmişteki kendi barbarlıklarını ve kirli noktalarını Türk Devletinin tarihine yıkmaya kalkmışlardır.
Tarihte Haçlı seferleri düzenleyerek amacına ulaşmaya çalışan batı, en zayıf döneminde Türk Devletini 1919’larda sıkıştırmış tamamen teslimiyet demek olan Sevr’i uygulamak için çırpınmış ve bunda başarılı olamamıştır. O gün istediklerini başaramayanların yerine bu gün Türk tarihine turuncu bir sayfa açmaya çalışan iktidar her şeyi onların isteğiyle yapmaktadır.
Tabi ki böyle bir ortam durduğu yerde kendiliğinden oluşmamıştır. Bu olanlardan hoşnut olan, derhal işin içine dalan iç ve dış mihraklar, bu ortamın oluşmasına izin veren yöneticilerle birlikte, işbirlikçiler, mideleri üzerinde kafaları olanlar, emperyalist yönetim biçimini demokrasi olarak kabul eden mankurtlar, öz benliğin yitirmiş kimliksiz tayfalar 301. maddeden yani Türklük ve Türk milleti kelimelerinden rahatsızlık duyacaklardır. Ayrıca etnik yapı üzerinden siyaset yapmaya kalkanlar ve bölücüler bu maddeden rahatsız olacaktır.
Kimse bu olaya fikir özgürlüğü çerçevesinde bakmasın.Kimsenin bir toplumun, milletin önünde saygıyla durduğu bayrağa bez parçası, göğsü kabararak söylediği milli marşına küfür etmeye, çok sevdiği peygamber ocağı dediği orduya hakaret etmeye hakkı yoktur.Hele hele şerefli Türk milletinin tarihine, tarihi değerlerine saldırmaya ve karalamaya hakkı yoktur.Bunlar batıyla olan işbirlikçiler, batı hesabına çalışan beyinlerin işine gelir.
Bazıları Türklüğe söver ödül alır, kimi şerefle nöbet tutarken kahpe kurşunlara hedef olur ama ödülü şehitliktir.
Bu dünyadaki ödül mü önemlidir, yoksa makamların en büyüğü olan şehitlik makamı mı?
İşte Türk evladı; bu vatan için, bayrak için, gök kubbe ezansız kalmasın diye, canını seve seve verir.Yine bu vatan evlatları kaybetmeye gelemedikleri onurları için, 301 olmalı derken beşinci kollar, mandacılar, mankurtlar, bölücüler, kalksın diyenler ne için diyorlar açıklasınlar.Açıklasınlar ki bilelim.
Bilelim ama bizim haricimizdekiler şunu iyi bilsinler ki bu vatan sahipsiz değil ve hiçbir zamanda olmayacak. Sebep ne olursa olsun Türk Milletini temsil eden TBMM’nin temsilcileri ya da iktidardaki partinin milletvekilleri milletin değerlerini savunmak zorundadırlar. Üzerlerine yüklenen vebal çok ağırdır. Onun için herkes dikkatli olmalı çünkü kim Türk’ten yana kim Batının güdümünde hep birlikte göreceğiz.
Unutma:
“Sahipsiz vatanın batması haktır,
Sen sahip çıkarsın bu vatan batmayacaktır.”

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

301 DEĞİŞİKLİĞİ VE TASMALILAR 

Yahudi yapınca kötü, Hıristiyan yapınca iyi olan şey nedir?

Siz bu sorunun cevabını düşünün, yazının sonunda görüşürüz.

Bir devlet, şirin gözükerek değil güçlü olarak uluslararası arenada saygı görür. Aksi mümkün değildir.

Malum 301. maddede “diğer ülkelere şirin gözükmek için...” değişiklik teşebbüsü var şu anda. Şirin gözükme işi öyle abartıldı ki, yasanın yeni hali bile “şirin gözükeceklerimiz” tarafından harfi harfine yazılıp elimize tutuşturuldu, hadi bunu yasalaştırın diye de talimat verildi.

“Milli irade(!)nin temsil yeri olan TBMM de” bu yasayı çıkartıp, sözümona iradenin gereğini yapacak! Hangi milli irade vardır ki, kendi iradesiyle kendine hakareti serbest bırakacak bir yasayı serbest bırakır?

Neyse konuyu dağıtmadan meseleye gelelim.

Yapılan değişiklikle “Türklük” ifadesi yerine “Türk Milleti”, “Cumhuriyet” ifadesi yerine de “Türkiye Cumhuriyeti” ibareleri getirilmekte. Şimdi, ne var bunda meseleyi iyice somutlaştırmışlar, daha ne istiyorsunuz diye sorabilirsiniz.
İlk bakışta yapılan değişiklik çok önemsiz gibi görünebilir. O zaman gelin Anayasamızın 66. maddesini okuyalım

MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
Türk Milletinin her bir ferdine Türk denildiğine göre, Türk Milleti ifadesi, vatandaşlık bağı olanların oluşturduğu bir topluluktur.

Şimdi biri kalksa dese ki “Türkler 1918’de ermenileri kesti, soykırım uyguladı”, hiç bir savcı bu lafı eden hakkında dava açamaz. Çünkü, 1918’deki Türkler T.C vatandaşı değildi. T.C vatandaşı olmadıklarına göre yukarıdaki tarife göre Türk Milleti’nin bir ferdi de olmuyorlar. O zaman bu ifade Türk Milletine hakaret sayılmaz. Bu ayrıntıyı hukuk fakültesi birinci sınıf talebesi bile bilir.

Bu değişiklikle AKP’nin (Bittabi patronları AB-D’nin) amacı, Türklerin tarihinin 1923 ile başladığı, Osmanlı’nın Türk olmadığı, üçkağıdına milleti alıştırmak.
Daha açık yazayım. AKP “Soykırımı Osmanlı yaptı, bizimle ilgisi yok” demeye hazırlanıyor.

AB-D uşağı değilse, tam bir öküz olan bazı yazarlar diyor ki, “efendim Türklüğe hakaret denince bir Kazak Türküne de hakaret ettiğinizde savcılarımız dava açmak zorunda kalıyor, o yüzden bu değişiklik şart...” Bre öküzoğlu öküz, bilmez misin ki, yasalar kendi hükümranlık alanında geçerlidir. Bilir bilmesine de boynundaki AB-D tasması ve öküzlüğü gereği öyle konuşur.

