Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENERSSYorum RSS
Yazılar

KLONLANMA DEĞİL, ÖTENAZİ İSTİYORLAR 

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türkiye’nin birçok meselesinde olduğu gibi, AKP’nin kapatılma davası ile muhatap olduğu şu günlerde de, oluşan siyasi kaosa yönelik çözüm önerileri üretip bunu muhataplarına sunmaktadır.

Ama muhataplarının kiminin işine gelmediği için, kiminin de aklı basmadığı için bu çözüm önerilerini anlamakta zorlanmaktadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çözüm önerilerini siyasi histerileriyle değerlendirenler, sağlıklı bir tahlil yapamamaktadır. Türkiye’nin huzur ve güvenini düşün(e)medikleri için de akılcı ve mantıklı davranma ihtiyacı hissetmemekteler.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, akıl, sağduyu ve vicdan boyutundan sesleniyor. Ama siyasi rant boyutundan bakanlar için Devlet Bahçeli’nin bakış açısı pek anlam ifade etmiyor.

Türkiye kaosun her yönden acısını yaşıyor ve tamamen kaosa esir olacak durumdadır. Bu yüzden siyasi kavganın, basit siyasi hesaplar yapmanın zamanı değildir. AKP’nin içine düştüğü durum sadece AKP’yi değil, Türkiye’yi ilgilendirmektedir. AKP’li yetkililer, kriz yaşayan ve kaosa doğru adım adım sürüklenen Türkiye adına tahliller ve çözüm önerileri sunanları, ‘içişlerine karışmak’ gibi suçlama huyundan vazgeçmelidir.
Recep Tayyip Erdoğan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Türkiye’nin normalleşmesi adına sunduğu formülleri "Bizim partimizle ilgili başka bir partinin genel başkanı klonlama gibi akıl veren ifadeler kullanıyor. Ben MHP'yi siyasi muhatap almadım, ama onlar bu süreçte bize bir sürü şey söyledi. Klonlama ne demek? Bir parti genel başkanına böyle bir ifade yakışıyor mu? Bir Başbakan'a bu söylenir mi? Buna cevap vermeyi bile kendime yediremiyorum, yediremedim. Cevap vermeyi zul sayarım" şeklinde değerlendirerek,”huylu huyundan vazgeçmez” özdeyişini haklı çıkarmıştır.
AKP, bugüne kadar yaptıkları yahut yapamadıkları ile siyasi ötenaziyi tercih etmiştir. Bu sebeple, Türkiye’nin varlığını da ötenaziye doğru sürüklemektedir. MHP Lideri Devlet Bahçeli millet iradesine saygının yansıması olarak, çoğunluğu elinde bulunduran AKP’ye en makul yolu göstermiştir. Siyasetin amacı Türkiye’ye yön vermektir. MHP Lideri Devlet Bahçeli de, Türkiye’nin yönetilmesinde yetki sahibi olan AKP’nin durumuna, AKP içindekilerin akıl edemeyeceği şekilde, sırf Türkiye’yi düşünerek öneriler sunmuştur.
Uygulayıp, uygulamamak muhataplarına kalmıştır. Fakat, bunu ‘muhatap almamak, zul saymak’ gibi siyasi sığlıkla değerlendirmek, ancak AKP zihniyetine yakışmaktadır. AKP de zaten kendine yakışan değerlendirmelerle cevap vermektedir.
AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş da, Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından bir gün sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, gündeme getirdiği “siyasi klonlama” çağrısı üzerine “Siyasi Klonlama” gibi siyasi nezaketin ötesinde demokratik zihniyetle bağdaşmayan bir teklifi ısrarla gündemde tutmaya çalışmasını üzüntüyle karşılıyoruz.” şeklinde izah etmeye kalkmak, çok kısa bir süre sonra, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin dediği noktaya gelebilecek AKP’yi utandıracak mıdır? Sanmam… O zaman da, her zaman yaptıkları gibi günü kurtarmaya yönelik açıklamalarda bulunacaklardır.

AKP’lileri en yakından tanıyan, adeta onların ciğerini bilen Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, AKP'nin kapatılması durumunda partinin "Gülcüler ve Tayyipçiler" şeklinde ikiye bölüneceğini söyleyerek, "Eden bulur, dinleyen ölür. Bunlar ettiler, bunlar Türkiye'nin ümidi olan bir partiyi, Türkiye'yi en kısa zamanda İslam dünyasının eteğine tutunacak bir Türkiye olmasını sağlayacak bir girişime en büyük darbeyi indirdiler. Onun için yaptılar, böldüler, bölünecekler" şeklinde çok önemli açıklamalar yaptı, Recep Tayyip Erdoğan nedense bu konuya hiç değinmedi.

Şevket Kazan’a tepkiyi Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin verdi. Şahin, "Bu açıklamanın, geçmişteki bir yol arkadaşınızdan gelmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna da "Rakip bir siyasi partinin mensubunun böyle bir açıklama yapması siyasetin bir gereğidir" karşılığını vererek geçiştirmeye çalıştı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, çözüm önerileri sunup, Türkiye için, AKP’ye yol gösterince AKP’deki bazı yetkililere göre bu “siyasi nezaketsizlik” oluyor, fakat Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan AKP için “Böldüler, bölünecekler" diyince “siyasetin gereği” olarak tarif ediliyor. AKP’nin siyasi beyni biraz sulanmış görünmektedir.

AKP, kendiyle birlikte Türkiye’yi de felakete sürüklemektedir. AKP ister kapatılsın, ister kapatılmasın umurumuzda değil, ancak Türkiye’nin felakete sürüklenmesine asla müsaade edilemeyecektir. Önerilerin sebebi Türkiye hakkında duyulan endişelerdir. Bunu anlayacak kapasitenin AKP’de olmadığı da, Sayın Bahçeli’nin önerilerine verdikleri cevaplardan anlaşılmıştır.

Siyasi ötenaziye doğru ilerleyen AKP’ye, Allah akıl, fikir versin diyoruz. Akla, fikre o kadar ihtiyaçları var ki, bunun bile farkında değiller…

Farkında olsalar, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin önerisini, böyle ucuz mantıkla değerlendirmezler…

Ucuz mantığın, eylem ve söylem olarak sergilendiği AKP’den de ancak bu ürünler çıkmaktadır.

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

KURTLAR VADİSİ DEĞİL, AMPUL VADİSİ OLDU! 

afisaq4 Kurtlar Vadisi’nin “Ampul Vadisine” dönüşmesi sebebiyle, kaç zamandır bir yazı kaleme alayım diyordum, sezonun finali de geçtiğimiz hafta gerçekleşince, kısmet bugüne oldu. Kurtlar Vadisi isimli dizi film, ekranlarda başladığı ilk günlerde, Türkiye’nin bazı gerçeklerinden yola çıkarak kurgulanan, şiddeti ön plana çıkardığı için sık sık eleştirilen, bazı bölümlerinde de milli söylemlerde bulunması sebebiyle sevilen bir dizi olmuştu.

