Yazılar
26 Haziran 2008 16:15 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
akp travması geçiriyor
,
türk milleti
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın birçok sözü Türkiye'de gündem olduğu gibi, New York Times'a "Atatürk'ün devrimleri" hakkında yapmış olduğu sözleri de, Türkiye'nin başlıca gündemleri arasında yerini almıştır.
Kapatma davası ile adeta travma geçiren AKP'nin Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Atatürk devrimleri için New York Times'a "Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır" şeklinde travmatik açıklamalarda bulunmuş…
ABD-AB arasında düşüncesi şekillenen AKP'nin, yöneticilerinin de Türkiye Cumhuriyeti'nde, bu şekilde travma geçirmesi, gayet doğal değil mi?
ABD-AB arasında şekillendirdikleri düşüncelerini uygulama noktasında, Türk milletinin sönmeyen güneşi Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimleri, bunlar için en büyük engel teşkil ettiği için, kendi travma hallerini, yine her zaman yaptıkları gibi milletin milli ve manevi değerleri üzerinden meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.
ABD ve AB'den, AKP'nin kapatılmaması yönünde Türkiye'ye yapılan baskıları da göz önünde bulundurursanız, AKP Türk milletinin milli ve manevi değerleri için değil, ABD ve AB'nin Türkiye ve bölgedeki dini ve milli değerleri için lazım olduğunu anlarsınız.
ABD-AB adeta AKP'nin kapatılmaması için çırpınıyor. AB yetkilileri "Türkiye ile müzakereler durdurulur" şeklinde tehditlerde bulunuyor. Sanki AB'ye girecek olan Türkiye değil, AKP… Saçma-sapan tehdit ve baskılarla kendilerinin dini ve milli projeleri için taşeron olarak kullandıkları AKP'yi kurtarmaya çalışıyorlar.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın New York Times'a yaptığı açıklamalar bununla ilintilidir.
ABD, AB, AKP üçlüsü, Türkiye'de Atatürk'ün devrimlerini aşabilirse hedeflerine daha çabuk ulaşacaklardır.
Dengir Mir Mehmet Fırat'ın bahsettiği travma Türk Milleti'nin değil, bizzat kendi zihniyetinin yaşadığı travmadır.
Zaten, Atatürk'ün devrimleri olmasaydı bugün Türkiye, ABD ve AB ülkelerinin işgali altında olacaktı, özgürlüğü kokladığımız bu vatan topraklarında, emperyalistlerin sembollerini koklayacaktık…
Bayrağımız nazlı nazlı dalgalanıyor, ezanımız yanık yanık semalarımızda yankılanıyorsa, bunun mimarı Türkiye'nin kurtuluşuna başkomutanlık yapmış Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimleridir.
Türkiye'de Dengir Mir Mehmet Fırat'ın dediği hangi "Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır"?
Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı, dini yaşamayı mı ortadan kaldırmak, yoksa "menfaatleri için dini kullanma biçimlerini mi" ortadan kaldırmıştır?
Dini, menfaatleri için kullananlar, Atatürk'ün devrimleri gerçekleştiği günden bu yana travma halindedir.
Mustafa Kemal Atatürk'te olan imanın, din bilgisinin, İslam'a hizmetin zerresi kendinde olmayanlar bugün ona "din" üzerinden düşmanlık oluşturmaya çalışıyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk, sadece Türkiye'yi Haçlı Ordularından kurtarmamış, Ortadoğu Bölgesi'ndeki Müslüman ülkelerin işgalini de engelleyerek, tamamını kurtarmıştır. Bugün Atatürk'e "din adına" saldıranlar, Haçlı Ordularının başarısı için "dua" eden, Haçlı projelerde görev alan sözde İslamcılardır.
Derdi Müslümanların yaşama biçimi olanlar, neden İslam'a savaş açmış olan, kendini Haçlı Ordularının komutanı sanan Bush'un verdiği görevlerde bulunurlar ki?
Dengir Mir Mehmet Fırat, Atatürk'ün devrimleri mi İslam'a zarar veriyor, yoksa Haçlı Projelerin taşeronluğunu üstlenen AKP'nin devrimleri mi?
Dengir Mir Mehmet Fırat'ın milli olan değer ve sembollere olan alerjisini Türkiye'de bilmeyen kalmamıştır. Milli değerler, kavramlar, semboller dendiği vakit Dengir Mir Mehmet Fırat'ın geçirdiği travmaları, daha öncede defalarca bu köşelerden kamuoyuna aktarıp, tedavi yollarını aramıştık…
Biz bu tedavi yollarını bulamadığımız için, Dengir Mir Mehmet Fırat'ın travmaları da sürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece de, Dengir Mir Mehmet Fırat'ın travmaları kâh Türkiye'deki açıklamalarında, kâh yurt dışındaki açıklamalarında kendini devam ettirecektir.
İslam'la uzaktan-yakından hiçbir alakası olmadığını altı yıldır icraatları ile gösteren AKP iktidarının yöneticileri ve başta Dengir Mir Mehmet Fırat'ın Türk milletinin kurtarıcısı ve değerli şahsiyeti Atatürk'e saldırmayı bırakmalıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletine travma değil, hayat kazandırmıştır, vatan kazandırmıştır, özgürlük kazandırmıştır.
İstiklal Marşı'mızın büyük şairi Mehmet Akif Ersoy ne diyordu: Mısır'da on bir yıl kaldım. Fakat on bir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlıkta Türkiye'de, milliyetçilikte Türkiye'de, Müslümanlıkta Türkiye'de, hürriyetçilikte Türkiye'de… Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal'e versin."
Mehmet Akif Ersoy'un bu sözleri her şeyi özetlemektedir. Washington'a sığınanlar, Brüksel'e sığınanlar Mehmet Akif Ersoy'un sözündeki anlamları, anlamaları mümkün değildir.
İstiklal Marşı gibi bir destanı Türk milletine kazandırmış Mehmet Akif Ersoy, bu anlamlı tahlilleri yapıyor, milli konularda travma geçiren Dengir Mir Mehmet Fırat'ta, Atatürk'ün devrimlerinin Türk milletine travma yarattığını söylüyor. Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz.
Zaten, İstiklal Marşını baştan sonra bir daha okuyup, Atatürk'ün resimlerini duvarlardan indirmemizi isteyen AB'ye, Papa heykelleri altında teslimiyet imzaları atan AKP iktidarının niyetini daha iyi anlarsınız.
AKP'nin ikinci adamı konumundaki Dengir Mir Mehmet Fırat'ın travmalarını izlemeye devam edeceğiz ama onun düşüncelerinin Türk milletine travma yaşatmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Dengir Mir Mehmet Fırat'ın siyasette yaşadığı travmalar, aslında nasıl bir karakter sahibi olduğunu göstermektedir. Fazilet Partisi Rize eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun kitabında Dengir Mir Mehmet Fırat hakkında yazdıkları travmanın kaynaklarını göstermektedir.
Mehmet Bekaroğlu "Siyasetin Sonu" Adlı kitabında o dönem Adıyaman Milletvekili olan Dengir Mir Mehmet Fırat'ın siyasi manevralarını da anlatmıştı. Dengir Mir Mehmet Fırat'ın siyasi manevrası, kendi karakter travması mı, değil mi siz karar verin.
Mehmet Bekaroğlu kitabında diyor ki:"İki partinin kurulma dönemlerinde birçok ilginç olaya şahit olduk. Bunlardan biri de Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın Tayyip Erdoğan'la görüşmesiydi. Fırat FP kongresinde Recai Kutan'ın listesinde GİK üyesi seçilmiş, daha sonra da siyasi işler başkanlığında birlikte çalışmıştık. Hoca ve genel merkez cephesinde yapılan yanlışlıkları eleştiriyordu ama esas olarak Abdullah Gül ve arkadaşlarının yanlışlarını dile getiriyordu. Parti kapatıldıktan sonra yaptığımız bir görüşmede, kongrede Recai Bey'le birlikte olarak kendisini milletvekili seçtirenlere karşı vefa borcunu ödediğini, şimdi parti kapatıldığına göre artık kendisini serbest hissettiğini ifade etmişti.
