Yazılar
03 Haziran 2008 16:33 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
maaşla yargıyı terbiye etmek
AKP'ye açılan kapatma davası sonrası, ABD ve AB ülkeleri bilindiği üzere ayağa kalktı. Adeta Türkiye'nin bağımsız olmadığı imajı vermeye yönelik dayatmalar olabildiğince hızlı bir şekilde sürüyor. AKP'nin 6 yıllık politikaları zaten bu imajı olabildiğince güçlendirmişti. Bu imajı ABD-AB çizgisinde yürüyerek güçlendiren AKP, kapatma davasına buralardan gelen açıklamalarla adeta mest olmak, kendinden geçmektedir.
ABD ve AB kapatma davası hakkında konuşuyor, küstahça açıklamalar yapıyor, AKP memnuniyetini dile getiriyor ama Türkiye'nin Yargıtay Kurumu, kendi alanına müdahale edilmemesi, ABD ve AB'nin dayatmalarını AKP'nin zırh olarak kullanmaması yönünde açıklama yapınca, medya içindeki ampul çetesi ve AKP'li yetkililer ayağa kalkıyor. Neymiş Yargıtay davaya müdahale etmiş!
İyi de akıl tutulması yaşayan muhteremler, zaten Yargıtay sizi hukuka saygılı olmaya ve dış etkenleri köprü olarak kullanmamaya davet etmiyor mu? Ediyor… O halde, bu sizdeki tutarsızlık, beyin fonksiyonlarınızın durduğunu gösteren davranışlar neyin, nesidir?
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, "AKP iktidarı, hâkim ve savcılarımızın bundan 1.5 yıl önce maaşlarına yüzde 40 artış sağladı. Başbakanlık Müsteşarı'nın seviyesine getirildi maaşları, ekonomik sıkıntı çekmesinler diye" cümleleriyle Yargıtay'ın bildirisine cevap vermeye kalkması, "Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapar" psikolojisinin AKP'nin politikalarında ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir.
AKP kapatma davası ile muhatap, o partiden bakan olan muhteremde para ile Yargıtay'ın bildirisinin etkisini azaltmaya çalışıyor.
Ülke işte böyle bir zihniyetle yönetiliyor. Her şeyi para penceresinden gören, hukuku bile para psikolojisi ile değerlendiren AKP'nin Türkiye'de maddiyat peşinde koşan toplum yaratma projesinin en bariz örneğidir.
Ağızlarına "demokrasi, millet iradesi" sakızı almışlar, çiğneyip duruyorlar ama ABD-AB müdahalesi olunca da alkış tutuyorlar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Yargıtay'ın yayınladığı bildiri için "Hakkında kapatma davası açılmış bir siyasi partiyle ilgili bildiri yayınlanırsa, kusura bakılmasın, onu cevapsız bırakmak 16.5 milyon seçmene ihanettir. Çünkü Başkanlar Kurulu bu açıklamayı Anayasa ve kanunlardan aldığı yetkiyle değil, durumdan vazife çıkararak yapıyor. Böyle bir yetki olamaz" şeklinde açıklamalarda bulunmuş…
ABD, AB kapatma davası ile ilgili açıklamalar yapınca, o açıklamaları öven Recep Tayyip Erdoğan'ın, Yargıtay'ın açıklamalarına bu şekilde cevap vermesi misyonu gereği gayet doğaldır.
Türkiye'de milletin oyları ile Başbakan olup, ABD'nin verdiği "Eşbakanlık" görevini yapan birisi için bu şekilde davranmak, aklı başında olan hiç kimseyi şaşırtmamaktadır.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin "Çözümün adresini Meclis yerine Brüksel'de gören AKP, bu amaçla dış mihraklardan yardım ve destek aramayı maalesef sürdürmektedir." Şeklinde ifade ettiği gibi, AKP "milli irade" maskesi ardında, ilişkilerini Türkiye dışında şekillendirmektedir. Doğuşu oralarda gerçekleşenler, yaşamak içinde doğal olarak oralardan çözüm aramaktadır.
Bütün bunları, Türkiye'de görmeyen kalmadığı halde, AKP'nin, o toplumu aptal gören yazarları, din-iman edebiyatı ile süsledikleri yazıları ile kapatma davasına kutsallıklar kazandırma peşindedirler.
Ben hayatımda gerçekleri, yalanlarla bu kadar değiştiren, menfaatleri için "Denize atsan, balık olan" böyle bir yazarlar topluluğu görmedim. AKP'nin sayesinde, bu modellerde Türk medyasına kazandırılıp, basın ahlakının kirletilmesi sağlatılmıştır.
AKP kendinde olan, siyasi özellikleri de, kendini savunmak için oluşturduğu medyaya aktarınca ortaya bu manzara çıkmıştır.
ABD-AB kapatma davasını engellemek, gölgelemek için her türlü müdahaleyi yapacak, onları manşetlerden överek sunacaksın ama Türkiye'nin yargısı kendini ve hukukunu korumak için uyarılarda bulununca, yine manşetlerden hedef yapacaksın…
Ahlak ölçüleri, mantık ölçüleri bunların bu kadardır. Ampul ışığında, beynine ışık gidenlerden, başka ne bekleyebiliriz ki?
Yargıtay'ın hukuka saygı davetine,"maaşınızı artırdık" mesajı veren Adalet Bakanına sahip Türkiye'de adalet sizce nasıl korunur, nasıl dağıtılır ki?
AKP eşittir para, para eşittir AKP… Bu zihniyetten başka bir eşitlik bulmak mümkün mü?
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
31 Mayıs 2008 12:23 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
yahudi zulümü ve coca cola'nın çirkin yüzü
Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi
2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?
3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.
4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )
(Sizler rahat evlerinizde oturuyorken bu katliamlar Filistin'de günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Şimdi en azından bu dosyayı herkese gönderin, özellikle Batılı tanıdıklarınız varsa onlardan başlayın ki onlar da Filistin'de neler olduğu hakkında fikir sahibi olabilsinler....)
BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR.
VE COCA COLA FİRMASININ REKLAM RESMİ
COCA COLA'NIN DEĞİŞİK YAHUDİ BÖLGELERİNDEKİ REKLAMI:....
Üstteki yazının tercümesi: (Were moving to a new location !!! = Artik yeni yerimize tasiniyoruz !!!)
Alttaki yazının tercümesi:'COCA COLA İÇ, ISRAEL'E DESTEK OL !!!!!'''
Biliyormuydunuz ?
Firma karının % 50 sini İsrail Ordusuna aktarıldığını...
Dünyada en çok coca cola sevenlerin müslümanlar olduğunu
Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca-cola 'nın
şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini emrettiğini...
Ve Bakanlığın, Coca-Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler görüldüğünü belirterek, Coca-Cola' nın
içinde kandaki alyuvarların erimesine neden ve kansızlığa yol açan 'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını...
YİNE AYNI NEDENLERDEN DOLAYI HİNDİSTANDA TAAMEN ,LETONYADA İSE OKULLARDA VE ÇOCUKLARA SATILMASININ YASAKLANDIĞINI...
YADA BUNA RAĞMEN HALA COLA İÇMEYE DEVAM ETTİĞİNİZİ VE BU KAYNAĞI MAİL OLARAK HERKESE ATMAMANIZ HALİNDE BU BİLGİLERİN YAYILMASINA VE İNSANLARIN VE ONUNLA BERABER İNSANLIĞIN ÖLECEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
30 Mayıs 2008 16:22 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
idrak problemli akp destekçileri
Müslüman ülkeleri işgal etmek ve Müslümanlara vahşet uygulamak projesi olan BOP’un Türkiye taşeronu AKP’nin menfaatlerini savunmak için her türlü çirkefliği yapan Vakit Gazetesi’nde, geçtiğimiz günlerde “Ülkücülerden MHP’ye tepki” başlıklı bir haber okudum…
Bu başlığı okuyunca ilk anda, MHP içinden birilerinin, MHP eleştirisi sandım… Sonra gördüm ki, haberin içeriğinde BBP’den bir yetkili ve Türk Ocaklarını AKP’nin arka bahçesi haline getirmek için büyük mücadele veren Nuri Gürgür’ün açıklamaları var…
MHP’ye karşı açıklama yapmalarının sebebi nedir?
Yargıtay’ın bildirisini sağduyulu bir şekilde değerlendiren, kurumlar arası çatışmaların önüne geçmek için yol gösteren ve sorumlu muhalefet örneği veren MHP’nin, AKP’yi memnun edecek bir değerlendirmede bulunmaması… Yaptıkları açıklamalara bakınca ortaya bu sonuç çıkıyor…
Ağızlarında demokrasi kavramını geveleyip duruyorlar, millet iradesinden dem vuruyorlar ama AKP’nin ABD ve AB aracılığı ile yargıya yapmış olduğu baskıdan hiç söz etmiyorlar.
Vakit’e açıklama yapan BBP yetkilisi ve Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür resmen diyor ki, AKP’yi kurtaracak adımlar atın, demokrasi anlayışınız sadece AKP için harekete geçsin… Açıkçası, başında bulundukları kurumu AKP’nin arka bahçesi yapanlar, MHP’yi de böyle görmek istiyor.
Yargıtay’ın açıklamalarına yönelik “MHP isterse mitingler düzenleyebilir, kamuoyu oluşturabilir” gibisinden yorumlarda bulunan BBP Genel Başkan Yardımcısı Üzeyir Tunç’un açıklamasını değerlendirmek bile zaman kaybıdır.