Fakat Kurtlar Vadisi çok büyük değişim yaşadı. Ne olduysa, bu sezon yayınlanan tüm bölümlerinde, AKP’nin propagandası yapıldı. AKP’nin medyası olan Zaman, Vakit, Yeni Şafak Gazetelerinde ne okuduysak, Kurtlar Vadisi’nde senaryo olduğuna şahit olduk… Polat Alemdar, Polat Tayyip Erdoğan’a, Ömer Baba AKP’nin imamına, Deli Hikmet vatansever söylemlerinden AKP’nin Basın ve Propagandasından Sorumlu figüranına dönüştü. Sürekli şekilde ülkedeki istikrardan bahsettiler. Türkiye’de her şeyin iyi gittiği yönünde ifadelerde bulundular. ”Vatan elden gidiyor” söylemini film içindeki çetelere söyleterek, AKP’nin taktiğini kullandılar. Türk milletinin yaşadığı tehlikeli sürecin dillendirilmesini, çetelerin söylemi yaparak, toplum içinde tehlikelerden bahsedenlerin kötü imaja büründürülmesini sağladılar.

AKP, Kurtlar Vadisi’nin izlenirlik oranını bildiği için iktidar gücü ile filmi kendi propagandası için dönüştürmüş durumdadır.

AKP Kurtlar vadisini önce RTÜK marifetiyle evcilleştirdi, sonra da tamamen esir aldı, kendine hizmet ettirmektedir.
Kurtlar Vadisi dizisinde eskiden milli davalarla ilgili mesajlar verilir, Recep Tayyip Erdoğan’ın da “Eşbaşkanı” olduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin Ortadoğu Bölgesine ve Türkiye’ye yönelik tehlikelerine atıfta bulunulurdu. Öyle ki AKP iktidarının tezgâhları ile tekrar seçilmesi engellenen Kıbrıs davasının sembol ismi Rauf Denktaş bile bu dizide rol almıştı. Şiddet yönünün topluma zarar vermesi yanında, senaryo aralarına serpiştirilen milli söylemler de gözden kaçmıyordu.

Bu filmin dönüşümü, “Kurtlar Vadisi-Terör”isimli dizinin ilk bölümünden sonra, AKP’nin baskısı ile Show Tv’den kaldırılması ile başladı. Terör örgütü PKK’nın Türkiye ve küresel ilişkilerinin anlatıldığı “Kurtlar Vadisi-Terör” AKP’yi oldukça rahatsız ettiği için, RTÜK devreye sokularak, bu filmin yayınlanması durduruldu.

Bu sansürleme hadisesinden sonra bu filmin yapımcısı olan Pana Film
*23 yıldır Türkiye'nin gününü kana bulayan, ufkunu kapatan ve geleceğini körelten terör belasının arkasındaki karanlık gerçekleri konu edindiğimiz dizimizin yeni bölümlerine gelen yayın yasağı fiili bir durumdur.

* Hiçbir demokratik hukuk devletinde görülemeyecek bir uygulama ile dizimizin yayımlanması imkânsız hale getirilmiştir.

* Kurtlar Vadisi, daha birinci bölümün ilk sahneleriyle birlikte bu ülkede her şeye rağmen herkesin kardeş olduğu bilincini pekiştirmek için en etkili örneği vermiştir. Dizinin en güçlü mesajlarla vurguladığı Kürt ve Türkün kardeşliğinden rahatsız olanlar Kurtlar Vadisi'ni suçlamış, yayın engellenmiştir.

*Kurtlar Vadisi, kanlı sürecin yol açtığı dolaylı-dolaysız 300 milyar dolarlık kaybın hesabını sorgulayacağı için mi sakıncalı bulunmuş ve susturulmak istenmiştir?” şeklinde özetlediğimiz bu ifadelerle, filmin yayınını durduranlara büyük suçlamalarda bulunmuşlardı.

Kurtlar Vadisi’nin yapımcısı Pana Film, AKP’yi dolaylı olarak bu şekilde eleştiriyordu. Türkiye’de herkes biliyordu ki, bu filmi AKP engellemişti. AKP, daha filmin ilk bölümü yayınlanmadan dahi sansürlemek için faaliyete geçmişti. AKP’nin korkusunun gerekçelerini, Pana Filmin bu açıklaması içinde bulabilirsiniz.

Kurtlar Vadisi, o süreçten bu sürece nasıl geçmiştir? Bu geçiş döneminde aracı AKP’li Bakan Kürşat Tüzmen mi olmuştur? Malum ya, kardeşi Kurtlar Vadisi dizisinde “İstihbaratçı Alper” rolünde oynuyor. AKP’nin kurucuları arasında yer alan Yeşilçam’ın ünlü ismi Tamer Yiğit’in AKP’nin propagandasına dönüştürülmüş bu dizide oynamış olması da AKP gölgesini göstermeye yetmektedir.

Kurtlar Vadisi filminde, ustalıkla sergilenen, ABD merkezli çalışan taraflardan birine yoğunlaşıp, diğerini aklamaktır. ABD’nin Türkiye’yi karıştırmak için kullandığı çeteler üzerinden, ABD’nin Türkiye’yi de böleceğini açıkça beyan edip haritasını bile bastırdığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronu olan AKP’yi aklamak… Kurtlar Vadisi’nin yeni senaryosu bunun üzerine yazılmıştır.

Kurtlar Vadisi’nin yasaklanan “Kurtlar Vadisi-Terör” isimli bölümlerinden önceki bölümleri şimdiki bölümlerle değerlendirirseniz bunu çok iyi anlarsınız.

AKP’nin ağzından düşürmediği “istikrar” kelimesi adeta Kurtlar Vadisi’nin repliği olmuştur. Kurtlar Vadisi, Türkiye’de yaşanan tüm olayları, AKP penceresinden senaryolaştırıp ekrana taşıma vazifesi yapmaktadır.

AKP’nin bu filme maddi ve manevi el attığı her haliyle bellidir.

Kurtlar Vadisi Dizisi, bu kadar izlenme oranını Türkiye’nin gerçek meselelerine kullansa, çok büyük yararları olabilir. Gençleri şiddete özendirmeden, Türkiye’nin yaşadığı tehlikeli süreci, gerçek yönleri ile anlatsalar, filmin popülerliğinin toplumda şuurlanmaya vesile olacağına inanıyorum.

Kurtlar Vadisi, AMPUL Vadisi haline gelmişken, bizdeki beklenti geç kalınmış bir istek mi acaba?

Tekrar tekrar söylüyorum, eski bölümlerle, bu sezon yayınlanan bölümleri bir kıyaslayın…

Sinemaya uyarlanan “Kurtlar Vadisi-Irak” filmi bile, bir milyon Müslüman’ı öldüren ABD askerlerine “ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız” diyen BOP’un “Eşbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’a çok büyük darbe olmuştu.

Kurtlar Vadisi, şimdi, Ampul Vadisi’ne dönüşerek günah çıkartıyor… Polat Alemdar, Emine Erdoğan’ın elini öptüğü gün ise her şey tescillendi…

Bol kazançlar Ampul Vadisi…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

Sonunda Önkuzu'yu Hatırladılar.. ''Hatırla Sevgili Rakibi'' 

dursunonkuzu1  

Yazar "Emine Işınsu"nun 1975 yılında yazmış olduğu ülkücü öğrencilerden "Dursun Önkuzu"nun hatatını anlatan "Sancı" kitabı film yapımcılarının dikkatini çekti.Yetmiş öncesinin solcuları tarafından katledilen ülkücü Dursun Önkuzu'nun gerçek hayat hikâyesini anlatır, o tarihin Türkiyesi'nden kesitler verir. Sancı kitabı film yapımcılarının dikkatini çekerek yeni bir oluşuma neden oldu. Sancı adlı kitap dizi haline getirilmesi için aktör ve aktris arayışları sürmekte olan yapımcılar diziyi yeni sezon'a yetiştirmeye çalışıyorlar.