Neyse Şimdi anladınız mı “Türklüğe..” kelimesi ile yerine getirilen “Türk Milleti...” ifadesinin arasındaki farkı. Şimdi anladınız mı AKP’nin nasıl bir ince ayarla “Türk’e hakaret edilmesini serbest bırakmaya çalıştığını...”

Eğer Anayasamızın 66. maddesine de “Türk Milleti vatandaş olsun olmasın geçmişte yaşamış bütün Türkleri de kapsar,...” ifadesi eklenirse mesele yok da, mevcut haliyle durursa “Türklük...” ifadesini değiştirmek sadece ve sadece Türk düşmanlarına hizmet anlamı taşır ki, AKP’nin 6 yıldır da yaptığı budur. O yüzdendir ki “AKP kapatılırsa AB’yi unutun” diye destursuzca tehdit etmekteler. Şu ana kadar 40 küsür parti kapatıldı, hiç birinde böyle ifadeler kullanmadılar. Neden? Çünkü, liderimizin de ifade ettiği gibi “AKP AB’nin emir eri gibi çalıştığı için...” AB böyle bir tavır sergiliyor. Eee haklılar tabi, buldular böyle tasmalıyı, vazgeçerler mi hiç?
Ben 301 değişikliği için olumlu oy kullanacak vekillere, başkaları gibi “Vicdanınızın sesini dinleyin, ihanete ortak olmayın...” demeyeceğim.

Peki ne diyeceğim.

Bu yasaya olumlu oy verip Türklüğüme hakareti serbest bırakanların, iki göbek ötesi ecdadının taaa yedi sülalesini...

İki göbek ötesi TC vatandaşı olmadığı için bu hakaretim “suç” değildir nasıl olsa...
***

Yazının başındaki Yahudi yapınca kötü, Hıristiyan yapınca iyi olan şey nedir? sorusunun cevabına gelince.

Bizim haçlı kafalı İslamcıları biliyorsunuz. Filistin’in dramını yıllardır istismar ederler, her fırsatta “yahudileri filistindeki zulümleri sebebiyle” kınarlar.
Dibimizde Irak’ta bir milyondan fazla Müslüman katledildi, hem de şerefsizce, aşağılayarak.

Lakin aynı “islamcılar” Irak’ta bu katliamı tek bir kelimeyle olsun kınadılar mı şimdiye kadar. Aksine o katliamı yapanlara “dua ettiler, onların projesinde eşbaşkan olduklarını gururla söylediler, Amerika’daki hocaları Türkiye’deki şehit cenazelerinde haklı tepki koyanlar hakkında fetva verip bizi neredeyse din dışı ilan etti de, Irak’ta Müslüman katliamı hakkında tek kelime etmedi..”
Dolayısıyla sorunun cevabı “Müslüman katliamıdır.” Yahudi yapınca kötü, Haçlı yapınca iyi olan.
Şimdi bunlara “haçlı kafalı İslamcılar” dediğimde beni “ağır” konuşmakla itham etmeyin, olur mu?
301’in değişmesini isteyen her kim varsa öküz değilse, kesin tasmalı AB’cidir, vesselam...
Tasmalı AB’cilerin yedi sülalesini... Lanet...

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

KUTLU DOĞUM HAFTASI VE HAKAN ŞÜKÜR 

Bugün mübarek Cuma… Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed’in doğumunun miladi 1437.yıldönümünün kutlandığı, “Kutlu Doğum Haftası’nı” idrak etmekteyiz.

Tüm maddi ve manevi ruhumuzun gül kokusu ile donanmasını ve tüm Müslümanların O yüce insana layık birer fert olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Çünkü insanlığın buna çok büyük ihtiyacı vardır.

O’nun yolundan gidenler kurtuluşa ulaşacaktır. Çünkü O’nun yolundan gidenler her iki dünyasını da kurtaracaktır.

“Kutlu Doğum Haftası’nın” içinde bulunduğumuz şu günlerde, kendini laikçiler olarak adlandıran kişilerin ve medyadaki yayın organlarının da “Kutlu Doğum Haftası’na” yönelik tuhaf ve ilginç yaklaşımlarına şahit olmaktayız. Bu önemli ve kutsal güne yönelik yapılan toplantılara ve açıklamalara adeta öfke kusuyorlar. Alaya alıyorlar, bir okulda “Kutlu Doğum Haftası” ile ilgili toplantı yapılsa gazetelerine anında ihbar manşetleri çekiyorlar.

“Yetkililer nerdeeee?” diye feryat ediyorlar. Laikliği, dinsizlik gibi bir anlayış gibi sunuyorlar. Laikliğin merkezi Avrupa’da, Hz. İsa’nın doğum ve ölüm yıldönümlerinde tüm canlılar saygı ile peygamberlerini anarken, bizim ülkede bu durumu rejim problemi haline getiren zavallı beyinler vardır.

“Kutlu Doğum Haftası” dendiği vakit, tüyleri diken diken oluyor. “Kutlu Doğum Haftası’ ile ilgili yaprak kıpırdasa, hemen olumsuz haber yapıyorlar. Laiklik, rejim naraları atıyorlar.

Bunlar sözde laikler ve Atatürkçülük adına bunları yapıyorlar. Fakat Türklüğün sönmeyen güneşi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz.Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” (Nedim Senbai, Atatürk, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., sf. 102, 1979) sözlerini bilseler,en büyük düşmanları olarak da Atatürk’ü seçerler…Herhalde bu ve benzeri sözlerini hiç duymadı bu zavallılar…

Ya da çok iyi biliyorlar, işlerine gelmediği için bilmezlikten geliyorlar.

Bu çevreler, şimdi de Galatasaray’ın milli futbolcusu Hakan Şükür’ün “Kutlu Doğum Haftası” ile ilgili açıklamaları ile ortalığı ayağa kaldırma peşindeler. Hakan Şükür’ün Türk-İslam dünyasına savaş açmış emperyalistlere taşeronluk yapan AKP ile yakınlığına zerre kadar haz duymayan biri olarak, onun Kutlu Doğum Haftası ile alakalı temennilerine katıldığımı ve ona bu yüzden saldıranlara da karşı olduğumu vurgulamak istiyorum.