Biz de Üzeyir Tunç’a sadece, AKP’nin kapatma davasına muhatap olması ile birlikte teslimiyet sürecinin biteceği telaşına kapılan ABD ve AB’nin hemen her gün kapatma davası ile ilgili yapmış olduğu açıklamalara tepki vermek adına “miting düzenleyip, kamuoyu oluşturup-oluşturmayacağını” soruyoruz… Türkiye’nin kendi yargısının, kendi alanı ile ilgili açıklamalarına oyun-tezgâh gözü ile bakan bu zihniyet, acaba ABD-AB yetkililerinin AKP’yi kurtarmak adına peş peşe yaptığı açıklamaları nasıl değerlendiriyor?
ABD ve AB’li yetkililerin bu açıklamalarından, AKP oldukça memnun oluyor, BBP ‘ de memnun oluyor mu acaba?
Gelelim, eylem ve söylem olarak Türk milliyetçiliği yapmak gibi bir misyonu olan Türk Ocaklarını AKP’nin arka bahçesi yapmak için yıllardır saman altından sistem geliştiren Nuri Gürgür’ün açıklamalarına…
Nuri Gürgür, AKP iktidarı işbaşı yaptığı günden bu yana, AKP’yi memnun edecek birçok söze imza atmış birisidir.
AKP iktidarı görev başı yaptığı ilk günlerde dönemin T.B.M.M Başkanı Bülent Arınç’ı ziyaret ederek “Ümitli bir dönem başlıyor” diyen Nuri Gürgür’ün “ümitleri” hala devam etmek istiyor olmalı ki, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Yargıtay’ın bildirisini aklıselim bir şekilde değerlendirmesini bile anlamakta acziyete düşüyor.
Türk Ocaklarını,”AKP Ocakları yapmak” gibi bir iddia ile suçlanan, hakkında bu manada birçok yazı yazılan Nuri Gürgür, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Yargıtay Bildirisini değerlendiren ve yol gösteren açıklamasını AKP’nin penceresinden bakarak ve AKP’nin çirkef medyasına değerlendirerek, bu iddiaların oldukça güçlü olduğunu göstermiştir.
Nuri Gürgür (neresi Ülkücü ise?) “Ülkücülerden MHP’ye tepki” başlığı altında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına AKP ağzı ile konuşarak “Siyasiler maalesef bu tavırlarıyla demokrasiyi, temsil ettikleri millet iradesini savunma konusunda, toplumun beklentisinin aksine, pragmatist davranarak jakoben laikçilere boyun eğiyorlar” şeklinde açıklamalarla cevap vermeye kalkmış…
Nuri Gürgür, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yazılı açıklamasını okuyarak mı bu açıklamayı yaptı bilmiyorum ama her zamanki gibi AKP’yi mutlu etmek için, AKP’nin medyasını aracı tuttuğu her halinden belli oluyor.
Nuri Gürgür, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklaması içinde yeralan “Yasama ve yürütmenin yargıyı etki ve vesayet altına almaya çalışması ve görevine müdahalesi ne kadar yanlış ve kabul edilmezse, yargının da yasama ve yürütmenin yetkilerini alenen sorgulaması ve bu alana taşacak tutumlar içine girmesi de aynı derecede hatalı ve kabul edilemez bir durumdur.” bölümünü göremeyecek kadar, AKP ampulüne baka baka kör olmuştur.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yine açıklaması içinde yeralan “AKP’nin siyasi ihtirasları uğruna Türkiye’nin onuru ve haysiyeti ayaklar altına alınmış, Başbakan ve arkadaşları Anayasa Mahkemesini baskı altına almak için yabancı başkentlerin karanlık koridorlarında yargıyı ihbar turlarına çıkmıştır. Türkiye’yi aşağılamayı meslek edinen Avrupalı müfettişlerin Cumhuriyetin temel değerlerine dil uzatmaları ve Anayasal kurumlara yönelttikleri ağır hakaretler, bizzat Başbakan tarafından haklı ve meşru müdahale olarak görülmüş ve savunulmuştur.” Cümleleri, MHP’nin ne demek istediğini net bir şekilde açıklıyor.
Türk milliyetçiliği temelinde faaliyet yürüten, birçok samimi vatanseveri bünyesinde barındıran Türk Ocakları, maalesef gelişen hadiseleri AKP penceresinden değerlendiren yöneticilerin elinde, misyonundan uzaklaştırılmıştır. Bakar mısınız şu hale, MHP Lideri ne açıklama yapıyor, Türk Ocakları Genel Başkanı nasıl değerlendiriyor. Yazıklar olsun…
Nuri Gürgür, sen nasıl bir Türk milliyetçiliği anlayışı taşıyorsun ki, tüm emperyalist devletler AKP’yi kurtarmak için yargı üzerinde baskı kuruyor sesin çıkmıyor, bu duruma feryat eden Yargıtay’ın açıklamalarını, ülkenin bağımsızlığı açısından değerlendiren MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye laf yetiştirme hadsizliği peşinde koşuyorsun…
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn “Kapatma davası haksız”, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Ria Oomen Ruijten “Hükümet topal bırakıldı” AP Sosyalist Grup Başkan Vekili Hannes Swoboda “Karar felaket” ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey “Demokrasiye bağlı kalın” dediğinde ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye’yi ziyaret edip yargıya baskı atmosferi yaratmaya çalıştığında ve AKP bunları överken neredeydin Nuri Gürgür?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içişlerine müdehale anlamına gelecek şekilde AKP’nin Avrupa Parlementosuna “Kınama bildirisi yayınlayın” diye yalvardığında neden Nuri Gürgür’ün sesi çıkmadı acaba?
Nasıl görsün, nasıl tepki versin ki Nuri Gürgür, diğer konulardaki açıklamalarının bile AKP’ye uyum içinde olması için çok büyük titizlik gösteriyor. Bu titizliği gösteren, Türklük alerjili, Türk milliyetçiliği düşmanlığını ilke edinmiş, yabancı ülkelerin projelerinde resmi görevli AKP’nin aksine bir eylem ve söyleme girmesi mümkün mü?
Nuri Gürgür zaten bu çizgiden hiç sapmıyor… Demokrasi nutukları ile “AKP’ye nasıl destek veririm” derdindedir.
Nuri Gürgür, artık tamamen deşifre oldun… Bari MHP Liderinin açıklamalarını okurken, yanında, okuduğunu anlayacak danışmanlar bulundur da, iyice açığa düşme…
Tavsiyemiz her şeye rağmen Türk Ocakları’na olan sevgimiz, muhabbetimiz adınadır…
Türkiye nasıl AKP’nin idaresinde “Türkiyelilerin” hakimiyetine geçmeye başladı ise, şanlı bir maziye sahip Türk Ocakları da Nuri Gürgür gibilerin idaresinde “Türk Milliyetçiliğine alerji duyanlara hizmet” etmeye başlamıştır.
Türkiye, AKP zihniyetinden, Türk Ocakları da Nuri Gürgür gibilerin zihniyetinden kurtarılmalıdır.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
27 Mayıs 2008 18:50 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
bop’un kuşları “tuzak tuzak “ deyu ötüyor.
Geçmişte yazdığımız bir yazıda “Adı Fehmi Koru, Allah’ım Bizi Bunlardan Koru” başlıklı bir yazı kaleme alarak, başlıktan da anlaşılacağı üzere, meramımızı anlatan bir duada bulunmuştuk… Geçen günler ve Fehmi Koru’nun kalemi göstermiştir ki, bu duamız hala geçerlidir.
Fehmi Koru, varlığını borçlu olduğu AKP’nin sivriltilmiş kalemlerinden birisidir.
Şuan için her ne kadar Recep Tayyip Erdoğan tarafından AKP içi gelişmelerden biraz uzak tutulsa da o, hayal dünyasından üretimler sunarak, AKP’ye hizmet etmeye devam etmektedir.
Recep Tayyip Erdoğan, biliyorsunuz AKP’ye yakın birçok gazeteci ile özel yemekli toplantılar düzenlemiş, her zaman başköşede olan Fehmi Koru’yu bu toplantıya davet etmemişti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki soğukluğu, Türkiye’de hissetmeyen kalmadı.
Sadece ikisi arasında değil, hanımları arasında da küslük ve soğukluk, göstermelik kucaklaşmalar olsa da, herkesin hissedeceği ölçüde küslük devam etmektedir.
Fehmi Koru da, bu küslük atmosferi içinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e olan yakınlığı yüzünden, Recep Tayyip Erdoğan tarafından uzak tutulduğu, konuşulan iddialar arasındadır.
Bizler, Fehmi Koru kadar derin bilgiler sahibi (!) olmasak da, kamuoyunda gelişen hadiseleri yorumlama kapasitemiz var, çok şükür.
Fehmi Koru, AKP içinde şimdi böyle bir mesafede tutulsa da, o, AKP için tüm mantık mesafelerini ortadan kaldırarak, AKP’yi savunmaya çalışmaktadır.
Aslında AKP’yi savunmak değil de, bir nevi AKP’yi savunmak adına başkalarına çamur bulaştırmak çabası içerisindedir.
AKP hakkında açılan kapatma davası sonrası, “Çamur sıçratma yarışında” hep bir adım önde olmayı becerebilen Fehmi Koru, bir şekilde Tayyip Erdoğan’ın teveccühünü yeniden kazanmanın bin türlü yolunu denemekte, yazdıklarıyla adeta “ beni dışlamayın” diye yalvarmaktadır.
Son günlerde, kaleminin ucundaki çamurla, MHP’yi hedef almakta, dışlanmışlığın bütün örneklerini sergilemektedir.