Film eleştirmenleri: "Eğer bu dizi yayınlanmaya başlar ise hep yanlış hatırlayan sevgiliye çok büyük bir rakip olacağı kesin. Hatırla sevgilinin üzerinde yanlı olduğuna dair çok tartışmalar yapılan bölümlerine buradan cevap verileceğini düşünüyoruz." açıklamasını yaptılar. Sancı adlı kitap şimdiden kitapçıların en çok satanları arasında yerini almaya başladı...

ERTUĞRUL DURSUN ÖNKUZU KİMDİR

23 Kasım tarihi Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun şehit edilişinin yıl dönümüdür.
Ertuğrul Dursun Önkuzu Ülkücü Hareketin "ilk" şehitlerindendir...

4 Ocak 1968 tarihinde Ruhi Kılıçkıran ile "ilk şehit"ini veren Ülkücü Hareket, 21 Mart 1970 tarihinde Süleyman Özmen ile ikinci şehidini vermiştir. Aradan bir kaç ay geçmeden 8 Haziran 1970 tarihinde Yusuf İmamoğlu ile üçüncü şehidini veren Ülkücü Hareket, 23 Kasım 1970 tarihinde Ertuğrul Dursun Önkuzu ile dördüncü şehidini vermiştir...

Ertuğrul Dursun Önkuzu 1948 yılında Tokat ilinin Zile kazasında doğmuştur. Ailesinin en büyük ve tek erkek evladıdır...

İlk öğrenimini Zile'de Sakarya İlkokul'unda, orta öğrenimini ise Zile Ortaokulu'nda tamamlamıştır. Daha sonra Zile Sanat Enstitüsü Tesviye Bölümü'nü bitirmiş ve aynı zamanda Kuran Kursu'na devam ederek, Zile müftüsü hoca "Arif Efendi"den milli terbiye almıştır.

Ertuğrul Dursun Önkuzu, sanat okulunda iken aynı zamanda arkadaşları ile Zile Ülkü Ocağı'nı açmış ve Ocakta seminerler vermiştir.

Zile Sanat Enstitüsü Tesviye Bölümü'nü bitirdikten sonra 1967 yılında İstanbul YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Makine bölümünü kazanmıış ancak kaydını yaptırdıktan sonra komünistlerin tehditleri sonucu ancak bir ay okuluna devam edebilmiştir...

Bir süre sonra Ankara Teknik Öğretmen Okulu'na geçen Ertuğrul Önkuzu aynı zamanda bu okulda yatılı olarak kalmıştır.

Ertuğrul Dursun Önkuzu, okulun tatil dönemlerinde öğrencilerin derslerine yardımcı olmuş, ücretsiz kurs vermiştir.

Ve sene 1970...
Ertuğrul Dursun Önkuzu 3. sınıftadır...
Öğrenci olaylarının iyice çoğaldığı bu yılda, Ertuğrul Dursun Önkuzu işgal altında bulunan okulda komünistler tarafından kaçırılıp CİĞERLERİNE ÜÇ GÜN BOYU HAVA DOLDURULMAK SURETİYLE İŞKENCE EDİLMİŞ ve okulun üçüncü katından atılarak şehit edilmiştir...



Önkuzu

Kuzu yürür, kuzu yürür.
Önde Önkuzu yürür.
Kuzular meledikçe
Gönlüme sızı yürür!

Önkuzu hey! Önkuzu!
Önde gider Önkuzu.
Bu bayrak düşmez yere,
Ölmedikçe sonkuzu!


Dursun adı... Dursun adı...
O gitti, dursun adı.
Dillerde türkü olsun,
Yürekte vursun adı!

Kuzular koç olacak,
Toy, düğün, göç... olacak
Bu yıl ki kuzuların
Adları 'öç' olacak!

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

TÜRBANA RED KARARI, EN ÇOK RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I MEMNUN ETMİŞTİR! 

Türk siyasetinde kaos ve kriz dendiği vakit, ilk akla gelen AKP ve CHP’nin karşılıklı birbirini besleyen ve asla bir çözüm yolu bulmamak adına yapmış oldukları, kör dövüşü akla gelmektedir. Bu iki parti, Türkiye’nin meselelerinde, çözüm için asla yan yana gelmemektedirler. Fakat “kriz ve kaos nasıl yaratılır?” sorusunun cevabını, bunların siyasi anlayışında bulmak mümkündür.

Türkiye, AKP kurulduğu günden bu yana AKP-CHP kavgası izlemektedir.

Bu kavgadan zarar gören Türkiye olduğu gibi, kazanan taraflar ise hep AKP-CHP olmaktadır. Birisi dini duyguları sömürge, diğeri de laiklik sömürüsü üzerinden oy toparlamaktadır.

Her ikisinin de, savunuyor gözüktükleri ile alakası yoktur. Ama insanları, değerler ve kavramlar üzerinden sömürmeyi çok iyi başardıkları için, sistemli bir şekilde ‘kavga ediyor’ görüntüsünü verebilmektedirler. AKP ve CHP birbirinin varlığından memnun iken, Türk milleti bunları ‘kavgalı’ görerek, adeta aldanmaktadır.

AKP-CHP arasında sanki ‘kaos ve kriz yaratma protokolü’ var gibidir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırarak, bugün Türkiye’nin başına böyle bir siyasi belayı getiren Deniz Baykal ne diyordu: “Erdoğan’ın yasağının kalkmasına destek vermekle iftihar duyuyorum”

Aynı Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağını iftiharla kaldırarak, Türkiye’nin varlığını, geleceğini tehlikeye atıyor bir şey olmuyor ama başörtülü öğrenciler üniversitelerde derslerine başörtü ile girince Türkiye’nin rejimi tehlikeye giriyor. AKP’nin “inanç hortumculuğunu” yapmasını sağlayan bu mantıktır.

Türkiye Cumhuriyeti için başörtülü öğrenci mi yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın uyguladığı zihniyet mi tehlikelidir, CHP ve o zihniyettekiler bunun cevabını vermelidir.

Recep Tayyip Erdoğan, bugün Başbakanlık koltuğunda oturuyor, partisi tek başına iktidar ise bunu Deniz Baykal’a borçludur.

O da, bu yüzden sürekli Deniz Baykal’a pas atmaktadır.

İddia ediyorum, Anayasa Mahkemesi’nin türban düzenlemesi ile ilgili red kararına en çok sevinen ve karar açıklandığı gün gece yastığa başına koyup, huzur içinde yatan Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Ben bu iddiamın üzerinde ısrarla duruyorum.

Red kararı açıklandıktan sonra, beş gün açıklama yapmayan ve bu karar üzerinden kavga zemini oluşturmak için enerji depolayan Recep Tayyip Erdoğan’ın, başörtüsü yasağını çözmek gibi bir gayesi olsa idi, altı yıllık iktidarı boyunca bir tane hamlesi olur ve geçtiğimiz aylarda MHP’nin ortaya koyduğu somut çözüm önerilerine tam manası ile uyum sağlardı.

AKP, MHP’nin somut çözüm önerisine katkı sağladı ama asıl toplumsal uzlaşmada çok büyük etkisi olacak ek-17.madde konusunda düzenlemeye yanaşmayarak, çözümün yarım-yamalak kalmasını sağlamıştır. Ek-17.madde konusunda toplumsal uzlaşmanın, hukuki toleransı da etkileyeceği ortada iken, AKP buna yanaşmayarak, beslendiği kaos ortamına tekrar dönüş sağlatmıştır. İşte bu yüzden, Recep Tayyip Erdoğan zihniyetinde yönetilen AKP, huzurlu ve mutludur.