Hakan Şükür’e de geçmişte “Hakan Şükür’ün Hükümet Duası” başlıklı yazı yazarak “Hakan Şükür, Türk futbol tarihine, attığı gollerle, kazandırdığı kupalarla adı kazınan bir futbolcudur. Hakan Şükür, bugün varolan, yarın yok olacak bu partiye anlamsız bir destek vererek, adına leke getirmemelidir.” şeklinde uyarı yapmıştım… Hakan Şükür, lekelenmeye devam ediyor ve bu konuda ısrarcı…

Fakat Hakan Şükür’ün Galatasaray-Fenerbahçe maçına yönelik yapmış olduğu "Futbolda alınan sonuçlar, kimilerine göre önemli, kimilerine göre hayati önem taşıyabilir. Fakat biz öyle güzel bir haftanın içinde bulunuyoruz ki, bunun kıymetini bilmek durumundayız. 'Kutlu Doğum Haftası' içindeyiz ve ona layık olmalıyız. Peygamberimiz'e layık olmalıyız. Çocuklarımızı, gençlerimizi de Peygamberimiz'in hoşgörüsü etrafında hayata hazırlamalı, yaşantılarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Hafta sonunda F.Bahçe ile önemli bir derbi müsabakası oynayacağız. Herkesin bu maçta içinde bulunulan haftanın atmosferi içinde hareket etmesini temenni ediyorum. Dostça ve centilmence mücadele etmeliyiz. Herkes dürüstçe elinden geleni yapmalı. Allah kime nasip ederse o kazansın." şeklindeki değerlendirmelerini, laiklik çığırtkanlığı yaparak saldırma konusu yapanlara da, Allah akıl, fikir versin diyorum.

Hakan Şükür’ün, derbi maçı öncesi hoşgörü, birlik ve beraberlik için Peygamberimiz Hz.Muhammed’i “Kutlu Doğum Haftası” sebebiyle sembolleştirerek örnek göstermesi, bazılarında niçin bu kadar alerji yapıyor anlamış değilim… Taraftarlara böyle bir çağrıda bulunmanın laiklikle alakası nedir?

Taraftara bu haftanın önemini vurgulayarak, “maça güllerle gelin” demenin laikliğe nasıl bir darbe vuracağını çok merak ediyorum.

“Maça satırlarla, bıçaklarla gelin...” deseydi daha mı iyi olurdu?

Laikliği, dinsizlik gibi algılayanların bu linç kültürü maalesef, din istismarcılarının ekmeğine yağ sürmektedir. Hakan Şükür’ün siyasi tercihi yanlış olabilir ama “Kutlu Doğum Haftası” ile ilgili çağrısını, siyasi tercihinden dolayı kimse alaya alıp, küçük görme gafletinde bulunmamalıdır.

Biz de Hakan Şükür’e “Kutlu Doğum Haftası” münasebetiyle bir çağrıda bulunalım ve soralım…

Hakan Şükür, 1 milyonu aşkın Müslüman’ı vahşice öldüren, onların vatanını işgal eden ABD askerlerine “ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız” şeklinde dua edenleri, onların projelerinde “Eşbaşkanlık” yapanları, AB-D istedi diye “Allah katında din İslâm’dır” âyet-i kerimesinin hutbelerden çıkarılmasını sağlayanları, Kuran Kursları yıktırıp, Türkiye’deki tüm kiliselere trilyonlarca aktarımda bulunanları daha ne kadar destekleyeceksin?

Allah ve Peygamber aşkına söyle Hakan Şükür…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

"BU KARANLIK GİDİŞE DUR DENİLMELİ" 

5555  

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli Salı günü gerçekleşen MHP grup toplantısında tarihi uyarılar yaptı.

"Bu karanlık gidişe dur denilemez ve bir son verilemez ise, ülkemiz önce iki dilli ve iki ortaklı, gelişmelere göre çok dilli ve çok ortaklı bir federal devlet yapılanmasına doğru hızla sürüklenmektedir."

Bu uyarı birçok gazeteye manşet, Tv kanallarına haber oldu.

AKP'nin her politikası, ABD-AB süzgecinden geçtiği için, böyle bir sonu Türkiye'ye yaşatmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli bu uyarıları AKP iktidarı geldiği günden bu yana yapmaktadır. Bugün birçok çevrede bu uyarıları dillendirmektedir. Bundan beş-on yıl önce kimsenin kurmaya cesaret edemediği cümleler, bugün rahatlıkla kurulma noktasına geldiyse bunda AKP'nin çok büyük katkısı vardır. Herkes adeta bu sona alıştırılmaktadır. MHP Lideri Devlet Bahçeli, işte bu yüzden "Bu karanlık gidişe dur denilmeli" diyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin başında Türkiye'nin de haritasını değiştireceğini söyleyen ABD'nin BOP'unda "Eşbaşkanlık" yapan bir Başbakan vardır. ABD'li yetkililer Irak'ın kuzeyine nasıl ki, Kürdistan diye tanımlama getiriyorsa, Türkiye'yi yöneten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 7 Mart 2002 tarihinde "Irak ve Kürdistan'dan gelen bilgiler bizi memnun etmektedir" cümlesini kurmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan bu sözünü daha sonra "Onun (TALABANİ)kontrolü altında olan bölgeye atfen, onun bize verdiği bilgilere, oradaki demokratik eğilimlerin artma sürecine yönelik açıklamaları üzerine mutluluk duyduğumuzu söyledik. Bunu samimiyetten uzak bir şekilde siyaset malzemesi yapmanın hiçbir anlamı yok. Bunu kalkıp da böyle bir bölgeydi, şuydu-buydu diye bir yerlere çekmenin bir anlamı yok." dese de, daha sonraki süreçlerde, PKK'ya ait kavramları siyasetinde kullanmaya ve onları hayata geçirmeye çalışmıştır.

Bush, Rice, Cheney o bölgeden "Kürdistan" diye bahsederken, onların BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da "Kürdistan" tanımında bulunması kimseyi şaşırtmamalıdır.