O gün sabah bana telefon ederek Tayyip Erdoğan'ın görüşmeye davet ettiğini, Yıldız'daki bürosuna görüşmeye gideceğini söylemişti. Görüşmeden sonra Meclis'teki odama gelerek neler görüştüklerini anlattı.
Fırat'ın AKP'ye katılma gerekçesi gayet basitti: 'Ben siyasette devam etmek istiyorum. Görünen o ki Tayyip Erdoğan'ın kuracağı parti önemli bir başarı kazanacak. Sizin kuracağınız partinin ise hiçbir şansı yok.' Fırat bu kanaatini Tayyip Erdoğan'ın bürosunda gördüğü hareketliliğe bağlıyor ve bana şunları söylüyordu: 'Ben yıllardır siyaset yapıyorum. Siyasetteki dalgalanmaları bilirim. Anadolu'da siyasetin profesyonelleri var.
Bunlar hangi partide gelecek olduğunu sezerler ve oraya yönelirler. Bizzat tanıdığım ve giyim kuşam, hal ve hareketleri ile kendilerini belli eden, benim 'siyasetin o.ları' dediğim birçok insan Tayyip Bey'in bürosunda bekliyor. Anlayacağın siyaset Tayyip Erdoğan'ın etrafında dönüyor. Gelecekte paylaştırmanın merkezi orası olacak."
Dengir Mir Mehmet Fırat, siyasette şimdi neyin işaretini aldıysa, milli olan her şeye saldırdığı gibi MHP'ye de saldırmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimlerine travma gözü ile bakan, Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucu kalkanı olan MHP'ye saldırmazsa zaten bir tuhaflık var demektir. Dengir Mir Mehmet Fırat, bu tuhaflığı hiç yaşatmadan, sürekli milli değerlerle ve MHP ile uğraşmaktadır.
Türkiye'de altı parti birleşip(AKP, DSP, ANAP, SP, YTP, DYP) idamı kaldırmıştı, idamın kalktığı gün Dengir Mir Mehmet Fırat, idamın kaldırılmaması yönünde tek hayır oyu vermiş MHP'ye dönerek ve Apo canisini kastederek "Asamadınız; bundan sonra da asamayacaksınız" diye haykırıyordu.
Çapulcu Barzani'nin, "Kürdistan'a alışın" sözlerini soran gazetecilere "Bunu kendisine sormak lazım. Alışan olur, alışmayan olur, onu bilmek mümkün değil tabi" şeklinde cevap vererekte, nasıl bir zihniyet içinde olduğunu göstermiştir.
Bu adam, Atatürk'le, milliyetçilikle, MHP ile uğraşmasında, ne yapsın?
Türkiye, AKP sayesinde travma geçiriyor. Türkiye'nin başında "İslamcı" sanılan, Haçlı ordularının "duacısı",Haçlı Projelerin görevlileri bulunuyor…
Kalk ayağa millet, kalk… Yeter artık uyuduğun, aldatıldığın, kandırıldığın… Söndür ampulü, geçsin travman…
Şunlar, Atatürk'e laf söylüyor ya, susan utansın…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
26 Haziran 2008 16:13 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
tarafınız türkiye olsun
AKP ile kol kola yürüyen, 2.Cumhuriyetçiler, Kürtçüler, cemaatçiler için her zamanki gibi yıpratmak için en büyük hedefleri olarak Türk Ordusunu seçtiler.
Özellikle medya yoluyla her türlü saldırıyı yoğunlaştırdılar.
Bu saldırıların merkez üssü “Taraf” isimli bir gazete olmuştur. AKP medyası da, akbaba gibi, kendine düşen payı, buradan arta kalanlarla yapmaktadır. Birinde, TSK’yı yıpratıcı bir haber çıkıyor, diğerlerini de servis yapılıyor. Bu saldırılarda üslup aynı, tavır aynı, metod aynı…
Bu “Taraf” gazetesi birden peydah oldu. Peydah olduğu günden bu yana tek yaptıkları devletin kurumlarını, özellikle de TSK’yı yıpratacak yayın politikasını benimsemeleri olmuştur.
İlginçtir, devletin elindeki kurumlarda bu gazeteye reklâm vermektedir. Devleti yıpratan gazete, devletten reklâm alıyor. Bu gazeteye reklâm verilmesini sağlayan hangi iktidar mensubu acaba?
Her zaman için devletin-milletin yanında olmuş başta Ortadoğu Gazetesi olmak üzere, vatansever gazetelere reklâm koklatmazken, Taraf’a reklâm verenler kimlerdir?
Kurulduğu günden bu yana TSK’yı hedef yapan “Taraf Gazetesi” son olarak geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir manşette Genelkurmay Başkanlığı’nın "Türkiye’yi Biçimlendirme Planı" yaptığını iddia etmişti. Bu iddia, Genelkurmay tarafından yalanlandığı gibi, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt bu gazete ile ilgili ”Ben diyorum ki yok. O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın; bakın sadece o gazetenin finansörü diyorum. Diyorum ki plan çeşitli kademelerden geçer ve uygulanır. Ama böyle bir şey yok...” şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Taraf Gazetesi, ertesi gün manşetten “Gizli patronumuzu açıklayın” diye çağrıda bulundu.
PKK’nın Kandil Dağı’ndaki kampına gidip, röportajlar yapıp, onlarla hatıra fotoğrafları çektirip, dostluk mesajları veren Taraf Gazetesi’nin baş mimarı Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın en azından düşünce finansörleri bellidir.
Ahmet Altan, PKK’nın Kandil kampından dönüşte, PKK’lı teröristlerin hayatı konusunda duyduğu endişeyi gizlememiş ve adeta ağlamaklı bir tonda şu ifadelerde bulunmuştu:
"Ben o köy evinin kapısında PKK'lılar bırakmadım; aynı odayı paylaştığım, konuştuğum şakalaştığım insanları bıraktım. Salih'i, Bozan'ı, Mizgin'i, Jiyan'ı, Roj'u, Adem'i bıraktım. Bir daha operasyon olursa eğer, sonuçlarını içim titreyerek okuyacağımı biliyorum; tanıdık bir isme rastlamaktan korkarak..."
Türk Ordusuna her türlü saldırıyı yapıp, PKK’lı teröristlere bu satırları yazan Ahmet Altan’a, patronlarını açıklasanız ne olur, açıklamasanız ne olur? Herşey apaçık ortada değil mi?
Kandil Dağı’na çıkıp PKK’lı teröristlerle şen şakrak muhabbetler yapıp, pozlar vereceksiniz, onları masum insanlar olarak göstereceksiniz ama söz konusu Türk Ordusu olunca yerden yere vuracaksınız.
Siz, hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?
PKK’lıları koruyacak, Kürdistan’ı kuracak bir demokrasi anlayışından mı?
TSK’yı anti-demokratik olmakla suçlarken, PKK’yı savunmayı demokrasinin neresine koyuyorsunuz?
Türkiye, demokrasiden, hukuk yolundan asla taviz vermemelidir. Devletin tüm kurumları da, buna özen göstermelidir.
Fakat demokrasi ve hukuk anlayışımız ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve Türk milletinin, devletinin menfaatlerini korumalıdır.
Bu demokrasi ve hukuk anlayışı, aynı zamanda bölücü unsurları böcek gibi de ezmelidir.
Dünyanın neresinde demokrasi ve hukuk anlayışı bölücülere destek olarak kullandırılıyor?