Türkiye’nin büyük bir meselesi olan başörtüsü yasağı konusunda, ortaya çözüm önerisi koyan ve bu konuda zerre kadar zikzak çizmeyen MHP’yi suçlu gösterme anlayışı, aslında AKP’nin bundan sonrada kriz ve kaos ortamından beslenmesini sağlamak adına CHP ve benzeri zihniyetlerin çabasından başka bir şey değildir.

AKP, bu zihniyetten memnundur. Recep Tayyip Erdoğan’ın ayakta kalması için bir Deniz Baykal, bir ekranlarda boy gösteren Sabih Kanadoğlu gibi hukukçu yeterdir. AKP,”Allah, Deniz Baykal gibi siyasetçileri siyasetten, Sabih Kanadoğlu gibi hukukçuları ekranlardan geri koymasın” gibi dualar etseler haklıdırlar.

Recep Tayyip Erdoğan, bunların varlığının AKP’ye faydalarını bildiği gibi, toplumunda popüler isimlerden etkilenmesini de çok iyi idrak ederek, Hülya Avşar gibilerle programlar yaparak, Türk milletini de Hülya Avşar üzerinden rahatlatma yoluna gitmektedir. Hülya Avşar, sordukça Türk milleti rahatlamıştır(!) Bundan sonrada Kuşum Aydınlar, Fatih Ürekler, Seda Sayanlar ve daha birçok program sunanlar üzerinden Türk milleti rahatlatılmaya çalışılırsa, hiç kimse şaşmasın…

Bu söylediklerimi kimse şaka falan olarak algılamasın, Hülya Avşar’la Türkiye’nin meselelerini konuşan, bunlarla niçin yapmasın…

Biz yine asıl meselemize dönelim ve AKP ve CHP’yi ruh ikizi yapan konulara değinelim…

AKP, hiçbir zaman çözümden yana olmadığı için, bu konuda ona en iyi yol arkadaşı CHP olmaktadır.

Türbana red kararı, AKP’nin ve CHP’nin mutluluğu olmuştur. Bu çözümsüzlük, AKP-CHP kavgasının devamını sağlayacaktır. Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal, kararı mutluluk içinde, huzur içinde karşılarken,bu konuda en net duran ve çözümü arzulayan Devlet Bahçeli,kararın hemen sonrası yapmış olduğu açıklamalarla, bu konudaki huzursuzluğunu göstermiştir.Aradaki fark budur.Onlar mutlu ve huzurlu,MHP Lideri Devlet Bahçeli ise mutsuz ve huzursuz olmuştur.

Çünkü, MHP bu konuda kimse ile kavga edip, siyasi rant peşinde olmadığını göstermiştir. Türkiye’nin kanayan yarası olan bir meselenin çözümü ile Türkiye’nin birçok meselesinin üzerinin örtülmesi sistemini, ortadan kaldıracağını söyleyen MHP, kaos ve krizden beslenmeyen şeffaf siyasetin merkezi olmuştur.

Türk milleti, krizlerden, kaoslardan beslenen, çözümsüzlüğü siyasi kurnazlık için tercih eden AKP ve ruh ikizi CHP’yi artık anlamalıdır.

Ne dini değerler, ne de laiklik kavramı bu iki partinin tekeli altında olamayacak kadar önemlidir.

Türbana red kararı verenlerde, siyaseten AKP’ye destek çıkmıştır. AKP’den kurtulmak için, her şeyden önce CHP zihniyetinden kurtulmak şart olmuştur.

Bunu anladığımız gün Türkiye’nin meselelerine çözüm bulunacaktır.

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

"GÜLCÜLER VE TAYYİPÇİLER" 

tayyoü  

AKP, her ne kadar "kapatılmayacağız" diye etrafına umut saçmaya devam etse de, kendileri de bir yandan kapatılma sonrası hazırlıklara başlamışlardır. Yeni bir parti kurdukları, bunun teşkilatını bile, il ve ilçelerde yapmaya başladıkları yazılıp-çizilmeye başlandı.

Bu hazırlıklar, AKP'nin mirasını diri tutmaya yönelik olsa da, AKP içinde de bu mirası paylaşmak isteyen oluşumlar, ellerini ovuşturarak beklemektedir.

AKP'yi kuranları çok iyi tanıyan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan, AKP'nin kapatılması durumunda partinin "Gülcüler ve Tayyipçiler" şeklinde ikiye bölüneceğini söyleyerek, "Eden bulur, dinleyen ölür. Bunlar ettiler, bunlar Türkiye'nin tek ümidi olan bir partiyi, Türkiye'yi en kısa zamanda İslam dünyasının eteğine tutunacak bir Türkiye olmasını sağlayacak bir girişime en büyük darbeyi indirdiler.

Onun için yaptılar, böldüler, bölünecekler"
şeklinde değerlendirmelerde bulunmuş…

Şevket Kazan'ın bu ifadesini daha önce birçok kişi dile getirdi, bizlerde bu köşelerde sık sık aynı şeyleri söyledik. Fakat, Şevket Kazan'ın Abdullah Gül'ü ve Recep Tayyip Erdoğan'ı en yakından tanıyan kişi olması, daha da önemlidir. Çünkü, milli görüş çatısı altında beraber aynı ortamları yaşayanlar kendileridir. Birbirlerini de en iyi kendileri bilmektedir.
Şevket Kazan'ın bahsettiği "Gülcüler ve Tayyipçiler" grubu, şuan AKP içinde kapatma davası sonucunu beklemektedir. Tayyipçilerin Cumhurbaşkanlığı sürecinde, Abdullah Gül'ün partiye "aday ben olacağım" dayatmaları yapması yüzünden, bugün gelinen noktanın temelinin hazırlandığı görüşündeler…

Kamuoyu önünde bunu çok net ifade etmeselerde,Abdullah Gül'e olan kızgınlık bu noktadadır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın arasındaki soğukluğun bu yüzden oluştuğunu birçok kesim kabullenmiş durumdadır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o makamda kalabilirse, AKP'den oluşacak bir yapı ile o makamda yalnız kalmak istemiyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'da eğer siyasi yasak alırsa, emanetçi bularak yeni kurulacak partiyi idare etme yollarını aramaktadır.

"Gülcüler ve Tayyipçiler" şeklinde başlayacak gruplaşmaların kıvılcımı çoktan görünmüştür. "Gülcüler" diye tarif edilen kişiler, Kayseri'nin Erciyes Dağı'ndaki otellerde toplantı üstüne toplantılar yapmaktadırlar. Fikir jimnastiğini sürekli yaparak, enerji depolamaktadırlar.

AKP kapatılırsa, AKP'yi iç fırtına beklemektedir. Bu fırtına, AKP'yi parçalara ayıracak ve sağa-sola savuracak gibi görünmektedir.

AKP içinde birde Abdüllatif Şener faktörü var ki, kime yakın olduğu belli değildir.

Yeri geliyor Abdullah Gül'ü, yeri geliyor Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştiriyor. Ama Abdüllatif Şener'in Rıfat Hisarcıklıoğlu ile yakınlığı, Abdüllatif Şener'i Abdullah Gül'e daha yakınlaştırmaktadır.

AKP'nin kuruculuğunu yapan kardeşler, ağabeyler bugün birbirine düşmüş durumdadır.

Milli Görüş'te iken ağabeyliklerini yapan Şevket Kazan'ın da "Gül'ün etkinliği demek TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun etkinliği demek.