Fehmi Koru’nun, Yeni Şafak’taki gölgeli hali olan Taha Kıvanç, birkaç gündür MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı üzerinden, kendi ampul dünyasından kurguladığı senaryolarla, bulunduğu yerdeki çamurları MHP’ye sıçratmaya çalışmaktadır.
Fehmi Koru’nun tarzı budur, hiç kimseyi şaşırtmamaktadır.
“AKP’ye, MHP tarafından tuzak kuruldu” gibi bir komplo teorisinin etrafını ve içini süsleyebilmek adına, Fehmi Koru iş bilen olarak piyasaya sürülmüştür.
Amerika görmüş, eğitimin en derin halini almış, bir de üstüne üstlük, Bilderberg toplantılarına katılmış birisi olarak, Fehmi Koru’dan başka kim, komplo süsleme uzmanlığı yapabilir ki? O da, MHP’ye yönelik bu uzmanlığını gösteriyor zaten…
Fehmi Koru da, diğer AKP’lilerin yaptığı gibi AKP’ye açılan kapatma davasının sadece MHP ile yapılan, başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik mutabakattan kaynaklandığına dair hava yaratmaya çalışıyor. Bu havayı verirken de, “MHP tarafından tuzak kuruldu” imalarını sık sık vurguluyor ki, AKP hakkında açılan kapatma davası sulansın, gölgelensin, halkın nazarında itibarı kalmasın…
Tek dertleri budur. Fakat kapatma davasında bence en ciddi olan, AKP’nin emperyalist devletlerin projelerinde “Eşbaşkanlık” yapması konusu var ki, ne Fehmi Koru nede benzerleri bu konuya dair zerre kadar yorumda bulunuyorlar.
Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulayan ve bunun haritasını bile yayınlayan ABD’nin BOP’unda “Eşbaşkanlık” yapma iddiası, bence AKP’nin en çok öne çıkarılması gereken suçudur.
Bilderberg kuşu Fehmi Koru ve AKP yandaşları, bunu bildikleri için sürekli papağan gibi “Başörtüsü yasağını kaldırmak için MHP’ye uyduk, kapatma davası açıldı” şeklinde gürültü yaparak, asıl önemli suçlarını gizleme kurnazlığı içindedirler.
Evet, Fehmi Koru, sen Amerika, Bilderberg ve AKP arasında mekik dokuyarak, o atmosfere uygun gizlemeler peşindesin ama Türk milleti, Müslüman kanı akıtan, bir milyon Müslüman’ı vahşice öldüren, Müslümanların vatanını işgal eden projelerde “Eşbakanlık” yapanları unutmayacaktır.
Müslümanlıklarını ABD’nin menfaatlerine göre şekillendirenler, hala başörtüsü istismarı yaparak, inançlı insanları sömürmeyi bırakmalıdır.
Defalarca belirttik,Milliyetçi Hareket Partisi, AKP daha küresel güçlerin rahminden çıkmadan ve Türk siyasetine musallat olmadan yıllar önce, başörtüsü konusunda ne düşünüyorsa, bugün onu uygulamıştır. AKP de, MHP’nin ortaya koyduğu akılcı, ilkeli ve kendisini “inançlı insanları bir daha kullanmama” konusunda köşeye sıkıştıran politikaları yüzünden, MHP’ye uymak zorunda kalmıştır.
Burada ne bir tuzak, ne bir komplo vardır.
Olsa olsa AKP’nin yaratmaya çalıştığı siyasi paranoya vardır.
MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, başörtüsü yasağı gündemde olduğu günden bu yana, politikalarında zerre kadar zikzak göstermeden aynı şeyleri savunmuş ve bu süreçte de uygulattırma zeminini oluşturmuştur.
MHP’nin öteden beri bu konudaki düşüncesi “kişisel özgürlükler” çerçevesindedir ve hiç değişmemiştir. Ortada bir tuzak sözkonusu ise o tuzak AKP’nin (ve bittabi senin gibilerin) Türk Milletine kurduğu tuzaktır.
Bilderberg kuşu Fehmi Koru, MHP Ankara Milletvekili Sayın Deniz Bölükbaşı üzerinden hayali senaryolar üretmeye devam ede dursun, akıl sahiplerinin kabulleneceği gerçekler bu yönde sabitlenmiştir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın İspanya’da başörtüsü yasağı için başlatmış olduğu “velevki siyasi simge olsun” sözünün devamında “Yeni anayasayı beklemeye gerek yok. Onun çözümü çok kolay. Oturup beraber mutabık kaldığımız bir cümleyle çözülür” sözlerini kullanmış ve MHP de zaten bu konuda yıllardır ne düşünüyorsa, AKP’ye o teklifi sunmuştur.
Şimdi tuzak bunun neresindedir? Burada AKP’ye tuzak kurulduğunu iddia eden kim varsa, acilen psikiyatri tedavisi görmelidir.
Recep Tayyip Erdoğan, İspanya’daki o konuşmasını 17 Ocak 2008 tarihinde yapmış, MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli ise 13 Aralık 2007 tarihinde Swiss Otel'de gazetecilerle kahvaltılı basın toplantısında, Başörtüsünün serbest bırakılması konusunda MHP'nin tavrının sorulması üzerine “toplumun kolektif ihtiyaçlarının karşılanmasının devletin asli görevi olduğu gerçeği çerçevesinde baktıklarını söyleyerek, "Başörtülü bir kişiye hiçbir doktorun ''Bu başörtülüdür bunu ben muayene edemem'' diyemeyeceğini, hiçbir hâkimin ''davanıza bakmaya mezun değilim, 'siz başörtülü bir hanımefendisiniz' diyerek duruşmaya girmemeyi öneremeyeceğini'' belirterek ''Üniversiteye gitmek istiyor. Kapıda diyorsunuz ki 'siz tesettürlüsünüz okula giremezsiniz'. Toplumun kolektif ihtiyaçlarının karşılanması devletin asli görevidir. Adalet, sağlık, eğitim, kolektif ihtiyaçlardan bazılarıdır. Bunun iki tanesini karşılamaya evet diyeceksiniz, bir tanesine hayır diyeceksiniz böyle şey olmaz.
Eğer türban veya tesettür, başörtü, bir siyasi simge olarak veya genel anlamda irticai unsurun tehdit algılaması olarak ifade ediliyorsa devletin her biriminde bu manada 40 yıldan bu yana tecrübe kazanmış görevlileri vardır. Bunların içerisinde kim inanarak takıyor, kim irticai faaliyet simgesi olarak kullanıyor bunu ayırt etmeye mezun olmak lazım. Şimdi bunların hepsini yapmayarak Türkiye'de türbanlı-türbansız veya laik-antilaik, dindar-dinsiz gibi çatışmalarla Türkiye’mizin boğulmasına, bu manada baskı altına alınmasına fırsat vermeyecek davranışları ortaya koymak lazım.'' şeklinde çok net açıklamalar yapıyor ve bu tür tartışmaları Türkiye'nin gündeminden düşürecek bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu, bu uzlaşma sağlanmadan meselenin çözülemeyeceğini vurgulayarak başörtüsü üzerinden siyaset yapmaktan da vazgeçilmesi gerektiğini ifade ediyordu.
Aynı konuşmalar içinde, Anayasa'nın 10. maddesine bir yorum getirilerek, birtakım kamu hizmetlerinden yararlanmada engel teşkil etmeyecek ifadenin konulmasıyla konunun çözümlenebileceğini kaydediyordu.
MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin gece yarılarına kadar çalışarak, büyük bir titizlikle hazırladığı ve yazılı metin üzerinden yaptığı konuşmalardan, bir başkasının düşüncelerini öğrendiğini söyleyerek, fitne-fesat yaratmaya çalışan Fehmi Koru’ya,
MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin 13 Aralık 2007 tarihinde, gazetecilerin başörtüsü yasağı konusunda, sorduğu sorulara verdiği bu cevaplar “kapak” olmalıdır.
İlkeli davranmak, siyasi çizgide tutarlılık ne zamandan beri “tuzak” olarak algılanıyor Bilderberg kuşu Fehmi Koru?
AKP’de olmayan bu özelliklerden dolayı, MHP’nin “tuzakçı” olarak gösterilmesi, ne derece de ahlaki bir davranış olmaktadır?
Fehmi Koru, geçmişte Recep Tayyip Erdoğan’la aynı uçaklarda gezmenin şevki ile MHP’ye saldırıyordu, şimdi de Recep Tayyip Erdoğan’dan yediği çizik yüzünden, tekrar uçak ve yemek birlikteliğini sağlamak için MHP’ye saldırmaktadır.
Fehmi Koru, AKP içinde popüler kalabilmek adına, AKP içindeki mutlu yahut mutsuz günlerinde, tek hedef seçiyor, o da MHP…
Birkaç gün üst üste MHP hakkında yazdığı yazılara bakınca ortaya çıkan tek anlam, Amerika’da eğitimler gören Fehmi Koru’nun toplumu kendi görevlendirilmiş misyonuna uygun bir şekilde yönlendirme çabaları ve kurnazlığıdır.
Bu kurnazlıklarını yıllardır Fehmi Koru kimliği ile yaptığı gibi, kullandığı Taha Kıvanç mahlası ile de ekstra yapmıştır. İlginçtir, Taha Kıvanç mahlası deşifre olduğu halde, o köşeden de misyonuna uygun kurnazca çalışmalarına devam etmiştir.
Belki de, her ayrı köşesine, ayrı ayrı misyonunu kuvvetlendirme adına bilgi akışı sağlanıyor ki, o da Fehmi Koru köşesi ile yetinmiyor, bir de Taha Kıvanç ismi ile kalem oynatıyor.