Taraf gazetesi, Türkiye’de bunu istiyor.
PKK’ya demokrasi, PKK denen çapulcularla mücadele eden Türk Ordusuna ise her türlü saldırı mübah…
Taraf Gazetesi, AKP’ye yakınlığı ile biliniyor. AKP medyası olarak bilinen medyada, bu gazete ile dirsek temasında çalışmaktadır. AKP’li yazarlar olarak bilinen kişiler,Taraf Gazetesi ile paralel yazılar yazmaktadırlar.Yazıları karşılıklı kıyaslarsanız,bunu gayet net olarak görürsünüz.
AKP-Kürtçüler, Cemaatçiler, 2.Cumhuriyetçiler ittifakı o kadar berrak bir şekilde görünmektedir ki, adeta tek vücut gibiler. Birine dokunsan, hepsi kendi vücuduna dokunulmuş sanmaktadırlar.
Darbe çığırtkanlıkları yapıyorlar, AKP destekli olduğu, AKP medyasının tavrından belli olan “darbeye hayır” yürüyüşleri düzenliyorlar… İlginçtir, DTP ve PKK’ya destek veren sözde sivil toplum kuruluşları da bu düzenlenen yürüyüşlerde en ön safta yürüyorlar…
Aynı kişiler “PKK’ya hayır” diye yürüsünler de, önce adamlıklarını görelim…
PKK ile kol kola,”darbeye hayır” yürüyüşleri yapanların amacı kendi önlerinde en büyük engel olan TSK’yı yıpratmaktır.
Bunları yaparlarken de, hep o sihirli “demokrasi, hukuk” gibi kavramları kullanmaktadırlar. Ama kimsede çıkıp, PKK’nın safından, Cumhuriyet safından “demokrasiyi, hukuku” kirletmeyin demiyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nden yana “TARAF” olamayanlara, taraf olan AKP iktidarı, bu yaşananların başlıca sorumlusudur.
Devlete saldırıyı misyon edinmiş bu medya kenelerini yaratan, AKP iktidarıdır.
Türkiye’de, hukuk ve demokrasi sadece Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek yaşatmak için var olmalıdır. Bizim anlayışımız, buna taraftır…
AKP, kendi “Taraftarlarına” hâkim olmalıdır. Türk devleti ve onu koruyan en büyük güç olan Türk Ordusu, bu “Taraftarlara” kurban olmayacak kadar büyüktür.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
26 Haziran 2008 16:12 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
bedeni burada
,
beyni başka yerde!
Yazılarımızın beğeneni var, beğenmeyeni var… Üslubumuzu takdir eden var, etmeyen var… Yazılarımızdan dolayı, kimi övgü mesajları, kimi kızgınlık mesajları atıyor, kimileri de bir trilyona ulaşan tazminat davaları açıyor.
Herkes, yazılarımıza bakış açısında özgürdür. İnsan bir saftadır, o safın halet-i ruhiyesine göre yazılarımıza kendince anlam veriyor. Bu gayet normaldir.
Samimi bir şekilde, durduğu yere göre tepki veren kişilere sözüm yok… Ben, karşı çıktıklarıma yazı yazmışımdır, beni eleştiren kişide o karşı çıktıklarımın yanında aynı duygu ve düşünceyi savunuyordur, o adam beni haklı yahut haksız eleştirebilir.
Benim asıl sözüm aptallara, asıl sözüm Türkiye'de, dünyada ve çevresinde ne oluyor, onu anlamadan yazıları eleştirmeye kalkan düşünce özürlü kişilere…
Adam, hayatında bir kitap okumamış, günlük gazete takip etme anlayışı yok, olayları değerlendirip, onları algılayıp, yorumlama kapasitesinde değil, birde düşünce zafiyetine rağmen, senin safında olduğunu söylüyor ama en aptalca yorumları yaparak, yazılarını eleştiriyor.
İşte bunlar, düşmandan daha zararlı bir şekilde, motivasyonunu bozan tiplerdir.
Düşmanla mücadele etmek, onların eleştiri ve yorumları sana şevk, heyecan ve azim verirken,"senin safındayım" diyen düşünce özürlülerin eleştiri ve yorumları, senin mücadele ruhuna vurulmuş darbe olmaktadır.
İçimize sızdırılmış tipler desen, kimse bu zekâ düzeyinde yorum ve eleştiri yapanları, bize de zarar verir diye kullanmaya kalkmaz… Yada uzaktan kumanda ile idare ediliyorlar.
Bunlar kendi hallerinde, kendi hayal âlemlerinde, bir dünya kurmuşlardır, sen ne yazarsan yaz, takıntıları o yazılanlara karşı çıkmayı bir görev olarak algılamaktadır. Takıntıları öyle bir haldedir ki, sırf karşı olma durumlarını meşrulaştırmak için, saflarında olmadıklarını söyledikleri kişilerin davranışlarını, stratejilerini, tezgâhlarını bile savunabilmektedirler.
Karşı çıktıklarımızın, siyasi ikiyüzlülüğünü ve sahtekârlıklarını ispatlarsın ama bunlara göre, o ikiyüzlülükler ve sahtekârlıklar başarıya giden yoldur. Toplumu kandıran ve aldatanların gerçek yüzünün topluma gösterilmesini sağlamakta olan ve en ufak ayrıntıyı kaçırmamak için uğraşan bizleri "Bunları yazıyor ve gösteriyorsunuz da toplum size mi destek veriyor?" diye küçümsemeye çalışmaktadırlar.
Mücadele ettiğiniz insanlar, her türlü yalan ve iftira ile bu toplumu kandırıyor, taraftar topluyor, biz gerçekleri anlatmaya çalışınca, suçlu oluyoruz. Bizi, kim suçlu kılıyor,"senin safındayım" diyen tipler…
Böyle bir rezalet, böyle bir anormallik olabilir mi? Maalesef oluyor ve bize gelen e-maillerden, cep mesajlardan, telefonlardan bu durumu sık sık yaşıyoruz. Kimi de, en yakından bildiğin ve tanıdığın insanlar olunca, kan beynine sıçrıyor.
Bedeni senin safında ama beyni senle olmayan tiplerle başarı yakalamak, hedefe varmak mümkün mü?
Senin, karşında siyasi ve fikri mücadele yaptıklarının sahtekârlığını meşru gören, senin onlar karşısında ortaya çıkardığın doğrularını küçümseyen kişiler, karakter ve akıl sağlığı konusunda, tedaviye muhtaç değil de nedir?
Bedeni ile yanımızda bulunan bunlar, beyni ile bize saldıran düşmandan daha tehlikelidir.
Ne yazarsan yaz, bunlar karşı çıkışlarına muhakkak bir kılıf bulmaktadır.
Geçen bunlardan birisi, Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık köşemde kullandığım "Haçlı Cübbe" giymiş,"Yahudi Cesaret Ödülü" alırken çekilmiş fotoğraflarına dair yorumda bulunmuş ve demiş ki: Yazılarınızda sürekli bu resimleri, kullanıyorsunuz, bu resimler, bir şey ifade etmez.
Bizler, o resimleri, İslam dinini kullanarak, toplumu aldatan insanların gerçek yüzünü göstermek için sembol olarak sunuyor ve içini dolduruyoruz.
"Haçlı Cübbe" giyip, Haçlı projelerde görev alanları deşifre etmek, bu toplumda itibarsızlaştırılıyorsa, bunu basit göstermeye çalışıyorlarsa, bunu yapanların milli ve manevi değerlerle sorun yaşadığı anlaşılıyor.