Gül ve Erdoğan aynı davadan yargılanıyor ama bu davanın kapatmayla neticeleneceğini tahmin eden hukukçular bile Gül'ü ayrı bir kefeye koyuyorlar. Diyorlar ki, 'Cumhurbaşkanlığı süresi sona erinceye kadar karar ne olursa olsun ona işlemez'. Bu nedenler Abdullah Gül idaresinde bir AKP daha gerçekçi bir senaryo. AKP ikiye bölünür, Gülcüler ve Tayipçiler."
Şeklindeki tahlilleri, AKP'yi kuranları en yakından tanıyan olarak, önemle üzerinde durulmalıdır.

AKP iktidarının Türkiye'ye yaşattıkları ortadadır, eğer kapatılırsa "Gülcüler ve Tayyipçiler" olarak siyasi kavganın devlet yönetimine yansıması halinde en çok zarar gören Türkiye olacaktır.

Bugüne kadar verdikleri zarara bakarak, yeni zararlara imza atmaları, bunların siyasi genetiğinin yansıması olacaktır.

Türkiye, normalleşmelidir. Türkiye'nin devlet adamlarına ihtiyacı vardır.

Basit, siyasi kavgaları tartacak hali kalmayan Türkiye için, AKP zihniyeti külfettir.

Bu külfet, demokratik kurallar içinde, millet iradesi ile başımızdan gönderilmelidir. Artık vakit kalmamıştır.

Ey millet; gör artık yaşananları ve yaşanacakları…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

TÜRKİYE'Yİ NE ZAMAN DÜŞÜNECEKSİNİZ? 

MHP Lideri Devlet Bahçeli,Türkiye'nin yaşadığı siyasi kaos sürecinde, ülkenin geleceğini düşünerek bir takım mantıklı çözüm önerileri ortaya koyuyor ama şuan Türkiye'nin başında tek başına iktidar olan,tüm kaosun yegane sorumlusu olan AKP,bunu görmemezlikten geliyor.

AKP'nin kapatma davası ile yüz yüze kaldığı şu günlerde MHP Lideri Devlet Bahçeli,devlet adamlığı duruşu ile birçok konuda olduğu gibi bu konuda da AKP'ye yol gösteriyor ama AKP içindeki bazıları Recep Tayyip Erdoğan'a şirin gözükmek adına "Bahçeli kendi işine baksın" şeklinde siyasi kabalık gösteriyorlar. Akılları basmıyor,zekaları yaşananları bir türlü idrak edemiyorlar.

Zaten içinizde bin parçaya bölünmüş, kapanmanın hemen sonrası miras paylaşımı için birbirinizi yemek için,enerji depolamış bekliyorsunuz,size Türkiye'yi düşünerek, adeta gaz sıkışması yaşayan Türkiye'yi rahatlatmak adına çözüm önerileri sunanlara,siyasi nezaketsizlik sunmanın manası nedir?

Zaten Türkiye'yi düşünmek gibi bir gaye peşinde olsaydınız,ne siz,nede Türkiye bugün bu hale gelmemiş olacaktı.

İktidarınızın birinci dönemi ve ikinci dönemi yapmış olduğunuz dayatmalar,adeta yaşanan kaosun filizlenmesini sağlamıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,MHP'nin ve diğer muhalefet partilerinin uzlaşma çağrısını dikkate almayarak,asıl kırılmayı yaşattınız.

Asıl vazo o gün kırıldı.Ondan sonra da topla toplayabilirsen…Her şeye rağmen,sizin sayenizde kırılan ve dökülenleri, Türkiye'nin huzuru adına toplamak için el uzatanlara yapmış olduğunuz muamele,sizin aslında bu ülke için ne kadar külfet olduğunuzu gösteriyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu'na yapmış olduğu açıklamalar,Türkiye'nin geleceği adına yapılan öneri ve tahlillerdir.O açıklamalar içinde, millet iradesine saygı yanında,Türkiye'yi normalleştirmek için bir çağrı vardır.

Aslında AKP içinde (eğer varsa)sağduyu sahipleri içinde,çok önemli çağrıdır.

AKP içindeki bazıları,"Recep Tayyip Erdoğan'ı feda etmeyiz" şeklinde delikanlılık duruşu sergileyip,yaşanan gerçeklere karşı bakarkör davranmayı sürdürmektedir.AKP kapandığı gün,bu duruşu sergileyenlerin çoğu Recep Tayyip Erdoğan'ı ilk terk edenler olacak ama kaybeden yine Türkiye olacaktır…

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu'na yapmış olduğu açıklamalarda, özetle AKP içinde siyasi yasak istenilen 39 vekil haricinde geride kalan 301 milletvekilinin yeni bir parti kurarak,çoğunluğunda devam etmesi sebebi ile hükümet kurmasını ve Türkiye'nin normalleşmesinin sağlanmasını istiyor.

O 39 kişide eğer siyasi yasak almazsa,yeni kurulan partiye katılarak yoluna devam etmeli şeklinde öneri sunuyor.

Akıl,mantık,hukuka saygı,millet iradesinin işlerliği hepsi bu düşünce içinde toparlanmıştır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin, Türkiye'yi düşünmesini bu önerilerden anlayacağınız gibi şu cümlesi bile başlı başına niyetin berraklığını göstermektedir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli önerisi içinde diyor ki ;61.Hükümet sıfatıyla parlamentodaki diğer partilerle MHP ve CHP ile görüşmeli,geçmişten ders çıkarılarak Anayasa değişikliği tasarlanmalı,ekonomik kriz önlemleri gündeme alınmalı…

Ve en önemli açıklamasını da,karşılıklı kaos yarattıkları parti olan CHP ile olan ilişkileri yönelik "Bence yeni hükümet özellikle CHP ile ilişkilerini geliştirmeli,çünkü sorun oradan kaynaklanıyor." Cümleleri ile yapıyor.

AKP,bu formülleri Türkiye adına düşünmeli ve uygulama yollarını aramalıdır.

Siyasi diklenme,siyasi racon kesme zamanı değildir.Türkiye,tarihinin en büyük siyasi kaosunu yaşamaktadır.AKP'nin hataları ortadadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli,"Recep Tayyip Erdoğan zihniyeti klonlayın" demiyor…

Türkiye adına, hatalarınızdan arınarak,sağduyu oluşturun diyor.

Bunu anlamak için,neye ihtiyacınız varsa,onu söyleyin de millet bunu anlasın…

MHP,Türkiye'yi düşünüyor,AKP ise kendini düşünmeyi artık bırakmalıdır.

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

AKP VE RUH İKİZİ CHP, MHP'Yİ TAKİP EDİN BİRAZ.. 

AKP-CHP

Türkiye tarihinin en büyük siyasi ve sosyal kaosunu yaşıyor. Her krizin ve kaosun oluşmasının altında, AKP'nin imzasının olması da, başlı başına Türkiye'nin ana konusudur.

Türkiye, bugün hangi krizi ve kaosu yaşıyorsa, AKP'nin toplumsal uzlaşma kavramını, kendine düşman görmesinden kaynaklanmaktadır.

Toplumsal uzlaşma, dendiği vakit, bunu AKP düşmanlığı olarak, yada "biz yüzde 47 aldık, onlar bize uysun" dayatması ile izah ettiler…

Ama kaybeden hep Türkiye oldu, kaybetmeye de devam ediyor.