Fehmi Koru, AKP iktidarının nimetlerinden yararlanarak, isterse on köşede yazarak, beş televizyon kanalında program yaparak, toplumu yönlendirme adına arzı endam etsin, fakat MHP’yi bu komplo teorileri içinde kullanmasın…
“Bilderberg” toplantılarına katılanlar için bir değerlendirme yaygın kanaattir. O da “Buraya katılan bir şey olur" diye kural yoktur. "Bir şey olmuşlar" buraya katılır.” şeklindedir.
Yada daha önceden, bazı özelliklerinden dolayı tespit edilmiş olan “Kuş Yumurtaları” Bilderberg toplantılarına katıldıktan sonra yetiştirilir ve zamanı gelince kullanılırlar derler… Bilderberg kuşu Fehmi Koru, ne zaman kullanılmaya başlandı, bilmiyoruz.
Daha önce yerden yere vurduğu ve bu toplantılara katılanlara “esas oğlanlar” diyen, Bilderberg toplantılarına davet alınca kuş gibi uçarak giden Fehmi Koru, Bilderberg’in artık neyi olmuştur?
Yoksa, Bilderberg toplantılarında kendisine verilen yeni görev, AKP’yi korumak adına, Milliyetçi Hareket Partisi’ne yönelik saçma- sapan komplo teorileri ile saldırmak mı olmuştur?
Köşe yazılarında, ortaya koyduğu tarza bakarsanız, bu görevi aldığına dair bir durum ortaya çıkmaktadır.
Küresel güçlerle birlikte, Türkiye’ye tuzak kuranların ve küresel-karanlık örgütlere yol arkadaşlığı yapanların “MHP, AKP’ye tuzak kurdu” demesi aslında, MHP’nin Türkiye’nin menfaatlerinden ve Türk milletinin varlığından yana olduğunu çok iyi izah eden, tersten okunması gereken propagandadır.
Türkiye’nin haritasını ve rejimini değiştireceğini söyleyen, İslam âlemine kan ağlatan BOP’un Türkiye taşeronları, “MHP bize tuzak kurdu” diye ağıtlar yakıyor, Bilderberg kuşları da bu konu üzerine konup, ciyak ciyak ötüyorsa, herkes anlaması gerekeni anlamalıdır.
Türkiye’ye tuzak kuranlar, her yolu kendilerine mübah görürken, onlar karşısında mücadele edenler her şeye rağmen hukuk, her şeye rağmen demokrasi diyorsa, bu Türkiye’yi düşünenlerin kalitesidir. Bu siyasi kaliteyi ortaya koyan MHP’dir. T.B.M.M’de olduğu yahut olmadığı her zaman bu kaliteyi kendine rehber edinmiştir.
Bilderberg kuşu Fehmi Koru, kalitesizlikler safından, bu kaliteyi anlayamaz.
Onun anladığı, paranoya yaratıp, kendi safında bulunduklarını kurtarmaya çalışmaktır. MHP üzerinden ve MHP içinden bazı isimler üzerinden bu paranoyayı oluşturmasının tek sebebi AKP’yi kurtarmaktır.
ABD ve AB ülkelerini arkasına alıp, yargıya karşı, devletin kurumlarına karşı savaş açanların tuzağından Türkiye kurtulmalıdır.
Türkiye’nin defterini düreceklerle birlikte olan ve onlara propaganda desteği veren Bilderberg kuşu Fehmi Koru, MHP’ye saldırarak yine Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlerine muhatap olmak için çırpına dursun…
Türkiye’nin defterini dürmeye çalışanlara, bu süreçte dikkatli olmak, Türk milletinin başlıca görevi olmalıdır…
Bilderberg kuşları boşa ötmüyor, çünkü bu ara bunalım dönemleridir. Onların bunalımı biterse Türkiye kaybedecek, bunalımları devam ederse Türkiye kazanacaktır.
Fehmi’nin “tuzak tuzak” deyu ötüşleri boşa değildir…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
25 Mayıs 2008 11:39 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
filmi de çoğalmalı
,
zübükler çoğaldı
Aziz Nesin'in kitabından sinemaya uyarlanan, başrolünü merhum Kemal Sunal'ın oynadığı "Zübük" isminde siyasi bir profil var… Bu film yıllardır ekranlarda yayınlanır, izleyen defalarca izlemiştir ama izleyene asla bıkkınlık vermeden izlenmiştir. Bende şahsen, hangi kanalda görsem izlemişimdir, hem de defalarca…
Çünkü "Zübük" içimizden biridir. Halkı, halkın değerleri ve inançları ile aldatan, kandıran kişidir. Bunu yaparken, o kadar ustalıkla yapar ki, halkı peşinden sürükler… Hedefleri ve menfaatleri için hem halkı, hem kendini şekilden şekile sokar.
"Zübük" isimli filmde bu durum, mizahi bir şekilde, o kadar ustalıkla sergilenmiştir ki, o filmi izlemek, ondan doyumsuz olmaktadır.
Fakat, Hürriyet Gazetesi'nin kısa cümlelerle, bazen sadece kelimelerle çok şey anlatan yazarı Yılmaz Özdil, "Zübük" filminin yeni versiyonlarının çekilmesini öneren bir yazı yazdı. Bu öneriyi de, aynı zamanda program yapımcısı olan AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli'ye yaptı. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde, AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli'nin Öküz Mehmet Paşa'nın hayatını konu alan bir film projesi hazırladığı, gazetelerde haber olmuştu. Yılmaz Özdil'de "BİR ÖNERİ" başlıklı yazısı ile Osman Yağmurdereli'ye şöyle çağrıda bulunmuş…
"AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli, Öküz Mehmet Paşa'nın hayatını konu alan dizi film çekecekmiş.
*
Bence, Zübük'ü çeksin.
*
Çünkü, Öküz Mehmet Paşa'nın lakabı öküz ama, kendi öküz değil... Babası öküz nalbantı olan bir sadrazam... 400 yıl önce ölmüş gitmiş, mezarı taaa Halep'te.
*
Halbuki, Zübük ölümsüz.
Hep aramızda.
*
Dönek.
Egoist.
Ahlaksız.
Dindar görünen...
Vatansever görünen...
"Demokrasi" vaat eden...
Halkı kandırmak için, bayrağa, ekmeğe, Kuran'a el basmaktan çekinmeyen, her türlü katakulliyi yapıp, foyası ortaya çıkınca namaza duran, o partiden bu partiye geçen, paraya tapan, suratına tükürsen "yarabbi şükür" diyen...
Yağcı.
Yüzsüz.
Sıkışınca, yalvaran...
Güçlenince, ezen...
Zalim.
Vicdansız.
İşe memur olarak başlayıp, rüşvet alan, il başkanı olan, belediye başkanı olan, milletvekili olan, bakan olan, "din kardeşlerim, muhterem vatandaşlar, aziz hemşerilerim" laflarını dilinden düşürmeyen...
Çıkarcı.
İftiracı.
Namussuz biri Zübük.
*
Bence, Zübük'ü çeksin.
Daha çok izlenir. "
Yılmaz Özdil,yazısı içinde özetle bunu diyor.
Yılmaz Özdil'e katılıyorum. Zübük filminin yeni yeni versiyonları dizi film yahut sinema filmi yapılmalıdır.
"Sayın Öcalan" diyenlerin "en milliyetçi lider" seçildiği, Hıristiyanlara hizmet edenlerin "En iyi Müslüman" görüldüğü,","halkı aşağılayan ve hakaret edenlerin" en iyi halkçı görüldüğü bu toplumda "Zübük" filmi çok iyi bir anlam taşır…
Masrafa gerek yok diyorsanız, Kemal Sunal'ın oynadığı "Zübük" filmi bile tek başına yeter… İzle izle, memleketin haline ağla…
"Zübük" komedi filmi değil mi diyorsunuz değil mi?
Biz, zaten ağlanacak halimize gülen bir toplum değil miyiz?
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
25 Mayıs 2008 10:40 · ÜLKÜCÜ
Türkiye, AKP'nin kapatılma davasına kitlenmiş durumdadır. Sadece Türkiye mi, aynı zamanda ABD ve AB ülkeleri de "AKP'yi yargının elinden nasıl kurtarırız?" düşüncesi ile bu kapatma davasına kitlenmiş durumdadırlar. Her gün bir ABD ve AB yetkilisi AKP'nin kapatılmaması yönünde açıklamalar yapıyor ve yargıyı eleştiririyorlar, resmen Türkiye'nin içişlerine karışıyorlar.
ABD'nin, BOP'un taşeronu AKP'yi ve BOP'un "Eşbaşkanı" Recep Tayyip Erdoğan'ı kurtarma girişimlerinde kendi cephesi açısından haklılar. AB ülkeleri de, Türkiye üzerinde bu kadar dayatma yaparken, bu dayatmaları "ev ödevi" olarak algılayan, Türkiye'nin egemenliğini Brüksel'e teslim etmiş, AKP'den iyisini bulamayacağı için davayı kaygılı ve müdahale eder bir şekilde izlemektedirler.
Kapatma davası hakkında AKP mi daha endişeli, Avrupa mı, diye sorulsa, bunun cevabı tereddütsüz Avrupa'dır. Çünkü AKP kapatılırsa, AKP'liler sadece bir parti kaybetmiş olacaklar, fakat Avrupa Türkiye'deki ileri karakolunu kaybedecektir.