Hele birde mücadele ettiğin kişiler, İslam dinini kullanarak, Türkiye'nin her kurumunu ele geçirip, Batı'nın Hıristiyan ve Yahudi inanışları ile oluşturduğu projelere hizmet ediyorsa, bu durum en çok mücadele edilmesi gereken durumdur. Propaganda tekniğinde, tekrarın tekrarı çok önemlidir. Bizde İslamla alakası olmayan kişileri, bu tekrarla topluma anlatarak, bu ülkenin değerlerini koruma mücadelesi veriyoruz. Allah'ın ayetlerini Batı istedi diye kaldıran, Müslümanlara vahşet uygulayanları destekleyen ve hatta onlar için dua eden, İslam'a ve yüce peygamberine saldıran ve alçakça iftira eden Papa'ya muhabbetle karşılamalar yapan ve yüce Allah'ın "Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın" uyarısı ile tarif ettiği tiplere karşı mücadele yapmamızı anlamayanla, ne işimiz olabilir?
Arka plan okuması yapamayan, stratejik mücadeleyi göremeyen, oynanan oyunları idrak edemeyenler, sadece motivasyonumuza külfet olmaktadır.
Mücadele ettiğiniz kişiler, bir fotoğraf karesi yakalayınca, bunu siyasi ranta çevirmek ve siyasi düşüncesinde kullanmak için her türlü iftiralarla saldırıyor bu başarı oluyor, biz gerçekleri en ince ayrıntısına kadar yazıyoruz, muhataplarından "çıt" çıkmıyor, senin safında olduğunu söyleyen düşünce özürlüler, çokbilmiş edasında senin yazılarını eleştiriyor.
Yine hatırladığım kadarıyla bunlardan biri diyordu ki: Recep Tayyip Erdoğan'ın sürekli "Sayın Öcalan" ve şehitlere "kelle" demesini,"Kürdistan'dan gelen haberler bizi mutlu ediyor" demesini, "Türkiye,36 etnik kökenden oluşan mozaiktir" demesini,"Türkiye, Türklerindir" demek alçaklıktır" sözünü, PKK'ya ait olan kavramlarını kullanmasını, BOP Eşbaşkanı olmasını niye yazıyorsun, bunlar toplumda tutmaz, bunları yazdığın yazılar saçma oluyor, yazma boşuna…
Eğer, Recep Tayyip Erdoğan, bu toplumda yapılan anketlerde "en milliyetçi lider" seçiliyor, bizde bu toplumu aydınlatmak için, bunları yazıyor ve "senin safındayım" diyen bu yazdıklarımıza karşı çıkıyorsa buradaki tuhaflıkları herkes görmelidir.
Eğer, AKP bu ülkede %47 oy alıyorsa, AKP'nin bu yönünün halktan gizlenmesi sonucu olmuştur. Bize de, adeta "sende gizle" diyenler yüzünden olmuştur. Ortada milli ve manevi değerlerle yapılan sömürü ve aldatmayı yazmak, tespit etmek fikri mücadelenin en önemli unsurudur. Gel de bunu o düşünce özürlülere anlat…
Yine bunlardan bir tanesi diyor ki: Aysun Kayacı'nın "Benim oyumla, çobanın oyu eşit olmaz" sözü ile başlayan tartışmalarda sen niye yazı yazıyorsun, böyle saçmalık olmaz.
Yazının içeriği hakkında aklı basmıyor. Sadece Aysun Kayacı'nın isminin yazıda geçmesi onu ilgilendiren… Adam demiyor ki,"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, AKP'nin tüm yetkilileri Aysun Kayacı'ya "Halkı aşağılıyor" diye laf yetiştirmeye çalışıyor, kongrelerinde bile Aysun Kayacı'ya gönderme yapan gösteriler yapıyorlar, AKP medyası manşetlerden taarruza geçiyor, demek ki burada bir oyun oynanıyor, AKP özellikle bu konunun üzerinde duruyor ondan bir yazı yazılma ihtiyacı duyuldu" diye…
Yazıda ne yazmışız, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halka en çok hakaret eden AKP iktidarının, Aysun Kayacı'nın sözleri üzerinden siyasi prim sağlamaya yönelik maskesini düşürmüşüz. AKP'nin oyununa çomak sokmuşuz mesele bu, ama onu anlayacak zekâ olsa zaten, böyle bir eleştiri ile karşına gelmez…
Yine bunlardan bir tanesi diyor ki: Kurtlar Vadisi dizisi hakkında niye yazı yazdın, ne önemi var ki?
Ekranlara milyonlarca insanı toplayan bir film, eğer AKP gibi mücadele edilmesi gereken bir iktidar tarafından, siyasi menfaatleri için dönüştürülüyor, geçmişte onların politikalarına sıkıntı yaratırken, şimdi onların politikalarını, o ekran başına toplanan milyonlara propaganda olarak sunuyorsa, burada yapılan tahlil sadece toplumun bilgilendirilmesine dayalıdır. Ben yazarken, konuyu önemsiz görenler, AKP iktidarı bu filmin diğer bölümlerini yasaklamak için her yolu deneyip, yasakladığındaki mantığı bana açıklayabilir mi? Milyonları etkileyen bu film ben yazınca önemsiz oluyorsa, tek başına iktidar olmuş bir iktidar, niçin PKK terörünün ilişkilerini ve gerçek yüzünü işleyecek bölümlerini niye yasakladılar? Madem o kadar önemsiz bir film idi de, niçin AKP kendi propagandasını yaptırmak için, filme her manada el attı?
Eleştiren yazı da geçen bir tane cümleye yorum yapamıyor, filmi niye AKP açısından eleştirdin diyor.
Yani bu örnekleri o kadar uzatabiliriz ki, sayfalar almaz. Her olayda, her konuda aynı tavrı gösteren bu düşünce özürlüler, bir türlü gerçekleri göremeyecek kadar takıntılı haldedirler.
Düşmanın dahi kendini bu konularda savunamıyor ama bu tipler onları rahatlatmak adına bin türlü kılıf bularak yazılara anlam yüklüyor.
Bunlar varken, düşman müdahalesine ne gerek var…
Zaten, anlamaları gerekenleri anlasalar, düşmanın başarı sağlaması mümkün mü?
Fikrimiz haklı, zikrimiz haklı…
O halde önce içimizde sağlıklı düşünme zamanıdır. Sadece bedeni ile yanımızda olana değil, aynı zamanda beyni ile yanımızda olanlarla yolumuzda yürüyeceğiz…
Türkiye'de yaşanan her türlü siyasi, sosyal, kültürel olayları milliyetçilik bakış açısından en sert ve net bir şekilde değerlendirmeye devam edeceğiz… Rahatsız olanlara duyurulur.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
26 Haziran 2008 16:10 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
nihat genç ve aşk çoğrafyasında “veryansın”lar
Nihat Genç, yüreğiyle haykıran bir yazar, gönül adamı… Konuşurken ve yazarken “Aşk Coğrafyası” vatanımızda, milleti için “Veryansın’lar” eden yüreği Anadolu kokan Nihat Genç’in eserlerini takip etmek, bu ülkeye imanla, vicdanla, aşkla bağlı olan herkes için öncelikli gönül vazifesi olmalıdır.
Ben, son yıllarda Nihat Genç’i düzenli takip ettiğim için gönül vazifesindeki yerimi almış bulunmaktayım.
Nihat Genç’in son çıkan eserleri olan “Aşk Coğrafyasında Konuşmalar” ve “Veryansın” isimli kitaplarını okumak, Türkiye adına, ortaya refleks koyanlar için, milli besin kaynağı olacaktır.
Nihat Genç’in kendine has üslubu, olaylara bakış açısı, cesaret yüklü yorumları, bir konuyu anlatırken yapmış olduğu, konuya tad katan benzetmeleri, kavgası, haykırışı, duygusallığı onun yerini yazarlar içinde farklı kılmaktadır.