ABD'nin projelerinde Türkiye'nin de bölüneceği söylenmekte. Bunu ABD bizzat Rice'nin ağzı ile söyledi ve bölünmüş Türkiye haritaları, ABD'nin birçok kurumunda elden ele dolaşmakta. AB üyesi devletlerin, PKK'yı koruması ve kollaması yıllardır herkesin bildiği bir durum ve son olarak, Avrupa Adalet Divanı'nın, PKK'yı terör örgütü listesinden çıkarması, Türkiye'ye yönelik bölme çabalarının bir fotoğrafı olarak değerlendirilmelidir.

AKP, iktidarda bulunduğu 6 yıl içerisinde ABD-AB eksenli politikalarla bölücüleri cesaretlendirmiş ve onlara adeta yol vermiştir.

Türk bayrakları dalgalandıranlar gözaltına alınırken, PKK paçavraları dalgalandıranlar adeta gövdesi yapmaktadır. Bununla ilgili birçok örnek verdiğimiz yazılarımız, arşivlerimizde bulunmaktadır.

Türk milleti, Türklük gibi değerlerden, kavramlardan rahatsızlık duyanlar Türk devletinin en başında yöneticiler olarak oturmaktadır. Bunlar için Türkiye Cumhuriyeti değerleri değil, ABD-AB değerleri önemlidir. Onların ölçü aldığı merkezler ise Türkiye'nin bölünmesini hem istemekte, hem de her tezgâh buradan doğmaktadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin uyarı açılımları yaptığı konuşmasında değindiği "Türkiye Cumhuriyetinin yıkımı anlamına gelecek bu sözde formüller, maalesef artık bazı çevrelerce makul bulunmaya, girilen çıkmaz sokaktan bir kurtuluşun reçetesi olarak dillendirilmeye başlanmıştır. İşin üzücü ve hayret uyandırıcı yanı, bir türlü durdurulamayan terörün vesayetinde bulunan yıkıcı ve bölücü taleplerin, kendilerini aydın ilan eden çevrelerce, çağdaşlaşmanın ve Avrupalı olmanın bir gereği olarak algılanması ve bu dayatmaların bilimsel ve akademik gelişme şeklinde sunulmaya çalışılmasıdır. Bu mihraklar, çağımızın, vazgeçilmez bir gerçeği olan "demokrasi, özgürlükler, insan hakları" gibi sihirli sözcükleri basamak yaparak, sözde gelişmiş toplum projelerinin kılıfını hazırlamakta mahir hale gelmişlerdir." şeklindeki tespitler çok önemlidir. Türkiye'nin bölünmesi resmen bu şekilde temellendirilmektedir.

"Türkiye'yi bölmeye çağırıyorlar" uyarısını yapan Türk milliyetçilerini paranoyak olmakla suçlayanlar bugün haklılığı görmüşlerdir.

O yüzden Türkiye'yi korumak isteyenler,Türk milliyetçilerine ve onun Lideri Devlet Bahçeli'ye kulak vermelidirler.Yarın çok geç olmadan…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

KAYIP SEÇMEN, KAYIP YÜZDE 47 

Türkiye'nin başında şuan, yabancı ülkelerin projelerine taşeronluk yapma gibi suçlamaların bulunduğu bir iddianame ile hakkında kapatma davası açılan, % 47 oy oranına sahip bir AKP iktidarı vardır. Fakat çok ilginçtir, %47 oy oranına sahip bir partinin oyunu sahiplenen, "Ben oyumu AKP'ye verdim" diye övünen kimselere rastlamak pek nadir görünen bir hadisedir. Anlaşılan o ki, oy verenler "utanmaktadır".

AKP, "eğer kapatılırsak yüzde 60-70 oyla geri geliriz" diye gözdağı vermeye çalışsa da,%47 oy oranına bile sahip çıkan yoktur.

22 Temmuz seçimlerinden aylar önce "Anketlerde bugüne kadarki en düşük düzey gerçekleşti. Oy oranımız yüzde 26,2 civarında." şeklinde açıklama yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 22 Temmuz seçimlerinden haftalar önce "Tek başıma iktidar olamazsam istifa ederim, bırakırım. Siz de var mısınız?" şeklinde birden efelenmesi, 22 Temmuz seçimlerinin şaibelerini beslemektedir.

AKP'ye oy verdiğini gizleyenlerin ve bu durumdan utananların oranı o kadar yüksek ki, "yüzde 47 oy nereden çıktı?" sorgusunu herkes yapmaktadır. 22 Temmuz seçimlerinin şaibesi, şüphesi bu yönde devam etmektedir. Güce tapan bir toplumda, %47 oy almış bir AKP'ye oy verdiğini söyleyememek, utanmak ve gizlenmek bana çok ilginç geliyor. Hiçbir yerde AKP'ye oy verdiğini söyleyen insana rastlayamayacaksın ama o parti %47 oy alacak…

AKP'ye %47 oy verenler kayıp, 5 milyon seçmen kayıp… Kayıp üstüne, kayıplar var…

Kayıp 5 milyon seçmen için, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Muammer Aydın "TÜİK'in açıkladığı seçmen kayıtlarını biz MERNİS aracılığı ile getirttik. Kendi kayıtlarımızla karşılaştırdık. Uyumlu olan ve olmayanı belirledikten sonra bütün Türkiye'ye gönderdik. 18 yaşını dolduran seçmenin kayıtlarını alacağız. Bunların nasıl kaydedileceğine kurul olarak karar vereceğiz. Kayıp olan 5 milyon seçmeni de bulursak yerel seçimlerde 48 milyon seçmen oy kullanabilecek." şeklinde açıklama yapıyor ama AKP'nin %47 oyunu kimlerin verdiğine dair mantıklı bir tane açıklama yapan kimse yoktur. Çünkü bu utanan, gizlenen AKP seçmenini bulmak için mantık bile işlemez oldu.

22 Temmuz öncesi, AKP'ye oy vermek için bir gerekçe olmadığı gibi, AKP'lilerin şimdi belirttiği gibi %60-70 ile gelebilmeleri için de hiçbir sebep yoktur.

'Tayyip Masalları' ile idare edilen Türkiye'de resmen kaos yaşanmaktadır. Fakirin-fukaranın pirinci bile bu ülkede mesele haline getirilmiştir. Pirinç olayında bile AKP'li bakanların parmağı olduğu konuşulmaktadır.