AKP de ABD ve AB müdahale etsin diye gözlerinin içine bakarak, kendini açındırmaktadır. ABD ve AB, AKP'ye oldukça merhametli ve şefkatli davranmaktadır. Çünkü kendi hesaplarına bu kadar azimle ve şevkle çalışacak, başka bir siyasi parti bulmaları mümkün değildir.
ABD-AB bunun farkındadır. Onlara hizmeti ibadet olarak gören AKP de bunun farkında olarak merhameti onların kucağında aramaktadır.
Bütün bunlar dünyanın gözü önünde yaşanırken, mazlum ve mağdur sahtekârlığını artık siyasi ölçü edinmiş AKP, yandaşlarını halkın arasında kullanarak "Yargı siyasete müdahale ediyor, bunlar CHP çizgisinde, bunlara destek verenler hep böyle" dedirterek, adeta bu kapatılma davasında bile "Ey Müslümanlar, bunlara karşı AKP safında toplanın" mesajları vermeye çalışmaktadırlar.
Şahsıma gelen e-maillerde, cep mesajlarda ve telefonlarda aynen bu şekilde konuşan ve bu şekilde mesaj vermeye çalışan AKP yandaşlarına şahit oldum.
Bu sahtekârlar, birçok vatandaşımızın samimi dini duygularını sömürmekte ve kendi siyasi menfaatleri için kullanmaktadırlar. AKP'nin siyasi felsefesinin, küresel güçlere yapmış olduğu hizmetlerin Müslümanlıkla zerre kadar alakası yokken, bunlar Müslümanları aldatmaya, kandırmaya devam etmektedir.
Arkalarına ABD-AB'yi almışlar, bu güçler her gün AKP'nin kapatılmaması gerektiğini telkin ediyor, Türkiye'nin yargısı üzerinde baskı kurmaya çalışıyor ama bazı sahtekârlar, Türkiye'nin yargısının siyasete müdahale ettiği şekilde propaganda yapıyorlar.
Her şeyden önce, "ABD-AB yetkilileri AKP'nin kapatılmaması yönünde niçin bu kadar feryat-figan ediyorlar" diye düşünmesi gerekenler, Türkiye'de bir kutuplaşma yaratarak, halk desteğini AKP'nin arkasına almaya çalışıyorlar.
Bugüne kadar kandırdıkları, aldattıkları halk bunların kimlere hizmet ettiklerini, ülkeyi nasıl kaosa götürdükleri görmüş ve desteğini bunlardan çekmiştir. Adana'daki mitingte meydanların boş olması, Kayseri'de yapmış oldukları programlarda halkın dönüp yüzlerine bile bakmaması, halk desteğinin de azaldığını göstermektedir. Halk bugün kan ağlamaktadır. Toplumsal kaosun her türlü şartını ve zeminini AKP bizzat kendi eliyle oluşturmuştur.
Kapatılma davasında yaşadığı bu sürecin tüm şartlarını da kendi hazırlayan yine AKP olmuştur.
Şaibeli ve şüpheli yüzde 47 oy oranına dayanarak, ülkede adeta diktatörlük kurmaya çalışan ve toplumu "biz ve onlar" diye ikiye ayıran AKP, geldiği bu noktaya ağıt yakmayı bırakıp, kendine çeki-düzen verip, yargının kararını beklemesi lazımken, onlar ABD-AB'yi ayağa kaldırıp, Türkiye'nin üzerinde karabulut ittifakı gibi dolanmaya devam etmektedirler.
Yargı üyelerine bile tezgâh kurmak için her yolu deneyen AKP'nin gözü dönmüştür.
Demokrasi ve hukuktan tek anladıkları "AKP'nin menfaatine getirisi-götürüsü ne olacaktır?" şeklindedir.
"Tek başına iktidarız, biz yaparız, biz uygularız, herkeste bize uymaya mecbur" diyen AKP, Türkiye'ye çok büyük zarar vermektedir.
AKP'nin siyasi karakterindeki bozukluk, Türkiye'ye kötü örnek olmaktadır.
Türkiye'nin birliği ve beraberliği gibi bir kaygıları yoktur. Olsa zaten Türkiye'nin haritasını da değiştireceğini söyleyen projelerde hizmetkârlık yapmazlardı. Kapatma davasında bu gerçek bile, suç delili olarak bulunmaktadır.
Türkiye, bu süreçte sağduyulu bir şekilde yaşananları takip etmeli ve sahtekârca propaganda yapanlara aldanmamalıdır.
Hele hele "Müslümanlar, bizim safımızda(AKP) toplanın" diyen sahtekârlara "Müslümanlık adına yaptıkları bir tane davranış göstermelerini" isteyin…
Kul hakkı yemekten, yetimlerin hakkını gasp etmekten, siyasi yalandan, tezgâhtan, şantajdan, Haçlı-Siyonist küresel güçlere hizmet etmekten, lüks içinde hayat sürmekten başka size ne gösterebilirler acaba?
Kapatma davasında ABD-AB kalkanı ile savunma yapanlardan, bu ülkeye ne fayda gelir ki?
Türkiye, bunlar yüzünden yanıyor, bu yangın en kısa zamanda dinmelidir.
Bu süreçte, Türkiye'ye sağduyuya dayalı bir yol haritası oluşturmaya çalışan MHP Lideri Sayın Dr.Devlet Bahçeli'nin açıklamalarını herkes takip etmeli ve bundan kendisine pay çıkarmalıdır.
Çünkü, Türkiye'nin devlet adamlarının sağduyusuna çok ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşamaktayız.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
22 Mayıs 2008 18:22 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
hatırla sevgili saçma sapan ve tek taraflı gösteri yapmakatadır
AKP iktidarının, Recep Tayyip Erdoğan'ın damadının patronuna kazandırdığı ATV'de "Hatırla Sevgili" isimli bir dizi yayınlanmaktadır.
Bu dizi, ATV Çalık Grubuna geçmeden önce yayınlanmaya başlamıştı. ATV, TMSF'nin elinde iken (yani yine iktidarın elinde iken) yayınlanmaya başlayan "Hatırla Sevgili" isimli dizi, yayına başladığı günden bu yana taraflı, tarihi hakikatlere aykırı, haini, teröristi kahramanlaştıran bir içerikle izleyiciye sunulmaktadır.
Diziyi iki-üç bölüm tesadüfen izledim ama bu diziyi sürekli izleyen okuyuculardan, sık sık bu dizi hakkında şikâyet almaktayım ve bu dizi hakkında görüşlerimi yazmam yönünde mailler, cep mesajlar gelmektekteydi.
İzlediğim iki-üç bölümde bile nasıl bir tarafgirlik anlayışı ile senaryosunun yazıldığını gördüm...
1980 öncesi olayları yanlı ve taraflı bir şekilde işleyen "Hatırla Sevgili" isimli dizide, Ülkücülere genelde katil, kavgacı, piyon, cahil insanlar imajı çizilirken, solculara mazlum, kahraman, duyarlı insanlar imajı verilmeye çalışılmaktadır.
İzlediğim bölümlerden birinde, Ülkücü genç ile Solcu genç aynı nezarette bir diyalog halinde oynatılıyor.
Ülkücü Genç komüniste "Satılmış komünistler, yaptığınızın hesabını vereceksiniz."deyince, solcu da Ülkücü'ye : Ulan kafanız bir şeye basmıyor, iki satır kitap okumayı bile bilmiyorsunuz, Başbuğunuzun 9 ışık saçmalığından başka bir b..k bildiğiniz yok!.."
Sırf böyle bir sahnede sergilenen diyalogda bile "Hatırla Sevgili" isimli dizinin düşüncesindeki saplantıyı anlamak mümkündür.
"Biz bu yanlı, taraflı saplantıyı anladık" derken, bize en büyük yardım, bu dizinin bu filmin senaristi Nilgün Öneş geldi. Bakın nasıl itiraf ediyor tarihi çarpıttığını...
Bu filmin senaristi Nilgün Öneş , kendisi ile yapılan röportajda "Hatırla Sevgili'de biraz fazla taraf olmadınız mı?" Şeklindeki soruya bakın nasıl cevap veriyor:
"Tarafsız olmaya çalışıyorum. Kendimi paralıyorum. Bütün görüşlere yer vermeye çalışıyorum. Geriye çekilip tepeden bakmaya çalışıyorum. Ama mümkün değil ki, ben bir tarafım. Amcam da dayım da İşçi Partisi üyesiydi. Onlarla aynı fikirde bir babanın çocuğu olarak benim çocukluğumdan beri bir görüşüm vardı. Diziye de bunu yansıttım tabii."
Zaten bu sözler üzerine, "Hatırla Sevgili" isimli dizinin yanlı, taraflı olmasının tartışılması zaman kaybı olacaktır.
Tartışılması gereken olsa olsa "Hatırla Sevgili"nin arasına ekleme yapılarak "Hatırla Yalancı Sevgili" olarak dizinin isminin değiştirilmesi olmalıdır.
Bazıları, bu dizi filme gelen "yanlı, taraflı, yalancı" yönündeki tepkileri "Ya nihayetinde bir film, olur böyle şeyler" şeklinde dindirmeye çalışmaktadırlar. Fakat bu dizi film, gerçekleri saptırmakta, teröristi, hainliği insanlarımıza örnek model olarak sunmaktadır. Yaşanan hadiseleri, olduğundan farklı gösteren, suçluyu-suçsuzu birbirine karıştıran, ideolojik saplantı ile iftiralar atan "Hatırla Sevgili" yalanların ekrana taşınmasından başka bir şey değildir.