Helal süt emmiş Anadolu delikanlısı olan, bin kılığa giren yazarlar dünyası içinde “insanı yaşatmak” için konuşan, haksızlığa, adaletsizliğe uğrayan kim olursa olsun, onların hakları için haykıran yeri geldiğinde gözyaşı dökebilen Nihat Genç’in farklılığı burada yatmaktadır. Bu farkı görenler, ona sahip çıkmalıdır.
Onun prangaya vurulmaz düşünceleri, ekranlardan ve gazetelerden uzak tutulmaya çalışılsa da, onun kitapları vatan hainlerine, hırsızlara, sahtekârlara darbe olmaya devam etmektedir.
“Aşk Coğrafyasında Konuşmalar” ve “Veryansın” isimli son çıkan kitapları, bu darbelerin indirildiği en etkili bir silah olmuştur.
O silahı kuşanmak için, o kitapları bir an önce okuyun, Nihat Genç’in düşürdüğü maskeleri bir bir göreceksiniz…
Nihat Genç’in kimsede bulamayacağınız üslubundaki tad yüzünden, eminim kitaplar içindeki birçok yazıyı, benim yapmış olduğum gibi defalarca okuyacaksınız…
“Aşk Coğrafyasında Konuşmalar” ve “Veryansın” isimli kitaplar içinde, Türkiye’nin ABD-AB ilişkilerinde ortaya çıkan zaafiyetleri, AKP iktidarının gaflet ve ihanetlerinden örnekleri, Türkiye üzerinde oynanan oyunları, toplumsal, sosyal olayların milli yönden analizlerini bulacaksınız.
En güzel fıkra ve hikâyelerle de süslenmiş yazılardaki doyumsuzluğa, en kısa zamanda ulaşmanızı temenni ediyorum.
Nihat Genç’in “Aşk Coğrafyasında” yapmış olduğu “Veryansın’lara” gönül vermek, Türkiye’nin derdine, kederine ve sevincine omuz vermektir.
Türkiye’deki gerçek mazluma, gerçek mağdura ulaşmak istiyorsanız, iyiyi-kötüden, yanlışı-doğrudan ayırmanın yolunu bulmak istiyorsanız, dostunuzu-düşmanınızı tanımak istiyorsanız Nihat Genç’in kitaplarını bir an önce temin edinin…
Nihat Genç’le birlikte hainlere, zalimlere karşı haykırmak, onunla birlikte hırsızlara, arsızlara karşı savaşmak, onunla birlikte milli ve manevi değerlerimizi sömürenleri deşifre etmek, onunla birlikte ülkedeki sevgi ve kardeşliğin tohumlarını yeşertmek için gözyaşı dökmek, onunla birlikte milli servetimizi peşkeş çekenlerin ipliğini pazara çıkarmak, Türkiye sevdasına katıksız ve karşılıksız hizmet olacaktır.
AKP iktidarında, muhalif tüm yazarların bir bahane ve bir sebep bulunarak susturulduğu, Nihat Genç’inde bunlardan biri olduğunu bilerek, onun eserlerine sahip çıkmak, muhalif olmanın sorumluluğu olmalıdır.
Muhalif, Türk milletinin hakları adına “Veryansın” edendir, muhalif “Aşk Coğrafyasında” vatan aşkı, millet aşkı, bayrak aşkı duyandır.
Bu “Veryansın’ı” edenler, bu aşkları duyanlar birbirine sahip çıkmalıdır.
Türkiye, zor şartlar altındadır. Bu zor şartları başımıza getirenlerle mücadele edilmezse, bu şartların oluşumu bizi felakete doğru sürükleyebilir.
Konuştukları ve yazdıkları ile zor şartlara dayanma gücü veren, bizleri motive eden Nihat Genç, Türkiye’nin ışıldayan değeridir.
O değerin kıymetini, gönül adamları anlamalı ve bilmelidir.
Hepimiz, Nihat Genç’in yüreğindeki ateş kadar “Veryansın” edersek, ışığı gören yarasalar, bu ülke üzerinde uçamayacaktır…
Haykırın vatan için, haykırın millet için…
Aynen Nihat Genç gibi…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
26 Haziran 2008 16:09 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
türk milletinin davasından nasıl kurtulacaksınız?
AKP savunmasını geçtiğimiz hafta mahkemeye verdi, iddianame için şöyle bir ifade de bulunmuşlar.
“Deliller internetten derlenmiş. Bu adeta bir Google davası”
Şemdinli İddianamesi, PKK’nın sitelerinden, Kürtçü sitelerden derlenip, toparlandığında aynı tavrı göstermemişlerdi. Türk Ordusunu yıpratmak için hazırlandığı her halinden belli olan Şemdinli İddianamesini hazırlayan savcıya AKP’liler kol-kanat germişti. O savcı görevden alındığında, AKP’liler kendi arasında para toplayıp, savcıya yardımda bile bulunduğuna dair haberleri basından okumuştuk. AKP, her olayda olduğu gibi, bu olayda da işine geldiği gibi davranmaktadır. Aynı tavır ve davranışlar kendi siyasi düşüncesine, menfaatlerine uygunsa mesele yok, eğer kendine karşı ise ortalığı ayağa kaldırıyorlar.
Google tıkla, AKP’nin tüm sicilini orada bulmak mümkündür. Google, teknolojik olarak bilgiye ulaşmanın aracıdır. Mesele Google’den delil toplamak değil, bilginin doğru olup-olmamasıdır. AKP “Google davası” tanımı yaparak, delilleri basitleştirmeye çalışmaktadır.
Toplanan delillerin, bilgilerin ne kadar doğru olup-olmadığına Anayasa Mahkemesi karar verecek… Ama AKP, yandaş medyası ile psikolojik harp sanatına uygun hamleler yapıyor.
Türkiye hukuk devleti, AKP’de hukuk önünde hesabını verecek… Kapatılıp-kapatılmaması mahkemenin vereceği kararda yatıyor. Fakat burada AKP’nin yapmaya çalıştığı kurnazlıkları iyi görmek gerekiyor.
“Bu adeta bir Google davası” şeklinde bir savunma yapmak, AKP’nin bilindik kurnazlığını spotlaştıran ifade olmaktadır.
Google’den alınan delil ve bilgi, doğru ise AKP’nin bu kurnazlığının bir etkisi olur mu?
İddianame içinde en önemli konu olan AKP’nin emperyalist devletlerin projelerinde üstlendiği taşeronlukla ilgili bir Google araştırması yapın, karşınıza binlerce internet sayfası çıkmaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın "Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz." (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=11245) sözünü hem yazılı,hem Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi sesinden dinleyebileceğiz, Google aracılığı ile binlerce site vardır.
Google tanımı AKP’yi kurtarmaz, aslında siyasi ötenaziye götürür. AKP “neyi yapmadım” diyorsa, Google’de yaptığına dair belge ve delilleri bulabilirsiniz.
Ama AKP siyasi ukalalıkta sınır tanımadığı için aklınca, iddianameyi küçümsemek için “Bu adeta bir Google davası” diyor.
Türk milletinin düşmanı olan, doğal olarak Türk milletini koruyan TSK’yı yıpratmak isteyen PKK’nın internet siteleri delil için kullanılınca “yargı bağımsız” nutukları atacaksın, yargı seninle ilgili hukuka dayalı dava açınca “Yargı Darbesi” tanımında bulunacaksın… Bu nasıl bir siyasi zekâ halidir?
Kurnazlık, karşındakini kandırabilirsen kurnazlıktır. Aksi takdirde siyasi şapşallık olmaktadır. AKP’de zaten cahil potansiyele oynamaktadır. O potansiyel zaten bunların yaptığı her şeyde bir keramet bulmaktadır. Kerameti aldatmaya, kandırmaya dayalı olan AKP, siyasi sondajı hep bu potansiyeli yönlendirmek için vurmaktadır.