AKP, hakkında açılan kapatma davası ile birlikte iyice zıvanadan çıkmış, kime ne zaman, ne yapacağı kestirilemez hale gelmiştir.

AKP, gizlenen ve utanan seçmenlerinin kendine verdiği, "%47 oy alan parti unvanını", diğerlerini horlamak, küçük görmek için kullanmaktadır.

AKP'nin utanan ve gizlenen seçmenlerini, 22 Temmuz seçimlerinin hemen sonrası da bulmaya çalışmıştım, şimdi de hala arıyorum… "AKP'ye oy verdim" diyen sadece bir ses arıyorum…

AKP, "eğer kapatılırsak yüzde 60-70 oyla geri geliriz" tafraları yapmayı bıraksın da, aldıkları meçhul %47 oy oranını sağlayan seçmeninin AKP'ye oy verdiklerini söylemeye niçin utandıklarını, niçin gizlendiklerini araştırsın.

Kayıp 5 milyon seçmen konusuyla %47 arasındaki ilişki de mutlaka araştırılmalıdır.

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

ABD-AB'YE HİZMET EDEN DESTEĞİ ONLARDAN BEKLER 

AKP, hakkında açılan kapatma davası sebebiyle, ABD-AB kapısını aşındırmaya ve arkasına desteği buralardan almaya çalışmaktadır. O kapılarda doğan bir partinin de, buralardan destek bulmaya çalışması kimseyi hayrete düşürmemelidir. AKP aslına uygun bir girişim içindedir. Kaldı ki, AKP'ye açılan davanın iddianamesi içinde yabancı ülkelerin projelerine (BOP) taşeronluk yaptığı suçlaması vardır. AKP ise bu suçlamayı bugüne kadar gururla sahiplenmiştir.

O yüzden AKP'nin ABD ve AB'den destek istemesi kendi doğasına, dokusuna uygundur. Millet iradesinden bahseden AKP'nin, ABD-AB iradesine sığınması ise her zaman yapmış olduğu ikiyüzlü politikalarından bir örnektir.

Kendilerine karşı çıkan herkesi darbe yanlısı, antidemokratik göstermeye çalışan AKP ve yandaşlarının, ABD ve AB kucağına oturmalarına yönelik nasıl bir izahları var, inanın çok merak ediyorum.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) görevli 8 AKP'li milletvekilinin AKPM Başkanı'ndan kapatma davasıyla ilgili bildiri talebi iddiası, AKP'nin nasıl tutuştuğunu, millet iradesini nasıl Avrupa'da paspas yaptığını göstermektedir.

Türk milletinin egemenliğinin Avrupa'ya teslim edilmesinin bir sakıncasının olmayacağını söyleyen AKP zihniyetinin, kendi ülkesinin bağımsız yargısına müdahale edilmesine talepte bulunması, AKP'nin siyasi ayıbı yanında, AKP'nin bu ülkeden çok nerelere bağlı olduğunu da göstermektedir.

AKP, zaten Türkiye'yi ABD-AB taleplerine yönelik dönüştürürken, kendini kurtarmak için ABD-AB'den talepte bulunması ve kendilerini kurtarmak için kamuoyu oluşturulmasını istemek AKP'nin hakkı olmaktadır.

22 Temmuz seçimlerinden öncesini hatırlayın, ABD, AB, Barzani, Talabani, PKK, Rum Meclisi, Ermeni Patrikler AKP'nin iktidarda kalabilmesi için destek açıklamalarında bulunmuşlardı. Bu da gösteriyor ki, AKP'nin kapatılmasına en çok üzülecekte bunlar olacaktır.

Bunlar millet iradesini, milletin geleceğini karartmak için kullanmaktadırlar. Ağızlarından "demokrasi, millet iradesi" kavramlarını düşürmüyorlar ama bu kavramlarla ABD-AB'ye hizmet etmek ve yandaşlarını zenginleştirmek dışında hiçbir çabaları görünmemektedir.

"Millet iradesi" defalarca, AKP tarafından ABD-AB'ye peşkeş çekilmiştir. AKP kapatma davası ile birlikte tamamen raydan çıkmıştır. Her şeyi yapabilecek kadar gözü dönmüştür. ABD ve AB'den askeri müdahale istese bile kimse şaşırmamalıdır. AKP için, ABD ve AB hedefleri için yaşaması şarttır.

AKP, iktidarda kaldığı sürece kazançlı çıkan ABD-AB, kaybeden Türkiye olmuştur. Her geçen zamanda aynen bu şekilde işlemektedir.

Milletin gerçek iradesi uyanmalı ve AKP'nin gerçek yüzünü görmelidir.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli'nin MHP'nin grup toplantısında belirttiği

· Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, dayandığımız milletin adı Türk milletidir.

§ Büyük Türk milleti asla ayrılık kabul etmeyen ve etmeyecek olan bölünmez bir bütündür.

§ Türkiye Cumhuriyeti Devleti, büyük Türk milletinin kalpgâhı, hayat ve varlık alanıdır.

§ Başkentimiz Ankara, Cumhuriyetimizin yönetim merkezi ve Milli Mücadele kahramanlarının Türklüğe bir emanetidir.

§ Bayrağımız, hiçbir renk ve işaretle değişmesi ve ortak koşulması mümkün olmayan, rengini ecdat kanından almış ay yıldızlı albayraktır.

§ Yüksek kahramanlığı abideleştiren, milli mücadeleyi destanlaştıran manzum şaheserimiz, alsa yenisi yazılmayacak olan İstiklal Marşı'dır.

§ Türk milletine binlerce yıldır ihtişamlı eserler kazandıran, varlığımıza mana katan kültür ve gönül pınarımız ise lisanımız Türkçemizdir.


Şeklindeki maddeler, eğer AKP zihniyeti bu şekilde devam ederse, çok büyük zarara uğrayacaktır. ABD-AB desteğini alarak siyaset yapan AKP, bu topraklara ait bir felsefenin ürünü değildir. Bunu herkes artık anlamalıdır. ABD-AB tarafından AKP'nin kapatılma davası ile ilgili açıklamaları zaten her şeyi göstermiştir. Görmeyenlere daha ne yapmak lazımdır?