Türkiye, 1980 öncesi, kimsenin bir daha istemeyeceği ve bu ülkeden yana olan herkesin "Allah o günleri bir daha göstermesin" dediği günleri, en acı yönleri ile yaşadı.
Emperyalizmin ahtapot gibi ülkeyi sardığı, vatanın "varoluş-yokoluş" mücadelesinin yaşandığı o günlerde, Ülkücüler "Ne ABD, Ne Rusya, Ne Çin, Her şey Türk tarafından, Türk'e göre, Türk için" sloganı ile fikri ve fiili mücadele verdi, bu konuda da çok büyük bedeller ödedi. O mücadele yıllarında binlerce şehit, binlerce gazi verdi.
Fakat, ‘Hatırla Sevgili'de hatırlatılmayan, Ülkücülerin yaşadığı ızdıraplar ve ödediği bedellerdir.
Tek yönlü, takıntılı ve alerji yüklü bir şekilde, Ülkücüleri suç toplama merkezi olarak gösteren solcular, medyada yer tuttukları günden bu yana, Ülkücülere her türlü iftirayı atarak, kamuoyunda "kötü adamlar" imajını verdiler, Ülkücülerin kahramanlıklarını ve kahramanlarını gölgelediler... Ülkücülerin medya alanındaki eksiklikleri ve propaganda alanındaki zayıflıkları, bu imajı çizenlerin çalışmalarını kolaylaştırmaktadır.
1980 öncesi, Komünist çeteler tarafından katledilen beş bine yakın şehidi olan,12 Eylül ihtilalinde dokuz tane yiğidini idam sehpasına şehit veren Ülkücü Harekete bu mağduriyeti kimler yaşatmıştır?
‘Hatırla Sevgili' dizisinde olduğu gibi, birçok propaganda alanında, Ülkücüleri sürekli katil olarak gösterenlere sormak lazım? Binlerce Ülkücü'yü şehit edenler, uzaylılar mıydı? Başka gezegenlerin yaratıkları mıydı, yoksa "Hatırla Sevgili" gibi dizilerde "masum, mazlum ve kahraman" olarak gösterilen komünistler miydi?
Ülkücülere tolerans, Ülkücülere torpil istemiyoruz sadece tarihi gerçekleri olduğu gibi topluma yansıtmanızı bekliyoruz... "Taraf olmadan yapamam, mümkün değil" diyen ‘Hatırla Sevgili'nin mimarlarından bunu beklemek de, herhalde zaman kaybı ve boş hayal olur.
Bu filmin senaristi Nilgün Öneş itiraf ediyor, ve diyor ki, "Ben İşçi Partiliyim, tarafsız olamam.." daha ne desin. Bu itirafı bilmeyenler için biraz açayım. 80 öncesi İşçi partisinin yayın organı Aydınlık, Ülkücüleri isim isim, ev adreslerini yayınlar, yayınladıkları isimler de hemen o gün ya da ertesi gün kahpe bir pusuyla şehit edilirdi. 1978'de Taksim'de 1 Mayıs Mitinginde 38 insanı katleden de Maocu teröristler olduğu bilinsin de Maocu-İşçi Partili olmak ne demek herkes anlasın. Bu işçi Partisinin öncesi de var tabi. Önceleri Behice Boranın TİKP (Türkiye İşçi Köylü Partisi), Türkiye'yi terör ve kamplaşma ile tanıştıran ihanet odağıydı. "Hatırla Sevgili" dizisinin senaristi Nilgün Öneş gibi bir İşçi Partiliden de başka türlü bir proje çıkmazdı zaten.
Gerçekleri saptırmada taraf olduğunu itiraf eden "Hatırla Sevgili" isimli dizinin en acı yönü de, konsept danışmanları arasında, Ülkücü şehidin kardeşi Mümtazer Türköne gibi bir ismin bulunmasıdır.
AKP'li bir milletvekilinin kocası olan, "Diyarbakır'ın adı Amed (PKK jargonunda Diyarbakır'a verilen ad) olabilir. Eğer Kürtlere onurlarıyla, kendilerini eşit hissedecekleri bir siyasal atmosfer sunarsanız, onlar da kendilerini bu ülkenin tamamına ait hisseder." şeklinde uçuk-kaçık fikirlerin sahibi olan Mümtazer Türköne, bu dizinin danışmanlığını yapıyorsa, o filmden nasıl bir hayır beklenebilir?
‘Hatırla Sevgili'nin senaristi Nilgün Öneş , "Ben bir tarafım" diyerek durduğu noktayı bildiriyor. Ya Ülkücü şehidin kardeşi olan Mümtazer Türköne necidir? Ülkücü olmadığı fikirlerinden bellidir.
Yeni düşüncelerine bakınca ya PKK'lı, ya AKP'li dememiz gerekiyor herhalde? Zaten, AKP'yi savunacağım diye, saçmalamanın her çeşidini fikir diye ortaya koyuyor.
Bazıları, bu tür dizi fırsatlarını, geçmişin muhasebesini yapmak, yaşanan acı günlerden ders çıkartıp Türkiye'yi yaşanacak yeni badirelerden kurtarmak için değil, yine kutuplaşma ve çatışma yarattıracak senaryolar peşinde koşmaktadırlar. Taraf olmaları, diğer tarafa haksızlık olarak yansımaktadır.
1980 öncesi mücadelelerde, komünistlerden daha çok Ülkücüler öldürülmüştür, hal böyle iken komünist çetelerin cinayetleri görülmeyip, neden tek suçlu Ülkücüler ilan edilmektedir? İdam sehpasında şehit edilen 9 Ülkücü yiğit, kahraman değil de, nedir? Fikir olarak sırtını Rusya'ya ve Çin'e dayamış komünistler kendi ideolojisinin kahramanı ise, tek sevdası vatan, millet, bayrak ve din olan Ülkücülerde, Türkiye'nin gerçek kahramanlarıdır.
Ellerinde Kuran-ı Kerim ve Türk bayrakları ile idam ipine doğru yürüyen Ahmet Kerse, 31 Ocak 1983, Gaziantep Cezaevi'nde idam edildi. Ali Bülent Orkan, 13 Ağustos 1982, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Cengiz Baktemur, 2 Mayıs, 1982, Elazığ Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Cevdet Karakuş, 4 Haziran 1981, Elazığ Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Fikri Arıkan, 27 Mart 1982, Mamak Askeri Cezaevi'nde idam edildi. Halil Esendağ, 5 Haziran 83, İzmir Buca Cezaevi'nde idam edildi. İsmet Şahin, Paşakapı Cezaevi'nde idam edildi. Mustafa Pehlivanoğlu, 7 Ekim 1980'de ve Selçuk Duracık, 5 Haziran 1983'te idam edildi...
Komünistler idama giderken intihar etmek isterlerken yakalanmış, Ülkücüler ise namazlarını kılıp, Kuran-ı Kerim sesleri, tekbirler eşliğinde şehit olmaya yürürken, düğüne gider gibi, kahramanlaşarak gitmişlerdir. Her Ülkücü şehidin hayatı destan gibidir. İdam edilen Ülkücülerin, idam anları asil duruşun, en mahzun fotoğrafıdır.
Ülkücüler, bu ülkenin gerçek garibanı, gerçek mağduru, gerçek mazlumu, gerçek kahramanıdır.
İdam edilen şehitlerden Halil Esendağ'ın yaşadıkları yürek parçalayıcıdır. Kefen parası olmayan Halil Esendağ için yirmi kişi bir araya gelir ama o kefen parası yine bulunmaz. Sonra Ülküdaşlarının birinin nevresiminden Halil Esendağ için kefen yapılır... Halil Esendağ böyle şartlarda şahadet şerbetini içiyor.
İdam edilen şehitlerden Cengiz Baktemur, idam vakti gelince müsaade isteyip sabah namazını kılıyor, idam gömleğini giyip, darağacına doğru yürüyor. Cellâtlar son arzusunu soruyor. "Bir bayrak ve Kur'an-ı Kerim istiyorum" diyor. Kuran-ı Kerim getiriliyor. Öpüyor üç defa başına koyuyor. Küçük de bir bayrak getirmişlerdi. Bayrağı göğüs hizasına kadar kaldırıyor, ileri doğru uzatıyor ve "Ey benim şerefli bayrağım, Ben seni dalgalandırmak için çok mücadele ettim ama gücüm yetmedi" dedikten sonra öpüp başına koyuyor ve şahadete ondan sonra yürüyor...
Diğer şehitlerimizin hepsinde buna benzer manzaralar, buna benzer duygu yüklü anılar yaşanmıştır...
Komünistlerin mektuplarını yayınlayarak, duygusallık oluşturmaya çalışanlar, Ülkücü şehitlerin okuyan hiç kimsenin gözyaşlarını tutamayacağı mektuplarını neden yayınlamazlar?
Ülkücünün aşklarını, sevdalarını niçin görmek ve göstermek istemezler?
Okuyun bakalım yiğitler yiğidi Mustafa Pehlivanoğlu'nun anasına ve babasına yazdığı mektubunu... Vatan sevdalısı, bayrak sevdalısı, millet sevdalısı, din sevdalısı olupta gözyaşlarını tutabilecek var mı?
"Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır.
Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.
Oğlunuz Mustafa/7 Ekim 1980
Vatan, Millet uğruna korkmadan,ardına bakmadan darağacına bile düğüne gider gibi giden Ülkücüler, katil, korkak.... ama asılarak idam edilmekten korktuğu için defalarca intihara girişen, Sovyetler ve Çin adına her türlü eylemi yapan, banka soyan, namaz kıldığı için anasını, babasını kurşunlayan, özkardeşlerine Moskova ve Pekin adına kurşun sıkan Komünistler... Kahraman... Öyle mi? Sorun Yaşar Kemal'inize. Sizin kahramanlaştırdığınız o kişiler "Kaç kere, niye intihara kalkışmışlar?", o söylesin.