Kapatma davasının sonucu ne olur, ne olmaz bilmiyoruz. Fakat AKP kapansa da, AKP zihniyetinde olanların, yasak almayan bölümü yeni bir parti kuracaktır. Belki de AKP’den birkaç tane parti çıkacaktır. AKP’nin birçok parçaya ayrılacağı konuşuluyor. AKP kapansa da, kapanmasa da Türk milleti mutlaka hesap sormalıdır.
AKP, kendi tabiri olan “Google davasından” kurtulsa bile, Türk milletinin hesap sorma davasından kurtulmamalıdır.
Sahte cennetin, sahte mücahitleri, halkın milli-dini değerleri üzerinde kene gibi sömürmenin hesabını vermelidir.
Bu siyasi keneliği benimseyenler, sandıkta ilaçlanmalıdır. Türk milleti, ilaçlamadan sonra, kireçlemeyi unutmamalıdır.
Aksi taktirde, bulaşıcılık özelliği olan siyasi kenelik, hala etkisini gösterebilir.
Vicdanlar, böyle bir teması kaldırmamaktır. Zararı çoktur ve ölümcüldür… Allah Türk milletini her türlü zararlı oluşumlardan korusun… Âmin…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
26 Haziran 2008 16:08 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
akp medyası öncü kuvvet
,
“biz yokuz” diyor
Kamu görevlilerinin özel hayatlarının ifşa edildiği, özel anlamlar çıkartılarak kuşkuların hâkim kılınmak istendiği bir ortamda en çok ihtiyacımız olan karşılıklı güven de yok olmak üzeredir.
İnsanların izlenerek bunlardan komplolar çıkartılmaya çalışılması toplumun her kesimini derin bir güven bunalımının içine itmektedir.
Artık Türkiye, tek başına iktidar iddiasındaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönetim ve kontrolünden tamamen çıkmış, karalayıcı kampanya sahipleri ile karanlık odaklar Türkiye gündemini belirlemeye başlamıştır.
Başbakan Erdoğan’ın “Ankara’daki karanlık senaryolarda biz yokuz” açıklaması, ülke yönetiminden sorumlu bir hükümetin sürüklendiği çaresizliğin ilk ağızdan itirafıdır.
Bu sözler hükümetin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, hükümetin gelişmelerden habersiz olacağı anlamına da gelmeyecektir.”
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yapmış olduğu bu tespitler, Türkiye’nin yaşadığı mevcut durumun en net özeti olmuştur.
Kaç gündür, bu köşeden Ankara odaklı’gerçekleşen, devlet kurumlarını ve kurumların başındaki yöneticileri yıpratıcı eylemleri ve söylemleri değerlendiriyoruz. Her gün yeni bir senaryo, her gün yeni tezgâh sahnesi ile karşı karşıya bırakılan Türkiye, AKP’nin basiretsizliği ve karanlık odaklara prim vermesi yüzünden, adeta gaz sıkışması yaşamaktadır. Bunun yaşatacağı bir patlamanın kaosa davetiye çıkartacağını bildikleri halde, sırf kaostan beslenme yapılarını tatmin etmek için, bu yapılanların önüne geçmemektedirler.
Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ankara’daki karanlık senaryolarda biz yokuz” açıklaması traji-komik bir manzaranın doğuşudur.
”Biz yokuz” diyor, işin içinden sıyrılmak için… ”Biz yokuz” diyor, ama bu karanlık odakların tüm servislerinde AKP medyası var…
Yargıya saldırıda, orduya saldırıda, siyasetçiye saldırıda, gazeteciye saldırıda öncü kuvvet AKP’nin medyası olmaktadır.
Hal böyle olduktan sonra, Recep Tayyip Erdoğan “Ankara’daki karanlık senaryolarda biz yokuz” demesinin bir hükmü olabilir mi?
”Biz yokuz” diyorsan, AKP’yi savunmak adına her türlü çirkefliği yapan, o malum ampul medyası da karanlık odak servisçiliği yapmamalıdır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözü ile kendi medyasının yaptıkları birbiri ile çelişmektedir.
Yayınlanan fotoğraflar bunlarda, ses kayıtları bunlarda, karanlık odaklarca senaryolaştırılmış haberler bunlarda… Tek dertleri AKP’ye yol açmak, AKP’nin üzerindeki baskıyı başka yönlere çekmek…
Bunları yaparlarken de, yine her zamanki gibi İslam dinini, siyasi menfaatleri için kalkan yapmaktadırlar.
Buna en sıcak örnek, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’a ait olduğu söylenen, Kudüs’te Ağlama Duvarı önünde çekilen, hatıra fotoğraflarını, dini söylemlerle süsleyip, servis yapmalarıdır.
Fakat bunu niçin yaptıkları çok önemlidir! Geçen dönemde, aynı yöntemleri mevcut Genel Kurmay Başkanı Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın, Genel Kurmay Başkanlığına atanmasını önlemek ya da yıpratmak için yapmışlardı.
Şimdi de, temayüllere göre Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Orgeneral İlker Başbuğ’a yapıyorlar.
İlker Başbuğ’un, Kudüs’te Ağlama Duvarı önünde çekilen fotoğrafları haber değeri taşıyordur, haber yapılabilir. Ama bunu sunuş tarzı, niyetlerini ortaya dökmektedir.
Niyeti belli olan AKP’nin medyası, acaba aynı tavrı “Yahudi Cesaret Ödülü” alan,”Haçlı Cübbe” giyen Recep Tayyip Erdoğan’a niye göstermedi?
“İslamcı” etiketi ile sadece bu dünyasını kurtarmak için çalışanlar, niçin Recep Tayyip Erdoğan’ın o meşhur resimlerini gazetelerine manşet olarak basmadılar?
Kaldı ki, o alınan ödül, giyilen elbise sembolik olmaktan öte, içeriği de doldurulan anlamlar taşımaktadır.
ABD Başkanı Bush’un İslam Dünyasına savaş açarken kullandığı “Haçlı Seferini başlatıyoruz” sözü ışığında, ABD’nin Haçlı projesi olan BOP’un Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı manşet yapmak, İslamı sömürme düzenlerini bitireceği için hiç oralı olmuyorlar.
Müslümanlara vahşet uygulayan, Haçlı Orduları gibi hareket eden ABD askerlerine, BOP’un Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birde “ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız.” Şeklinde mektuplar yazıyorsa, bunlar nasıl haber yapsınlar, o fotoğrafları?
O malum gazeteler, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in(S.A.V) vefatından bugüne kadar kimsenin cesaret edemediği hakaretleri etmiş ve alçakça iftiraları atmış Papa’yı, uçağın kapısında karşılayan Recep Tayyip Erdoğan’ın o anki resmini niye kullanmadılar. İşlerine gelmiyor çünkü…
Recep Tayyip Erdoğan’ın Papazlarla, Hahamlarla kilise açarken, havra açarken çekilen fotoğraflar nerede? Niye gazetelerinizin manşetlerinde görmedik?
Din adamlarına niçin, o görüntüleri yorumlatmadınız? İşinize gelmiyor, değil mi?
Ne İslam, ne de Türkiye dertleri… Tek dertleri AKP ile birlikte “Durmak Yok, Yola Devam” sloganını rahat rahat atabilmek… Saldırıları ondan, çirkeflikleri ondan…
Bunu Türkiye artık görmelidir…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
18 Haziran 2008 16:45 · ÜLKÜCÜ
Ankara'da her şey toz-duman… AKP iktidarında, resmen devlet kurumları arasında hesaplaşma yaşanıyor.
Dinlemeler, fotoğraflar, ses kayıtları, raporlar gazetede manşetlerinde, internet sitelerinde uçuşuyor adeta…
Bunları yapanlar, nedense hep AKP'ye yakın yayın organları olmaktadır.