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

CAMDAN CAMA DÖNENLER VE KÂĞITTAN OKUMAK 

210420088

Siyasette, liderlerin yapmış olduğu konuşmalar, tarihe geçmesi, malolması gereken konuşmalardır. Tarih sorgulandığında, o sözler tarihe ışık tutacak nitelikte olmalıdır.

Liderlerin konuşmalarının, tarihe ışık tutma dışında, devirlerini, yaşadıklarını, inandıkları, düşündüklerini, ülke ve milletin içinde bulunduğu şartları yansıtması gibi bir gereklilik vardır.

Dolayısıyla, siyasi liderlerin sevabı da, günahı da o konuşmalar içinde kendini göstermektedir. Konuşmalar siyasi duruşun fotoğrafıdır. Bu duruşa en çok dikkat eden lider, MHP Genel Başkanı Sn. Dr.Devlet Bahçeli'dir. Her konuşması, özenle seçilmiş cümlelerden oluşmaktadır.

Bugüne kadar MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli'nin ağzından çıkan hiçbir cümle, siyasi duruşunu sıkıntıya sokacak, millete dönüp tashih edilecek, bir sonuç doğurmamıştır.

Çünkü, Sayın Dr.Devlet Bahçeli, millete hitabettiği, tarihe kayıt düştüğü, her konuşmasını büyük bir titizlikle hazırlamakta, kullanacağı her kelimenin, cümlenin tam anlamıyla neyi ifade ettiğini ve ne şekilde anlaşılacağını hesap etmektedir.

Esasen, millete ve tarihe olduğu kadar temsil ettiği bu büyük ve asil camiaya karşı da sorumluluk içeren bu vakur tavrın en önemli sonuçlarından birisi, MHP liderinin diğer pek çok siyasiden farklı olarak devlet adamlığı vasfını öne çıkarmaktadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin yapmış olduğu konuşmaların hepsi kelime kelimesine kayıtlı ve hepsi kitaplaştırılmaktadır; bu konuşmalar ayrıca internet ortamında yayınlanmaktadır (bkz: www.mhp.org.tr). Başta T.B.M.M'de yapmış olduğu grup konuşmaları olmak üzere, açılışlarda, törenlerde, mitinglerde, çeşitli program ve etkinliklerde yapmış olduğu konuşmaları, basın toplantılarındaki açıklamaları kimsenin sağa-sola sündürüp, farklı anlam katamayacağı şekilde kayıt altına alınmaktadır.

Bunları niçin söylüyorum? Bazıları diyor ki, "MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli neden konuşmalarında bir metne bağlı kalıyor?"

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, çok iyi hatip ve söz kullanma ustasıdır. Pek çok konuşmasında, canlı veya banttan yayınlanan televizyon programlarında ölçülü, mantıklı ve devlet adamı duruşu ile bu yönünü göstermiştir.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli'nin bu yönü ve özelliği bilinmesine rağmen, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP medyasının özellikle 22 Temmuz seçimlerinden önce başlattığı saldırılar içinde, yer kaplayan bir eleştiri de "Devlet Bahçeli kâğıttan okuyor" şeklinde olanı idi.

Elbette, bu türden eleştirilerin önemi yoktur. Her şeyden önce, MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, kâğıttan okuduğu zaman yanlış bir şey mi söylüyor, yapmış olduğu tespitlerde doğru olmayan konular mı var?

Gayet tabiidir ki, milletine saygının gereği, bulunduğu konumun farkında olmanın getirdiği zorunluluğun bir sonucu olarak bir siyasi parti liderinin hazırlıklı olmasının, konuştuklarını ölçüp, tartıp konuşmasının eleştirilmesi ancak marazi bir hal içinde mümkündür.

Normal şartlarda, siyasetçilere yönelik bu türden eleştirilerin "Sen neden millete karşı bu kadar sorumlu ve saygılı davranıyorsun?" demekten başka bir anlamı olabilir mi?

Keza, "Devlet Bahçeli kâğıttan okuyor" şeklinde AKP'nin yapmış olduğu eleştirilerden etkilenip, bu konuya takıntı yapan kişilerin de bu anlamda ciddiye alınır bir tarafı olmadığı açıktır.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli'nin bazı toplantı ve mitinglerde yapmış olduğu konuşmaları, metne bağlı yapmasını, AKP'nin ve Recep Tayyip Erdoğan'ın tuzağına düşüp diline dolayanlar, acaba Recep Tayyip Erdoğan'ın meclisteki, mitinglerdeki bazı konuşmaları nereye bakıp, okuduğunu biliyorlar mı?


Zaten Recep Tayyip Erdoğan'ın bir yerlere bakmadan yaptığı her konuşmasından çok büyük gaflar çıkmıştır. Türk siyasetinde, Tansu Çiller'i gaf uzmanı diye bilirlerdi.

Fakat Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda “Üstad” olmuştur. Recep Tayyip Erdoğan'ın bir yerlere bakıp, okumadan yaptığı her konuşmada yapılan gaflar yıllarca, aylarca gündem olmuş, ülkenin kaderinde etkileri hissedilmiştir.

Bir radyo konuşmasında, on binlerce insanın, askerimizin, polisimizin katiline iki kere "Sayın Öcalan" ,şehitlerimize "Kelle" diye hitap etmesi bile yeterli örnektir.

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarını neye bakarak ve nasıl yaptığına dair tespitimize…

MHP Liderini "Devlet Bahçeli kâğıttan okuyor" diye eleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hemen her konuşmasını kürsünün önüne yerleştirilen iki cam ekrandan okuyarak yapıyor.

Başbakan'ın yapacağı konuşma metni, kürsünün hemen önüne sağa ve sola yerleştirilen iki cam ekrandan akar. Başbakan da sağa sola bakarak o konuşmayı okur.

Bu işin tekniğini bilmeyenler, Başbakan'ın oradan okuduğunu anlayamazlar. Televizyondan izleyenler ise akıcı bir şekilde irticalen konuştuğunu zannederler."Helal olsun Başbakan'a, su gibi konuşuyor " diye düşünürler.