Türkiye'nin geleceğini ve halini düşünmek, AKP için külfet olduğu ve siyasi besini kaostan çıkardığı için, AKP imzalı kaosları sık sık gördük ve Türkiye olarak yaşadık…

AKP'de bir tane akıl ve sağduyu sahibi çıkıpta,'Türkiye için bir uzlaşma adımı atılsın' demedi. Kapatma davası ile muhatap oldukları vakit, bu uzlaşma çağrılarında ön ayak olmaları gerektiklerini de, bu konuda yanlış yaptıklarını da isimlerini gizleyerek, gazetecilere yapmış oldukları açıklamalarda gösteriyorlar.

Birisi de açıkça ortaya çıkıpta "yanlış yaptık" diyemiyor. Dememek için direniyorlar ama kapatma davası, AKP aleyhine gelişirse bakın o zaman, AKP'li bakan ve milletvekillerinden "Biz Recep Tayyip Erdoğan'ı defalarca uyarmıştık" şeklinde nasıl masallar dinleyeceksiniz.

Türkiye'nin emin ellerde olmadığı artık tamamen anlaşılmıştır. AKP, Türkiye'yi yönetmekten ziyade, Türkiye'yi AKP'nin felsefesine esir etmek için çaba vermektedir. Kapatma davası yaşadıkları şu süreçte bile, kendilerine zerre kadar çeki-düzen vermemişlerdir.

Hala kendilerinden olmayanlara, tek başına iktidar baskısını ve dayatmasını uygulamaktadırlar.

Akıllanma yok,sağduyu yok,düzelme adına bir tane adım yok..


"Bir musibet, bin nasihate bedeldir" mesajı, AKP'ye nasıl bir son hazırlayacak, bakıp göreceğiz.

Kaos ve krizden beslenip, bunu mağduriyete dönüştürmek için her yolu kendine mübah gören AKP profili, birde Türkiye'deki tüm krizleri bitirmeye çalışan, olabilecek krizlerin önüne geçerek "Önce Türkiye" diyen MHP profili, Türk siyasetine damga vurmuş durumdadır. CHP hangi profilde diyorsanız, kriz ve kaos yaratmada AKP'nin ruh ikizi olduğu için, AKP'den ayrı görmememiz lazımdır.

MHP, üzerinde çok durulması gereken bir siyasi anlayışı ve ahlakı, Türkiye adına olabildiğince ve iyi niyetle uygulamaya çalışmaktadır.

MHP'nin muhalefet tarzı, Devlet Bahçeli önderliğinde akla, mantığa göre temellenmiş ve Türkiye adına sağduyu yüklüdür.

Yaşanan ve yaşanabilecek krizler adına, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin getirmiş olduğu çözüm önerileri ve uyguladığı siyaset anlayışı, herkesin örnek alması gereken özellikler taşımaktadır. MHP bugün belirleyici, yön çizen parti konumdadır. Siyasi seviye düzeyi yüksek olanlar, MHP'nin hamlelerinde yatan akılcılığı ve çözüm önerilerini takdirle karşılamaktadır.
Anlamak istemeyenlerde, ya siyasi seviyeyi yakalayamayanlar yada MHP'nin ilke, dürüstlük ve sağduyu üzerine şekillendirdiği muhalefet tarzını gölgelemek isteyenler olmaktadır.

MHP, bu kaos döneminde, Türkiye'nin geleceğine damgasını vuracak, siyasi aklı ortaya koymuştur, Türkiye'nin bu kaostan çıkıp, normalleşmesi için bunu takip etmelidir.

Küresel güçlerin aklı ile hareket eden ve Türkiye'yi bu kaos ve kriz noktasına getiren AKP, bu gidişine dur demeli ve milli güçlerin toplam aklı olan MHP'nin önerilerine kulak vermelidir.

AKP ve ruh ikizi CHP, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin Türkiye adına geliştirdiği öneri ve çözüm yollarını sahiplenmelidir.

Siyasi kompleks duymadan, hatalardan arınarak, o çözüm önerilerine destek vermelidirler.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin "önce ülkem" anlayışı AKP ve CHP'ye etki etmelidir.

Karşılıklı bir şekilde kaos ve kriz üretip, bunun atmosferinden beslenen CHP-AKP bu durumuna devam ederse Türkiye kaybetmeye devam edecektir.

AKP, kapatma davasının aleyhinde gelişeceği beklentisi ile Türk siyasetinden vuruşarak çekilme anlayışından vazgeçerek, hatalarından ders almayı denemelidir. AKP kapatılmayı yaşarsa, geride kalacaklar için bu ders önemlidir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, geride kalacaklar adına bile Türkiye'yi düşünerek akıl verdi. O aklı, Türkiye adına kullanabilecek kişi var mı AKP içinde…

Bundan önce yoktu, bundan sonra bari kullanacak bulunsun…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEK YÜZ VAR MI SİZDE? 

030620088

Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” sözleri çok büyük tepki çekmişti. Tepki çekmesinin sebebi, Türkiye’nin imajını koruması gereken makamda, Türkiye’yi şikâyet etmesiydi.

Ali Babacan, bu sözlerine ABD ziyaretinde de sahip çıkarak “Gerçeklerle yüzleşmeliyiz” demiş…

Geçen günlerde, başka bir yazımızda Ali Babacan’ın bu sözlerini “Ali Babacan'ın bu şikâyeti, Müslümanların yaşadığı sorunlar adına değil, Avrupa'nın gayrimüslimler adına yapmış olduğu taleplerde ellerini güçlendirmek adına stratejik bir mesaj şeklidir.” Cümlesi ile değerlendirmiştim.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’de son grup konuşmasında “Dini duyguları kullanarak manevi değer ticareti yapan “inanç hortumcusu” AKP, bu çirkin hüviyetini bir kere daha göstermiş ve din istismarcılığıyla yeniden sahneye çıkmıştır. Bugüne kadar bu konuyu iç siyaset malzemesi ve rant aracı olarak kullanan AKP, şimdi bu istismar siyasetini Avrupa’nın gündemine taşınmış ve bu konuda yeni bir dış cephe açma arayışına girmiştir.” Şeklindeki cümlesi ile de Ali Babacan’ın Avrupa kapısındaki girişimlerini çok güzel özetlemişti.

Ali Babacan, anlaşılan ABD-AB dayatmalarını Türkiye’de daha hızlı ve aktif hale getirmek için, buralardan desteği artırma çabasındadır.

Ali Babacan’ın zihniyetini taşıdığı AKP, ne zaman Müslümanların derdini dert edinmiştir ki, ABD-AB kapılarında Müslümanların haklarını (sözde) savunan konum çizmeye çalışıyor.

Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’den Allah’ın ayetlerini, ABD-AB istedi diye reform adı altında ayıklamaya çalışan, Kuran Kurslarını yargıyı durdurma kararına rağmen yıktırıp, Müslümanların parası ile Türkiye’deki kiliseleri trilyonlarca para harcayarak açtıran, Müslüman Türk milletinin malını yağmalayan, ona-buna peşkeş çeken, Müslümanları katledenlere her türlü destek verip, onlarla aynı hedeflere çalışan, Müslümanların canı-cananı olan Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’e hakaret ve küfür eden Papa’ları uçak kapısında karşılayıp, muhabbetle kucaklaşan AKP iktidarı yüzünden, Türkiye’deki Müslümanlar maddi ve manevi işkence altındadır.

Ali Babacan, bunun hesabını vermesi gerekirken, o Müslümanlar üzerinden yine siyasi rant ve prim peşinde olan AKP’nin politikalarını yaşatan olmaktadır. Bunu yaparken, utanmadan-sıkılmadan ABD-AB kapılarında, Türkiye’yi kurban etmektedir.