Şerefli bir Türk, kendi bayrağı dışında bir bayrak taşır mı?
Söyleyin o zaman sizin o kahramanlaştırdıklarınız neden Sovyet-Çin bayrağı sallıyor, neden Mao-Lenin-Marks posterleri taşıyordu? Hangi şerefli ve kahraman insan başka milletin bayrağını taşır, hangi şerefli Türk kendi büyükleri dururken Mao-Lenin-Marks posteri taşır?
Sizin o kahramanlaştırdıklarınız Sovyet-Çin hatta Arnavutluk bayrağı taşıyıp duvarlara İnsanlık suçlusu Mao-Lenin-Marks fotoğrafları asmadı mı?
Ülkücülerin elinde yüreğinde Türk Bayrağı, Türk Büyükleri dışında başka bir sevda mı vardı?
Taraflı, yanlı, saplantılı, yalancı olan ‘Hatırla Sevgili'den bunları hatırlamasını beklemiyoruz... Biz sadece vicdan sahiplerine sesleniyoruz. Ve "Hatırla Türk Milleti" diyoruz...
Hatırla senin için mücadele veren yiğitleri, hatırla senin için şehit olanları, hatırla senin için gazi olanları, hatırla senin için bedeller ödeyenleri...
Hatırla bu ülkeyi Rusya'ya, Çin'e köle yapmak isteyenleri, hatırla emperyalist fikirleri Türkiye'ye salgın hastalık gibi yaymaya çalışanları, hatırla bu ülkeyi Halklara bölmeye çalışanları, hatırla milli ve manevi değerlere kin ve nefret kusanları...
Eğer o günleri hatırlarsan kim kahraman, kim hain o zaman daha iyi anlayacaksın...
Tarih, Ülkücüleri her konuda haklı çıkarmıştır.
Ülkücülerin fikirlerinin haklılığı bugün, o günlerde komünist çizgide bulunan birçok solcuyu milliyetçi çizgiye getirmesinden anlaşılmaktadır.
Bugün birçok solcu milliyetçi reflekslerle, Türk bayrağı dalgalandırmaktadır.
Bu Türkiye adına çok büyük kazançtır. Biz bundan kompleks değil, mutluluk duyarız...
Tarih gerçekleri bağrında saklamaktadır. Propaganda araçlarını kullananlar, ideolojik düşmanlık için değil, gerçekleri öğretmek için çaba vermelidir.
En başta da "Hatırla Sevgili" dizisindeki saplantılı ve taraflı ruh hali kendini düzeltmelidir....
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
22 Mayıs 2008 18:18 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
bahçeli'den "bildiri savaşlarına" en doğru yorum
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli son günlerde yaşanan Yargıtay ile AKP arasındaki bildiri savaşına en objektif ve doğru yorumu yaptı.
Bahçeli açıklamasında "Yasama ve yürütmenin yargıyı etki ve vesayet altına almaya çalışması ve görevine müdahalesi ne kadar yanlış ve kabul edilmezse, yargının da yasama ve yürütmenin yetkilerini alenen sorgulaması ve bu alana taşacak tutumlar içine girmesi de aynı derecede hatalı ve kabul edilemez bir durumdur." dedi.
Bahçeli ayrıca açıklamasında sorunun çözümü için de yol gösterdi. Bahçeli "Cumhurbaşkanı Gül'ün bu konuda insiyatif alarak yasama, yürütme ve yargı kurumları başkanlarını bir araya getirmesini" önerdi.
Bahçeli'nin yazılı açıklamasının tam metni şu şekilde:
Son dönemde şahit olunan gelişmelerin demokratik hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaştırılması mümkün değildir.
Türkiye maalesef çok tehlikeli bir ayrışma ve cepheleşme sürecine sokulmuştur.
Ortak milli ve manevi değerlerimiz siyasi istismar aracı ve çatışma alanı haline getirilmiştir.
Türk toplumunun din, inanç ve etnik temelde ve cumhuriyetin değerleri etrafında kamplara bölünmesinden sonra bu cepheleşme kamu kurumlarına da sirayet etmiştir.
Son gelişmeler, bu tehlikeli süreçte sıranın Anayasal kurumlara geldiğini göstermektedir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan demokratik Parlamenter rejimlerde devlet kurumlarının birbiriyle kavga etmesi ve bunun kamuoyu önünde bildiri savaşlarıyla topyekün bir çatışmaya dönüşmesi çok vahim bir durumdur.
Türkiye'nin nereye sürüklenmek istenildiği ve bunun sonuçlarının ne olacağı üzerinde, başta hükümet olmak üzere bütün Anayasal kurumların çok dikkatli bir değerlendirme ve muhasebe yapması hayati önem taşımaktadır.
Bu cepheleşme ve çatışma ortamında, Türk demokrasisi tahrip edilmekte, siyaset kurumu zedelenmekte ve Anayasal kuruluşlar itibar kaybına uğramaktadır.
Bu arada etnik bölücülük gündemi adım adım ilerletilmekte ve Türkiye'nin milli birliğini, milli devlet niteliğini ve üniter siyasi yapısını yıkmayı amaçlayan uluslararası faaliyet ve müdahaleler hız kazanmaktadır.
Son dönemdeki gelişmelere bakıldığında karşımıza çıkan gerçekler şunlardır:
● AKP'nin kapatılması için açılan dava sonrasında Başbakan Erdoğan ve AKP, bağımsız Türk yargısını hedef alan, hukuk ve ahlak dışı bir taciz, tehdit ve terör kampanyası başlatmıştır.
√ Başbakan ve AKP, kendilerini meşru zeminlerde savunmak yerine, siyasi güç gösterisi ve meydan okuma yolunu seçmiş ve yargıya karşı adeta cihat ilan etmiştir.
√ AKP'nin siyasi ihtirasları uğruna Türkiye'nin onuru ve haysiyeti ayaklar altına alınmış, Başbakan ve arkadaşları Anayasa Mahkemesini baskı altına almak için yabancı başkentlerin karanlık koridorlarında yargıyı ihbar turlarına çıkmıştır.
√ Türkiye'yi aşağılamayı meslek edinen Avrupalı müfettişlerin Cumhuriyetin temel değerlerine dil uzatmaları ve Anayasal kurumlara yönelttikleri ağır hakaretler, bizzat Başbakan tarafından haklı ve meşru müdahale olarak görülmüş ve savunulmuştur.
√ Bu süreçte, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararın ne olması gerektiği konusunda da yol göstermeye yeltenilmiş, bazı çevreler kararı dikte ettirecek kadar çizmeyi aşmıştır.
● Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 21 Mayıs 2008 tarihli bildirisi, yargıyı hedef alan sistemli tahrik ve tehditlerin ağırlaşarak süregeldiği böyle bir ortamda yayınlanmıştır.
Bildirinin her noktası ile tam bir mutabakat içinde olmasa bile, herkes en azından bu hususu kabul etmek durumundadır.
Bu bakımdan, bu bildiriyi, içerden ve dışardan kuşatma altına alınan, bizzat hükümetin yönlendirdiği çok ağır bir saldırı ve hakaret kampanyasının hedefi yapılan ve savunmasız bir hale getirilmeye çalışılan Türk yargısının, bağımsızlığını ve onurunu korumayı amaçlayan haklı bir tepki ve tavır olarak görmek mümkündür.
√ Ancak, burada çok hayati bir nokta gözden kaçırılmamalıdır.
- Yasama, yürütme ve yargının görev ve sorumlulukları Anayasa'da açıkça belirtilmiştir.
- Yasama ve yürütmenin yargıyı etki ve vesayet altına almaya çalışması ve görevine müdahalesi ne kadar yanlış ve kabul edilmezse, yargının da yasama ve yürütmenin yetkilerini alenen sorgulaması ve bu alana taşacak tutumlar içine girmesi de aynı derecede hatalı ve kabul edilemez bir durumdur.
- Devletin temel organları arasında yaşanan sorunların kamuoyu önünde bir savaşa dönüştürülmeden önce diyalog kanalları kullanılarak suhuletle ele alınması, demokrasi ve hukuk devletinin bir icabı olarak görülmelidir.
- Aksi takdirde, gergin ortam daha da ağırlaşacak, karşılıklı meydan okumalar çatışmaları tırmandıracaktır. Bunun sonucu doğacak siyasi ve Anayasal kriz ortamında kaybedecek olan da Türkiye olacaktır.
- Son dönemde diyalog yöntemlerine itibar edilmemesi ve sağ duyunun ihmal edilmesi bu bakımdan büyük bir talihsizlik olmuştur.
● AKP'nin Yargıtay bildirisi hakkında yaptığa açıklama, hükümetin gerilimden beslenen sorumsuz tutumunu sürdürme kararlılığını göstermek bakımından ibret verici olmuştur.
Açıklamada yer alan Yargıtay'ın, bu yolla kapatma davasına taraf olduğu ve görev ve yetkisinin dışına çıktığı iddia ve suçlamaları geçersiz ve mesnetsizdir.
√ Avrupa Birliği'nin davaya müdahil olması için yardım seferberliği başlatan ve Yüce Mahkemeyi bu amaçla kuşatma altına alan hükümetin, şimdi Yargıtay'ın davaya taraf olduğunu söylemesi ve bundan şikayet etmesi kara bir mizah örneğidir.