Bu olay "prompter "denilen alet sayesinde olur. Kâğıttan okumak eleştiri sebebi olurken, "prompter " denilen aletten okumak ise Recep Tayyip Erdoğan'ın kurnazlığı olmaktadır.

Bu kurnazlığı iyi görmek lazımdır. Mesele kâğıttan okumak ya da yazı akan camdan (prompter)okumak değil, mesele bunun tek tarafını eleştiri olarak kullanmaktır.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yandaşlarının ve onlardan etkilenenlerin, MHP Liderine yönelik yapmış olduğu bu konulardaki tek yönlü eleştiri, art niyetli bir tutumdur.
Ülkücüler, bu art niyetli ve basit eleştirilere karşı dikkatli olmalı ve Liderlerinin siyasetteki donanımının, ahlakının, dürüstlüğünün, ilkelerinin kıymetini bilmeli ve bunun aksi siyasi karakter taşıyanların fitnesine-fesatına aldanmamalıdır.

Her aldanan, AKP'ye hizmet eden konumuna düşer…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

ATATÜRK TÜRKLÜĞÜN GÜNEŞİ,SİZ EMPERYALİZMİN TÜRKİYE’DEKİ GÖLGESİ 

170420088  

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gündem yaratmada ya da kendi üzerine yöneltilen suçlamalardan kurtulmak için “cambaza bak” oyunu oynatmada oldukça uzman ve kimsenin yarışamayacağı şekilde kabiliyetli birisidir.

Genelde CHP’ye sataşarak bunu yapmakta, oluşturulan kutuplaşmalardan da karşılıklı faydalanmaktadırlar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bunu bilinçli yapmaktadır.

Geçen günlerde AKP’nin bir toplantısında CHP Genel Başkanı Baykal’a seslenerek “Sayın Baykal, artık Atatürk’ün arkasına saklanıp siyaset yapmayı bırakmalısın. Biz, senin cemaziyülevvelini gayet iyi biliriz. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetinin, vefatından hemen sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerini Türk parasından nasıl çıkardığını çok iyi biliriz. CHP zihniyetinin, devlet dairelerinden Atatürk’ün posterlerini vefatından sonra bütün ofislerden nasıl indirdiğini çok iyi biliriz. PTT’nin pullarından resimlerini nasıl kaldırdıklarını çok iyi biliriz. CHP, fırsat bulduğu zaman geçmişindeki bu kara lekeleri, neler yaptıklarını önce geçmişinden silip atsın, ondan sonra konuşsun” şeklinde cümleler kurdu. Deniz Baykal da ona “1938'in hesabını benden soruyor. 1938 yılında ben daha emekliyordum. Başbakan'a kalsa yakında ABD'deki Kızılderilileri de, Kennedy'i de CHP öldürdü diyecek. Başbakan bu, söyler." diye cevap verdi.

Burada mevcut CHP’nin Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gidip- gitmediğini tartışacak değiliz, gitmediğini birçok konuda ortaya koymuş CHP’nin, bu yönde tartışılacak yönü bile yoktur… Ama gelin burada Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin, Türklüğün sönmeyen güneşi Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini ağızlarına almaya hakları var mı, onu tartışalım…

Mustafa Kemal Atatürk tarafı olabilecek en son kişiler bunlardır ama gelin görün ki, Recep Tayyip Erdoğan’ı bile zaman zaman Atatürk’e benzetmeye çalışan yazılar yazan hem Avrupa’da, hem Türkiye’de bazı sefiller çıkmaktadır.

Sanki kendisi Atatürk’ün izinden giden anlayış sahibi gibi Atatürk’ü ağzına alarak, diğer siyasilere karşı eleştiriler getirmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın uygulamış olduğu siyasetinde ve zihninde Atatürk’e dair bir tane iz yoktur. Hatta Atatürk’ün söylediği ve yaptığı her şeyin üzerinden silindir gibi geçmek için, tek başına iktidar gücünü kullanmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk “Türkiye Türklerindir” der, Recep Tayyip Erdoğan ise ‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir.” der ve hatta bu sözü “alçaklık” olarak değerlendirdiği Kayseri konuşması vardır.
Mustafa Kemal Atatürk “Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır.” der, Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından bugüne kadar “Türküm” sözünü duyan olmamış, ”Türk milleti” kavramını da tek-tük dediğine şahit olmuşsunuzdur. Çünkü o da PKK’nın kavramı olan “Türkiyelilik” anlayışını siyasetinde hayata geçirmeye çalışmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk “Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.” der, Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta Türk milliyetçiliğine karşı olduğunu vurgular. Türk milliyetçiliğini, karşı mücadele edilmesi gereken öncelikleri arasında görür.


Mustafa Kemal Atatürk “Hâlbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!...” der, Recep Tayyip Erdoğan ABD ve AB’nin her dayatmasına taşeronluk yapar, talimatlarını ev ödevi gibi algılar.

Mustafa Kemal Atatürk "Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dine tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur." der, Recep Tayyip Erdoğan siyasi rant için dini kullanır ve bunu da “dini kullandık” diye itiraf eder. Yeri gelir Haçlı Cübbe giyer, yeri gelir Yahudi Cesaret ödülü alır… Siyasi rant ve ikbal için İslam’ın yanında kullanmadığı din de kalmaz.

Mustafa Kemal Atatürk, Ruhban Okulu’nu “fesat ocağı” diye kapattırır, Recep Tayyip Erdoğan ise Bartholomeos’la kol kola girerek, burayı açmanın formüllerini arar.

Mustafa Kemal Atatürk, şehitlerimiz için “Bu sahada akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin sonsuza kadar muhafızlarıdır.” der, Recep Tayyip Erdoğan şehitlerden “Kelle” diye bahseder.

Mustafa Kemal Atatürk “Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar’la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. “ der, Recep Tayyip Erdoğan ise, Müslüman toprakları “Haçlı Seferleri başlatıyorum” diye işgal eden ABD’nin projelerinde “Eşbaşkanlık” görevi yapar. Ve bununla yetinmez Milyonlarca Müslüman öldürmüş, onlara tecavüz etmiş ABD askerleri için ““ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız” şeklinde mektuplar yazar.