“Gerçeklerle yüzleşmeliyiz” diyen Ali Babacan, yüzleşilecek gerçekte ortaya çıkacak tek sonucun, Müslümanlar eğer sıkıntı çekiyorsa, manevi eziyet yaşıyorsa, bunun tek sebebinin AKP iktidarı olduğunu görebilecek mi acaba?

ABD ve AB’yi ağlama duvarı yapan Ali Babacan’a sormak lazım, AKP iktidarının 6 yıl boyunca Müslümanlığa yakışan bir tane davranışını göstermesi mümkün mü?

AKP iktidarının, Müslümanlığa yakışmayan birçok örneğini bizler verdik, yüzlercesini de vermeye hazırız.

İnançlı, samimi Müslümanları siyasi çıkar ve menfaat için kullanmaktan ve siyasi çirkeflikler yaparak, o samimi ve inançlı insanları da kendinizin potansiyeli içinde göstererek lekelemekten başka ne yaptınız?

Müslümanların önünde imam kıyafeti, ABD-AB önünde papaz, haham kıyafeti giyen, sizden başka Türk siyasetinde örnek verebileceğiniz var mı?

Siz, Türkiye’yi ABD-AB’ye şikâyet ediyorsunuz, biz Müslümanlarda sizi Allah’a şikâyet ediyoruz.

Bugün insanlar, Kuran-ı Kerim’den “Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın”. Şeklindeki ayetlerle sizi tarif ediyor, size karşı toplumu bu ayetlerle uyandırmaya çalışıyorsa, utanılacak bir konumda olduğunuzun farkına varın…

Ali Babacan,sizi ne Türk milleti,ne Allah affedecektir…Size tavsiyemiz,şu Müslümanların sırtından düşün ve ABD-AB kapısında hizmetlerinizi daha net gerçekleştirin…

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

Bilderberg'e bu yıl 5 İş birlikçi Türk katılıyor 

mason1  

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, CHP Milletvekili Faik Öztrak ve gazeteci-yazar Zeynep Göğüş'ün katıldığı bu yılki Bilderberg Toplantıları 5-8 Haziran'da ABD Virginia'da yapılıyor

Bu yılki katılımcılar için hazırlanan videoda Süleyman Demirel'de bulunuyor. ABD Ankara Büyükelçisi Wilson'da katılımcılar arasında.

Ali Babacan'ın ismi AK Parti kapatıldıktan sonra Türkiye'nin yeni başbakanı olarak geçtiği düşünüldüğünde Bilderberg toplantısına katılımı daha önemli hale geliyor ve manidar bulunuyor.

Ali Babacan daha önce de üç defa Bilderberg toplantılarına katılmıştı.

Toplantı 5- 8 Haziran arası yapılıyor. Toplantı yeri: Chantilly, Virginia'daki Westfields Marriott oteli.

Bilderberg toplantıları, iş,basın-yayın,siyaset alanlarını etkileyen daha önce davet edilmiş yaklaşık 130 kişinin katıldığı yıllık,resmi olmayan toplantılardır.

Bilderberg toplantıları, ilk olarak 1954 yılında Hollanda'da başlamıştır. İsmini ilk toplantının yapıldığı Bilderberg otelinden alır.

Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar (Ross 2000, Marrs 2000). Toplantılar son derece gizli koşullarda ve özel ortamlarda yapılır. Katılanlar bu konuda hiçbir bilgi vermezler. "Spotlight" isimli bir dergileri de vardır.

Bilderberg'in kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in babası olarak bilinir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nın rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir NAZİ SS üyesidir, 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir (Marrs 2000). ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin bazıları da Bilderberg üyesidir.

Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Hedefi; Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere ya da Siyonist/Evangelist hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantıları; hem CIA, hem de o ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder. Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların çoğunluğu Bilderberg üyesidir, halen bu gizli Bilderberg üyeleri Türkiye'nin etkin yönetiminde rol almaktadırlar. Türkiyedeki toplantılar şu ana dek 18-20 Eylül 1959'da Yeşilköy-İstanbul'da, 25-27 Nisan 1975'te (Çeşme'de Hotel Altın Yunus'ta), 1 Haziran 2007'de İstanbul'da yapılmıştır.

Her yıl değişik bir ülkede yapılan toplantıya Batı dünyasının siyasi ve ekonomik elitleri katılır. Türkiye'den de katılanlar olmuştur. Selahattin Beyazıt, Suna Kıraç, Ali Hikmet Alp, Uğur Bayar, Dinç Bilgin bunlardan bazılarıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından CFR (DIŞ İLİŞKİLER KOMİSYONU)ve Amerika-Japonya- Avrupa ortak düşünce kuruluşu TRİLATERAL'le ortak çalışmalar yapar.

2007 toplantısı G-8 zirvesine paralel olarak İstanbul'da 1 Haziran gününde yapılmıştır.


Katılan Bazı İsimler
Mustafa Koç (Koç Holding)
Güler Sabancı (Sabancı Holding)
Fehmi Koru (Yeni Şafak Gazetesi)
Ali Babacan (T.C. Devlet Bakanı)
Hikmet Çetin (Meclis Eski Başkanı)
Prof.Dr.Şerif Mardin (Akademisyen)
Cem Boyner (Boyner Holding)
Emre Gönensay (Eski Bakan)
Gazi Erçel (Merkez Bankası Eski Başkanı)
Vahit Halefoğlu (Eski Bakan)
Dinç Bilgin (Sabah Grubu Eski Patronu)
Sinan Tara (Enka Holding)
Prof.Dr.Üstün Ergüder (Eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü)
Meral Gezgin Eriş (İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı)
Rahmi Koç (Koç Holding)
Suna Kıraç (Koç Holding)
Uğur Bayar (Özelleştirme İdaresi Başkanı)
Sedat Ergin (Hürriyet Ankara Temsilcisi)
Erkut Yüceoğlu (Tüsiad Eski Başkanı)
Nuri Çolakoğlu (NTV Yöneticisi)
Muharrem Kayhan (Tüsiad Üyesi)
Özdem Sanberk (Tesev Başkanı)
Kemal Derviş
Bülend Özaydınlı (Koç Holding)
Mehmet Ali Bayar
Hasan Cemal (Milliyet)
Soli Özel (Öğretim Görevlisi, Bilgi Üniversitesi)
Kemal Köprülü (Kurucu, Arı Hareketi)
Ümit N. Boyner (Boyner Holding)
Lord Carrington (NATO Eski Genel Sekreteri)
Peter D. Sutherland (Goldmann Sachs başkanı)
Giovanni Agnelli (FİAT Başkanı)
Mario Monti (AB Komisyonu eski Rekabetten sorumlu üye)
Kraliçe Beatrix (Hollanda Kraliçesi)
Gordon Brown (İngiltere Maliye Bakanı)
Henry Kissinger (ABD Eski Dışişleri Bakanı)
Victor Halberstadt (ekonomi profesörü)
Fransisco Pinto Balsaemao (Portekiz eski başbakanı)
Carl Bildt (İsveç eski başbakanı)
Patrick Divedjian (Deveciyan) (Fransız milletvekili)
Egemen Bağış (AKP milletvekili)
Gordon Brown (İngiliz Maliye Bakanı)
Tony Blair (İngiltere Başbakanı)
Bill Clinton (ABD Eski Başkanı)

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com

Gazi Üniversitesi'nde Peygamber'e hakaret şoku! 

azi1

Gazi Üniversitesine Rektör Kadri YAMAÇ döneminde özel olarak getirilen Gazi üniversitesi iletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Tuba Asrak HASDEMİR'in çevirdiği kitap bakın bizce Kainatın Efendisi olan Peygamber Efendimiz(s.a.v) ile alakalı neler söylemiş. Kitapla ilgili bilgiler ve kitabın özeti aşağıdadır.