Yargı üyeleri, komutanlar, gazeteciler, siyasiler bu yayın organlarının propaganda savaşlarında adeta hedef on iki yapılmış durumdadır.
Herkes şaşkın, herkes kaygılıdır. Türkiye ampul çetelerinin baskısı altındadır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bugüne kadar yaşanmamış hadiseler yaşanmaktadır. Yıpratılmaması gereken devlet kurumları, resmen dedektif ve ajanlık yapanlar tarafından takip altına alınmış ve iktidarın siyasi hesapları adına terbiye edilmeye çalışılmaktadır.
Terbiye edilmeyi kabul etmiyorsan, senin için hayatı zindana çeviriyorlar. Psikolojik olarak etki altına almak için, telefonuna böcek, beynine kene olup, yapışıyorlar.
Ya onlardan olacaksın, ya susacaksın… Her iki tercihte de, kazanan onlar olmalıdır.
Bunu istiyorlar, bunu yapabilmek adına her yolu deniyorlar.
İktidar, kendine hizmet adına, bunları yapanları çok iyi biliyor ama yaşananlar karşısında üç maymunu oynuyor.
Siyasi ahlak konusunda, küresel ilişkiler konusunda, karanlık adımlar konusunda konuşacak yüzü olmayan iktidarın, bugün bu konular üzerinden birilerini suçlamaya çalışıyorsa, bunun tek sebebi kapatma davası yaşadığı şu süreçte, rayından çıktığının en bariz örneği olmaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan,"Bu trenden inen bir daha binemez" diyor da… Zaten o tren felakete doğru hızlı bir şekilde ilerliyor. Zaten akıl ve mantık, o trenden en kısa zamanda inmeyi gerektiriyor.
Türkiye, paranoyanın cinnet ateşini hazırladığı, sıcaklıktadır.
AKP, bu ateşe her gün benzin dökmektedir. AKP siyasi menfaatlerini korumak adına, devletin kontrolünü elinden kaçırmıştır.
AKP, devleti yönetme adına sağduyu sahibi olmayınca, devleti yönetmenin manasını anlaması imkânsızlaşmaktadır.
Türk devlet geleneğinin gerektirdiği terbiyede değil,"devleti nasıl AKP'leştiririm?" şeklinde düşünce taşıdıkları için,"bu ordu, bu yargı, bu polis milletin varlığı ve geleceği, o yüzden yıpranmamalı" diyemiyorlar.
"Herkes bana çalışsın, herkes siyasi menfaatlerimi korusun, çalışmayan, korumayanları da devlet imkânları ile ezerim" anlayışının taşındığı bir ortamda, devlet işlevsel özelliklerini muhafaza edebilir mi?
AKP medyası olarak tarif edilen gazetelerde, sözde aydın sıfatlı insanlar, eline kalem alıp, AKP'ye karşı çıkan yada kendilerince karşı gördükleri kim varsa akla, mantığa ve vicdana sığmayacak ölçüde saldırıda bulunuyorlar.
Nihat Genç, "Veryansın" isimli, herkesin okuması gereken kitabında, bu tipleri, kendi üslubu çok güzel tarif ediyor.
Nihat Genç diyor ki: Eskiden belediyelerde kadrolu fareler vardı. Rögarlar sıkıştığında bu kemirici fareleri kanalların içini kemire kemire açsınlar diye atarlardı oraya. Rögar fareleriydi bunlar. Şimdi aydınlarımız, AKP hükümetinin başına bir sıkıntı geldiği zaman köşelerden rögarlara atılan fareler gibiler..."
Bu tarif üstüne, tarif yapmaya gerek var mı?
AKP iktidarı, devleti kendi düşüncelerine yönelik dönüştürmek için, kurumların ve kurum başındaki insanların üzerinden silindir gibi geçmektedir.
AKP, bugün var, yarın yok…
Ama Türk devleti, ebedi müddet olacaktır. O yüzden, Türk milleti devletini bunların elinden kurtarmazsa ve korumazsa çok büyük vebal altına girecektir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara, devlet içindeki kurumların, siyasi hesaplaşmalarda arena edildiği değil, hizmet üretilen yer olmalıdır.
AKP, bunu anlamaz ama anlayanlar, buna mutlaka çözüm bulmalıdır. Ankara, Ankara olalı, böyle bir iktidar, böyle baskı, böyle alavere-dalavere görmedi.
AKP ise, iktidarında bunların hepsini ve ötesini Türk milletine gösterdi.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
18 Haziran 2008 16:43 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
islamla alakası olmayan
,
sahte islamcılar
Türkiye’nin başında “İslamcı” diye tabir edilen bir iktidar var. Onlar kendilerine karşı çıkanları dini argümanlarla susturmaya çalışıyor, onların karşısında olanlar ise onları ‘İslamcı’ diye suçlayarak durdurmaya çalışıyor.
Bu iktidar hak etmediği bu kimliği taşıdığı gibi, bunlara karşı çıkanlarda “İslamcı” diye yanlış bir suçlamada bulunmaktadır.
Sahte İslamcılar, içe yönelik ‘İslamcı’ maskesi ile halkı uyuttuğu gibi, küresel ilişkilerde de hizmeti Hıristiyan ve Yahudi âlemine yaparak, ucube bir kimliğini ortaya çıkarmaktadır.
AKP,Müslümanların inanç ve değerleri noktasında hiçbir somut sahiplenmeyi ortaya koyamadığı gibi,iktidarları boyunca Batı’nın dinine uygun çalışmalarda bulunmuştur.
Öyle davranışlarda bulunmuşlardır ki,çoğu zaman Müslümanlıkları bile şüpheli karşılanmıştır.Ama gel-gör ki,İslamı şekil yönünden çok iyi kullandıklarından,siyasi rantı çok iyi oluşturmuşlardır.
“İslamcı” bir kimlik taşıyıp, İslam karşıtı batıya her türlü teslimiyeti gerçekleştirmiş, böyle bir siyasi yapı, bugüne kadar görülmemiştir. Batıya teslimiyet, her türlü hizmetkârlığı meydana getirmiştir.
Eşleri başörtülü olduğu için İslamın savunucuları olarak görülen aynı kişiler, Müslümanları vatansız bırakma projesi olan BOP’da, ABD’nin “Eşbaşkanı” olarak görev yapıyorsa, onu nasıl görmek gerekiyor?Mantığı, zekâsı,aklı olan adam için, oldukça basit bir soru değil mi?
‘İslamcıyım’ diye Türkiye’de cirit atan birçok kişi, kendini ABD ve AB ülkelerinin kucağına atmayı çok seviyor. Derdini, kederini, sevincini onlarla paylaşmayı en büyük mutluluk sayıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin değerleri, sembolleri dendiği vakit cin çarpmışa dönüyorlar ama ABD-AB değerleri dendiği vakit o değerlere tapıyorlar. Türkiye’deki kaldırılmış kitlelerde bunları, kendi dininin değerlerini savunan, koruyan sanarak destek veriyor.
Türkiye’de, İslam’ı savunan bir kişinin Türk milletinin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’e düşman olabilmesi mümkün mü?Ama bu bahsettiğimiz sahte İslamcılar içinde, Müslüman yurdu olan Türkiye’yi yedi düvele karşı koruyan büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e düşmanlık besleyenler vardır.Türk milletinin sönmeyen güneşi olan Atatürk’e Yunan’ın,İngiliz’in,Fransız’ın işgaline izin vermediği için nefret kusmaktadırlar.
Türkiye’deki sahte İslamcılar,Atatürk’e ve onun bıraktığı Cumhuriyet değerlerine düşmanlıklarını her fırsatta göstermektedirler.
Geçtiğimiz hafta buna örnek olacak bir şekilde Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında başörtülü iki öğrencinin dehşet verici düşünceleri, haftanın gündemi olmuştu, tartışmaları da hala sürüyor.