√ Milletten aldığı yönetim yetkisini, her türlü kanunsuzluk ve yolsuzluk için açık çek olarak gören; devlet bürokrasisinde her kademede büyük bir kıyım yaparak partizan kadrolar kuran; yandaş medya yaratmada büyük mesafe alan AKP "yargının siyasallaşması" suçlamasında bulunmadan önce çok iyi düşünmelidir.
√ Yargı reformu gibi temel bir düzenlemeyi yargı kurumlarını yok sayarak siyasi hedefleri doğrultusunda hazırlayan ve Avrupa Birliği'nin onayına sunan hükümetin, bu garabete gösterilen haklı tepkilerin Yargıtay'ın görev ve yetkisinin dışında kaldığını söyleyebilmesi, yargıya darbe niyetlerinin artık saklanamayacak bir noktaya geldiğini ortaya koymuştur.
● Bugün gelinen noktada iş şirazesinden tamamen çıkmıştır.
√ AKP'nin bundan sonra dış destekle ve zorlamalarla yürüyeceği bir yol kalmamıştır.
√ Türk milletinin de, verdiği emanete ihanet eden AKP ile gideceği bir yol olmadığı bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır.
√ Milli irade istismarını siyasi meşruiyet kaynağı olarak gören ve karanlıklar diktatörlüğüne heveslenen AKP hukuki, siyasi ve ahlaki meşruiyetini kaybetmiştir.
Son seçimde aldığı oy oranı ve Meclis çoğunluğu bu meşruiyet kaybını telafi edemeyecektir.
√ Kapatma davasının sonucu ne olursa olsun, bu süreci etkilemek için kurulan tezgahlara ve yazılan siyasi senaryolara hangi ümitler bağlanırsa bağlansın, bu gerçekler değişmeyecektir.
Testi artık kırılmış, taşlar yerinden oynamıştır.
Türkiye, temiz ve dürüst siyaset anlayışının, hukuka saygının, siyasi ahlakın ve demokratik meşruiyetin egemen olacağı yeni bir dönemin eşiğine gelmiştir.
● Gerilimin ağırlaştığı ve devlet organları arasındaki güven bunalımının çatışmaya döndüğü bu sürecin en az zararla atlatılması ve bir rejim krizine yol açmasının önlenmesi hayati önem taşımaktadır.
Bunun için izlenecek yönteme ilişkin olarak şu iki hususu bütün ilgili tarafların dikkatine getirmek isteriz.
√ Anayasa Mahkemesindeki dava sürecinin sağlıklı bir biçimde işlemesine herkes yardımcı olmalıdır.
Bunun için yargı süreci sonuçlanana kadar bu konudaki tartışmalara, iç ve dış tahrik ve müdahalelere son verilmelidir.
Basın ve yayın organları da yargı sürecini etkileyecek ve gölgeleyecek tartışmalara zemin hazırlamamak için üzerine düşen sorumluluğun icaplarını yerine getirmelidir.
√ Anayasa'nın 104. maddesi uyarınca "Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme" görev ve yetkileri Sayın Cumhurbaşkanı'nın uhdesindedir.
Bugün gelinen noktada Cumhuriyetin Temel Organları arasında aleni bir çatışma yaşanıyor olması karşısında, Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu konuda inisiyatif alması yerinde ve yararlı olabilecektir.
Bu amaçla konunun bütün yönleriyle bir diyalog ortamında ele alınarak bu çatışmalara son verilmesi için Sayın Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında Yasama, Yürütme ve Yargı kurumları başkanlarının bir araya gelmesi üzerinde durulmalıdır.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
20 Mayıs 2008 19:31 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
"senaryolara direnen tek örgüt mhp"
Toplantıda konuşan MHP Genel Sekreteri Paçacı, gündemdeki konuları değerlendirerek Avrupa Birliği'nin kandırmaca olduğunu, terör örgütü PKK'nın da PKK'yı terör örgütü olarak ilan eden dünyanın değişik ülkeleri tarafından örtülü olarak desteklendiğini söyledi.
MHP'YE AYDIN'DA 240 KİŞİ KATILDI
MHP Genel Merkezi tarafından yurt çapında başlatılan "Uyan Türkiye Şimdi Birlik Zamanı" programı kapsamında Aydın İl Örgütü ile Genişletilmiş İl Divan Toplantısı'nda bir araya gelen Cihan Pacacı, MHP'nin Ege'de kalesinin Aydın olduğunu belirterek Aydınlılara teşekkür etti. Törende son günlerde MHP'ye katılan 240 kişi adına temsili olarak 30 kişiye MHP rozeti takıldı. MHP'ye katılan isimler arasında AK Parti Didim İl Genel Meclisi Üyesi Taner Turhan ile Kuşadası Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Sarı da var.
ESKO toplantı Salonu'nda gerçekleştirilen toplantıya MHP Aydın milletvekilleri Ali Uzunırmak, Recep Taner, Ertuğrul Kumcuoğlu, MHP Muğla Milletvekili Metin Ergün, MHP Aydın İl Başkanı Hasan Muti, Merkez İlçe Başkanı Mukadder Yılmaz, İl Kadın Kolları Başkanı Lale Budaklı, MHP'li belediye başkanları, belediye meclis ve il genel meclisi üyeleri, ilçe ve belde başkanları ile çok sayıda partili katıldı.
Aydın Efeleri'nin gösterileri ile başlayan toplantıda gündem maddelerine geçilmeden önce MHP Aydın İl Geneli'nde başarılı çalışmalarda bulunanlara teşekkür belgesi verildi.
MHP'YE İHTİYAÇ HER ZAMANKİNDEN FAZLA
Toplantının açılışında konuşan MHP Aydın İl Başkanı Hasan Muti, 19 Mayıs Ulusal Egemenlik Haftası'nın 89. yılında Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun 89 yıl öncesinden farksız olduğunu belirterek "Bu şartlar altında MHP'ye duyulan ihtiyaç her zamankinden daha fazladır" dedi.
Aydın'ın Türkiye'nin özel bir bölgesi olduğunu, son zamanlarda Aydın'ın ülkücülerin kalesi olduğunu söyleyen MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, "Aydın MHP'nin Ege'deki kalesi haline gelmiştir. Üç milletvekilini Aydın'dan Ankara'ya gönderen partililerimiz yerel seçimlerde de belediyenin burcuna üç hilali takacaktır" dedi.
TÜRKİYE TEK DEVLET, TEK MİLLET ESASINA GÖRE KURULDU
Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana ülkenin en sıkıntılı dönemini yaşadığını belirten Paçacı, dünyanın ilgisini çeken bir ülke olduğumuzu bu nedenle Türkiye üzerinde büyük senaryolar oynandığını söyledi. Paçacı çeyrek asırdır PKK'nın eylemlerine devam ettiğini, terör örgütüne bazı ülkelerin örtülü destek verdiğini belirterek "Ülkemiz tek devlet tek millet esasına göre kurulmuştur. Ama amaç milli devleti ve milli kimliğimizi parçalamaktır. PKK'nın son dönemlerde siyasallaşma sürecinin de altında bu hedefler var. Bu senaryolara karşı direnen tek örgüt MHP'dir."
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
20 Mayıs 2008 19:10 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
myanmar'da türk şehitliği sular altında
I. Dünya Savaşı'nda Filistin, Irak ve Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 1500 Türk askeri götürüldükleri Myanmar'da esir kamplarında şehit oldu. Şimdi ülkedeki iki Türk şehitliği de sular altında.
ANKARA
Myanmar'da geçtiğimiz hafta sonu yaşanan kasırga felaketinin ardından binlerce kişi öldü, yaralandı ve evsiz kaldı. Bütün dünyanın gündemine oturan bu Güneydoğu Asya ülkesinin, Türkiye için ise özel bir yeri var. Çünkü, Myanmar'da tam bin 500 Türk askerinin yattığı 2 şehitlik bulunuyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Irak, Filistin ve Arabistan cephelerinde, İngilizlere karşı savaşırken esir düşen Türk askerleri, o zamanlar Britanya İmparatorluğu'nun sömürgesi olan Burma'ya yani bugünkü adıyla Myanmar'a getirildi. 12 bin Türk askeri Burma'da demiryolu, köprü ve suni göl yapımında çalıştırıldı. Ağır çalışma şartları ile hastalıklar yüzünden bir çoğu şehit düştü.
'ANA BEN ÖLMEDİM'
Thatmyo veya Thaet Myo esir kamplarındaki iki Türk şehitliğinin kasırga sonrası ne olduğu ise bilinmiyor.
Araştırmacı Cemalettin Taşkıran'ın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan 'Ana Ben Ölmedim' adlı Birinci Dünya Savaşı'nda Türk esirleri kitabında da Burma'daki (Myanmar) bu iki kampa geniş yer veriliyor. Buradaki bilgilere göre; İngilizler, Irak Cephesi'nde esir aldıkları Osmanlıları Basra'da bir süre tuttuktan sonra gemilere bindirerek Irrawady ırmağı üzerinden Thatmyo kasabasına getirilerek kasabadan 1,5 mil uzaktaki esir kampına götürülüyorlardı. Thatmyo esir kampı hastanesinde bulunan Tabip Yarbay Behiç Bey, Türk askerlerinin esareti hazmedemeyişini hatıralarında şöyle anlatır:
“... İntihara tasaddi ile [girişimde bulunarak] muvaffak olmayanlara sorulsa 'Ne yapayım? Bu hayattan bıktım. Sabah akşam şu tel örgüyü seyredemeyeceğim için intihara karar verdim.' cevabını verir...”
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com