Kitabın Orijinal Adı : Aishah, the Beloved of Muhammed

Kitabın Türkçe Adı : HZ. Muhammed'in Sevgli Eşi Ayşe

Basım Yılı - Yeri : 1942 - The Univercity oc Chicago Yazarın Adı : Nabia ABBOTT

Türkiye'deki Basım Yılı, Yayınevi : 1999 - Yurt Kitap - Yayın

Kaynak Alınan Kitabın Özellikleri : 1. baskı Mart 1999, Ankara

Türkiye Türkçesine Çeviren : Tuba Asrak HASDEMİR

Kitabın Türkçe basımının kapağında "HZ. Muhammed" şeklinde saygı ifadesinin kullanılması kitabın ilk intibaının olumsuzluğunu gizlemekten ibarettir. Kitabın içerisinde yayın evinin de yaptığı açıklama bunu desteklemektedir. Çünkü kitabın içerisindeki tüm kullanımlarda aslına sadık kalınarak " Muhammed" diye anılmaktadır.

Kitabın "Giriş Bölümü"nü hazırlayan Sarah Graham - Brown hakaretler dizisine kitabın yazarından önce başlıyor. Şimdi bu hakaretlerden iftiralardan kitaptan örnekler vererek gösterelim.

" Abbott, asıl olarak kadının rolünün Muhammed'in ölümünden sonra giderek sınırlandığı görüşünü desteklemekle birlikte, Muhammed'in bazı eylem ve sözlerini kadının özgürlüğünün İslam Öncesi dönemdekinden daha sınırlandırılmış olmasına dayanak sağladığını ileri sürmektedir. Abbott, Muhammed'in kadınlara yönelik tavrında bazen birbirleriyle çatışan iki farklı yaklaşımı keşfeder. Bunlardan birisi, belirli reformları - yeni doğan kız çocuklarının öldürülmesinin sona erdirilmesi gibi- yapma isteğiyken, diğeri kadınların hakları sorununda genel olarak parçalı ve anlık bir yaklaşımı benimsemesidir." Sf 10-11

" Bununla birlikte Abbott, Muhammed'in tüm Müslüman kadınların hukuki ve ekonomik durumunda iyileştirmeleri başlatırken diğer uygulamalarıyla kadını daima ikinci planda, erkeğin bir adım gerisinde tuttuğunu belirtmektedir. Abbott bunu Muhammed'in hem siyasi hem de kişisel nedenlerle çok sayıda eş alma düşüncesine bağlamaktadır. Bu durum, Ayşe öyküsünün de gösterdiği gibi hayatının sonuna doğru ev yaşamında önemli karmaşalar doğurmuş ve eşlerini tecrit etmesine yol açmıştır." Sf 11- 12

Şimdi kitabın " ÖNSÖZ"ünden bazı alıntılarla kitabın yazarı Rabia Abbott'a sözü bırakalım.

"İslamiyet'in ibadetkar ve güzel kokulu Peyhamberi Muhammed, bir şey hissetmediği kadınların aşığıydı." Sf 16

" Bununla birlikte Arabistan'ın gelecekteki peygamberi tanınmamış Ben - i Haşim klanından çıktı." Sf 16

" Bu başarısı, zaman zaman özel hayatını güzelleştiren, zaman zaman da sıkıntılara neden olan soylu kadınlardan ve genç kızlardan oluşan hareminin genişlemesinde yansımasını buldu." Sf 17

" Ona olan güveni ve desteğiyle Hatice, peygamberlik kariyerinin eşiğindeki Muhammed'in sorunlu ruh halini istikrara kavuşturmuştu." Sf 17

Kitabın içerisinde de benzer üslup devam etmekte.

" Kimilerine göre Ayşe, İslam'ı kabule den 19. kişidir ki bu onun çocuk yaşta bir mümin olarak kabul edildiğini göstermek dışında bir anlam ifade etmez." Sf 23

" Şüphesiz ki Muhammed, iman kardeşinin hayat dolu kız çocuğundan haberdar olmuştur." Sf 23

" Ebu Bekir; kızının,'kardeşiyle' evlenmesinin uygunluğu ve hatta yasallığı konusunda biraz endişeli görünmekteydi. Ancak Muhammed, Ebu Bekir'e onların yalnızca iman yönünden kardeş olduklarını hatırlatarak çabucak rahatlattı." Sf 23

" Bu olayı izleyen aylar, ‘ Muhacirler' adı verilen Muhammed ve yandaşları yani Mekke ‘ mültecileri' için çok haraketli ve kritik aylardı." Sf 28

" Evlendikten sonra Ayşe de ‘ ortağı' Sevde gibi caminin bahçesindeki dairelerden birisine yerleştirilmişti." Sf 28

" O da caminin yanındaki küçük dairelerden birisine yerleştirildi; fakat kendisine Muhammed'in haremini uzun süre karıştırması nasip olmadan yaklaşık 8 ay sonra öldü." Sf 31-32

Ebu Seleme'nin ölümünden sonra hem Ebu Bekir hem de Ömer onunla evlenemk istediler. Ama Ümmü Seleme bu şerefi reddetti. Muhammed'in de kendisini bir talip olarak sunmakta zaman kaybetmediği görülür. Sf 32-33

" Uzmanlar, bu öyküyü genellikle, Muhammed'in ne kadar büyük ölçüde tensel arzuların tutsağı olduğunu göstermek için kullanırlar." Sf 35

" Zeynep Ayşe'nin korktuğu gibi, kendi evliliğinin Allah'ın bizzat yukarıdan düzenlemiş olduğuyla övünerek memnun bir şekilde Muhammed'in hane halkına dahil oldu." Sf 37

" Yaklaşık olarak Zeynep'le evliliğinden Hicret'in sekizinci yılına gelene kadar geçen üç yıl içinde, Muhammed'in bir bölümü genelde Müslüman kadının yaşayışını düzenleyen ancak çoğunluğu özelde kendi eşlerinin durumu ve yaşayışıyla ilgili olan bir grup düzenlemeler yapmıştır." Sf 39

" Bir başka olayda da, tecrit edilmiş bir kadın üst sınıflardan olmayan birisiyle görüşmek istediğinde Muhammed; kadına, adama biraz sütünden vermesini ve böyle ce onu süt oğlu yapmasını önererek meseleyi basitleştirmiştir. Kadın; adamın erişkin olduğunu söyleyerek karşı çıkınca Muhammed durumun farkında olduğu yanıtını vermiştir. Muhammed'in bunu bir temayül olara görüp görmediğini söylemek zordur, ancak Ayşe bunu böyle kabul etmiş görünmektedir ve daha sonra kendi huzurunda görmek istediği erkeklere ‘ kız kardeşlerinin' veya yeğenlerinin süt vermesini sağlayıp yapay akrabalık ilişkileri yaratarak fırsattan istifade etmiştir." Sf 45

" Muhammed'in liderlik mevkiine göz koyan Hazreçli Abdullah İbn Übey'di." Sf 45-46

"Ayşe kritik durumlarda kendi söyleyeceklerini Muhammed söylemiş gibi aktarmaktan kaçınmazken ..." sf 190

İLETİŞİM: altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com