Mustafa Kemal Atatürk, Masonları “ Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları. Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi çıfıt Yahudi’ye uşak mı olacağım. Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki tüm localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harp örfiye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan.” diye makamından kovar, Recep Tayyip Erdoğan ise onlardan ödül alır, iktidarı onlarla hep içli-dışlıdır.

Yani Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Türkiye’yi kimler yönetiyor, Recep Tayyip Erdoğan bu emanetin neresinde, bu konuda o kadar çok örnek var ki, sayfalara sığmaz bunlar… Mustafa Kemal Atatürk’ü ağzına almaya utanması gereken Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk’ün ismini kullanarak, siyaset yapması siyasi bir ayıptır.
Siyasi ayıplar zaten AKP deposunda bir hayli mevcuttur.

Türklüğe hakaret ve aşağılamayı serbest bırakmaya çalışmak için, 301.maddeyi kaldırmaya çalıştığınız şu günlerde bari utanın da, Atatürk’ün adını hiç kullanmayın…

En son sözüm de Türk milletine; Ey yüce milletim artık bunların gerçek yüzünü, kimlere hizmet ettiklerini görelim ve Türklüğün sönmeyen güneşi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı, “Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim. Sözünü de artık hayatımızın her aşamasında uygulayalım…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

301.MADDE KONUSUNDA MİLLİ DİRENİŞ 

Avrupa Birliği istiyor diye Türklüğe hakareti, aşağılamayı serbest bırakmaya çalışan bir zihniyet, Türk Devleti'nin en yüksek makamlarını işgal ediyor.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan yıllardır siyasi hayatlarında, Türklükle kavga ettikleri yetmiyormuş gibi, şimdi bu uğraşılarını kanunlarla oynayarak resmileştirmeye çalışıyorlar. Utanmıyorlar, yüzleri kızarmıyor ve alenen Türklüğe karşı hakareti, aşağılamayı serbest bırakmaya çalışıyorlar.

301.maddenin içeriği belli, anlamı belli olmasına rağmen, AKP iktidarı ve AKP iktidarı ile uyum içinde çalışan Cumhurbaşkanı bu maddenin önemini ortadan kaldırma gayretini, öylesine iştahla yerine getirmeye çalışıyorlar ki, bunların Türklükle olan dertlerinin neden bu derecede olduğunu bir türlü izah edemiyoruz. Bunları Türk siyasetinde bildim bileli, tek dertleri var, tek kavgalı oldukları var, o da Türklük… Aksini iddia edecek olan var mı? Zaten İslamcı kimliklerinin de sahte olduğu tamamen ortaya çıktı.

Bunlara en güzel cevabı, Salı günü grup toplantısında MHP Lideri Sayın Dr.Devlet Bahçeli "Ne Türklükten Vazgeçeriz, Ne Müslümanlıktan Cayarız" sözleri ile verdi.

301.konusunda, Türk milleti artık AKP'nin gerçek yüzünü tamamen görmüştür. AKP'nin, milli ve manevi kimliğimizin ortadan kaldırılması için taşeron olarak görevlendirildiği, 301.madde konusunda anlaşılmadıysa, daha nasıl anlaşılacaktır?

MHP yapmış olduğu muhalefet ile anlamayanlara da ulaşmak için büyük bir propaganda çalışmalarına başlamıştır.

MHP'nin 301.konusunda hazırlamış olduğu broşürler, reklam filmleri bu alanda çok büyük başarılara imza atıp, hedefine ulaşacaktır. MHP'nin hazırladığı o reklam filmi ilk etapta ATA TV, BENGÜ TÜRK TV, ART ve Kanal B kanallarında yayınlanmaya başladı. 301.madde ile ilgili hazırlanan o reklam filmlerini mutlaka herkes izlemelidir. O filmler, milli duygu ve refleks yaratacaktır.

MHP aynı zamanda www.kimrahatsız.com isimli İnternet sitesi kurarak da,bu propagandalarını geniş bir alana yaymaya çalışmaktadır. Bu konuda her milliyetçi-ülkücü canlı propaganda aracı olarak, bu filmlerin izlenmesini sağlamalı, yaptırılan broşürlerin her kesime ulaştırılması gerçekleştirilmelidir.

MHP'nin muhalefeti, Türkiye için çok önemlidir.

MHP, her konuda olduğu gibi,301.madde konusunda da ortaya koyduğu muhalefet gerçekten gayet mantıklı ve Türk kimliğini korumak açısından olmazsa olmaz bir karşı çıkıştır.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli'nin MHP Grup toplantısında konuşmasının son bölümünde söylediği "Bilinmelidir ki, kısır ve ucuz hesaplar ve dayatmalarla kendi milletine saygı göstermekten ve onun şerefini savunmaktan imtina edecek olan bir parlamentonun, başka milletler nazarındaki saygınlığını korumak ve onlardan kendisine hürmet edilmesini beklemek nafile bir çaba olacaktır. Bu nedenle, Milliyetçi Hareket aziz milletimize yönelik böyle bir suikastın içinde asla ve asla yer almayacak, bu teklifle sonuna kadar mücadele edecektir. Buradan yanlış bir hesap için olanlar bunu asla gözden uzak tutmamalıdır. Bilinmelidir ki, Türk milliyetçileri bu gafleti ve işbirlikçi tavrı hiç bir zaman unutmayacaklar, milletimizin partimize tek başına iktidar nasip ettiği bir dönemde Türklüğün hak ettiği iltifatı yeniden yasa maddesi haline getirecek, bu dönemin sorumlularından büyük Türk milleti adına mutlaka hesap sorulacaktır." sözleri, MHP'nin 301.madde konusunda milli direnişin tek kalesi olacağını göstermiştir.

301.madde konusundaki AB eksenli düşünceler, sıradan ve iyi niyetli görülebilecek düşünceler değildir. O yüzden milli kimliğe karşı açıktan başlatılan bu saldırılar karşısında, Türk milleti MHP'nin safında yer almalıdır.

AB, AKP, PKK, DTP ve çevrelerle bağlantılı lobiler, işbirlikçiler 301.madde kaldırılsın diye propaganda yapıyorsa, bunların karşısında milli direniş gösteren MHP'nin yanında saf tutmak, milli bir görevdir. Bu görevi yerine getirmezsek, milli kimliğimiz hainlere kurban edilecektir.

 

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com