Fatih Altaylı ve iki bayan arasında geçen diyalogun bir kısmı şöyle:
Kevser Çakır: Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.
Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk'ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan : Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.
İslamcılık adına konuşan bu beyinsizler,İngilizlerin Türkiye’yi işgal edememesine çok büyük üzüntü duyuyorlar.Bunu engelleyen Mustafa Kemal Atatürk’ü de sevmiyorlar.
İngilizler, Türkiye’yi işgal etseydi, hangi kilisede vaftiz edileceği belli olmayan bu beyinsizlerin, Türkiye’nin her yanında İslamın rahatça yaşanmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e olan düşmanlığı, kansızlık örneğidir.
Zaten bu sahte İslamcıların gerçek yüzü en kısa zamanda görünmese, Türkiye’de Irak’taki manzaralara benzer manzaralar yaşayacaktır. İşgal edilmiş Irak’ı görüyorsunuz, ABD ve İngiliz askerleri camileri yerle bir ediyor, Kuran-ı Kerim’i hedef yapıp, atış talimi yapıyorlar.’İngilizler olsa rahat yaşarız’ diyen beyinsizler, işgal edilmiş Irak’ın halini hiç mi görmezler?
İşin garip tarafı,Irak işgalini destekleyenler Türkiye’deki sahte İslamcılardır.
ABD ve AB’ye teslim olanların Mustafa Kemal Atatürk’e düşman olmaları en doğal halleridir. Ama yazıklar olsun ki, bunu “İslamcı” kimliği ile yapıyorlar.
Allah bu memleketi ve İslam âlemini bu beyinsizlerden ve bunlara destek verenlerden korusun…
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
15 Haziran 2008 20:40 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
ah türkçe vah türkçe
... Türkçe’yi “klas”larına yakıştıramayan tuhaf insanların sayısı büyük bir hızla artıyor. İki futbolcu; Ortaköy’de açtıkları bara, bu semtin eski adını vermişler: “Arkeon”. Güneye doğru inerseniz, eski Roma ve Yunan adlarının birer birer hortlatıldığını göreceksiniz. Özellikle turistik bölgelerde Türkçe konuşmak ve iş yerlerine Türkçe adlar vermek âdeta ayıp görülmeye başlandı. Bu ne şaşkınlıktır! Bu ne gaflettir!
Eskiden “entel” taifesi çağdaşlığını “öztürkçe” kullanarak “kanıt”lardı. Şimdilerde çağdaşlığın göstergesi İngilizce. Meselâ adamlar tiyatro kurarlar, adı “Tiyatroskop”. Son zamanlarda “happening”ler, “workshop”lar gırla gidiyor. Düşünün bir kere, gözlerini Galleria’da açıp Fame City’de Pin Bowling, Skee Ball, Boom Ball, Whac-a-Mole, Hoop Shot, Galaksie, Beat the Clock ve benzeri oyunlarla vakit geçiren ve McDonald’s’ta yahut Kentucky Fried Chicken’da karınlarını doyuran bacaksızlar büyüdüklerinde hâlimiz ne olacak? Türk Hava Yolları dergisinin adı bile İngilizce: “Skylife”...
Peki suçlu kim? Yeni nesillere ana dil şuurunun kazandırılmasında ihmali olan herkes suçludur. Özellikle, eski kelimeleri, dolayısıyla kelimelerin geçmişten bugüne taşıdıkları kültürü ve ifade inceliklerini de satırdan geçiren aydınların günahı büyüktür. Devletin bütün imkânlarını kullanarak, insanlara uydurma kelimelerle konuşmanın “çağdaşlık”, “ilericilik” olduğunu telkin etmişlerdir. Bu yüzden, zamanla, sadece kelimeler değil, deyim ve atasözleri bile yeni nesillere bayat gelmeye başlamıştır. İşin gerçeği şudur: Birtakım aydınlar, Türkçe’yi zenginleştirmek, Türkçe’de bulunmayan kavramlara, terimlere karşılıklar bulmak yerine; yediden yetmişe herkesin anladığı ve kullandığı kelimelere yeni karşılıklar uydurmuşlardır. İmkân’ı, ihtimal’i, şart’ı, sebep’i ve daha yüzlercesini kitle iletişim vasıtalarını da arkalarına alarak dilden kovmuşlar.
Hatırlanacağı üzere, yabancı adlar önce dergilerde boy gösterdi: Argos, Rapsodi, Strech, Hey Girl vb. Daha sonraları yabancı adlı televizyonlar peydahlandı: Magic Box, Show TV, İnter Star, Flash TV vb. Yüksek tirajlı gazetelerde Film Guide, TV Guide, Pozitif, Star, Teleskop gibi adlarla ekler vermeye başladılar. Çocuklarına Melisa, Sem gibi isimler veriyorlar... Geçmiş ola!
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com
15 Haziran 2008 05:35 · ÜLKÜCÜ
· Etiketler
ampul tiyatrosu kursana sen
,
pentagon tercümanı
AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, ne zaman bir konu hakkında konuşsa, yorum yapsa inanın tam eğlencelik bir manzara yaratıyor.
Bundan önce de, bizi güldürdüğü konular hakkında çok yazı yazdım.
Egemen Bağış hakkında bundan önce yazmış olduğum yazıların başlığı da “Egemen Bağış, Komik Olma” ve “Durmak Yok, Komikliğe Devam” şeklinde olmuştur hep… Egemen Bağış, siyasette matrak olmayı sürdürüyor.
Geçtiğimiz günlerde de, Türkiye’deki siyasetin gidişatını değerlendiren açıklamalar içinde “Maşallah, 'Siyasette ABD desteği gerekli' diye konuşulurdu ama ABD'den CHP'ye bu kadar kuvvetli destek görmemiştik.” şeklinde cümlelerine rastlayınca, “Egemen Bağış, siyaseti bıraksa da, tiyatro üzerine çalışmalar yapsa” diye düşündüm…
AKP’nin ruh ikizi olan CHP’ye, ABD’nin destek verip-vermemesi konusunda değilim ben… Zaten AKP’ye destek veren ABD, doğal olarak ruh ikizi CHP’ye de destek vermiş sayılır.
Benim burada yakaladığım espri, kendi partisi AKP’yi sütten çıkmış ak kaşık gibi bir muameleye tabi tutup, ABD’nin destek verdiği partilere laf yetiştirmeye çalışması olmuştur.
Egemen Bağış’ın, aslında burada AKP’nin ruh ikizi olan CHP’yi kıskanması söz konusudur.
ABD’nin Müslüman ülkeleri işgal etmesinin adı olan BOP Projesinin “Eşbaşkanı” olan ve Müslümanlar üzerinde vahşice soykırım uygulayan ABD askerlerine “dua” eden kendi partisinin genel başkanı, ABD’den izin ve onay almadan yerinden kıpırdayamayan kendi partisi, kendi gibi Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlardan birisi olan Cüneyd Zapsu’nun, ABD kapılarında “Bizi silmeyin, süpürmeyin, delikten aşağı atmayın, kullanın” şeklinde yapmış olduğu yalvarışlar hala hafızalarda iken Egemen Bağış’ın “Maşallah, 'Siyasette ABD desteği gerekli' diye konuşulurdu ama ABD'den CHP'ye bu kadar kuvvetli destek görmemiştik.” şeklindeki cümleleri tam bir eğlencelik havada değil de, nedir?
Dikkat ediniz, Egemen Bağış’ın, Pentagon’un yeminli Tercümanı olduğundan hiç bahsetmiyorum bile.
Egemen Bağış’ın, “ABD, CHP’ye destek veriyor” iddiası doğru ise, ABD’nin AKP yanında, CHP’yi de kullanacağı anlamını çıkartabiliriz.
ABD’nin AKP’ye destek vermesini bir kenara bırakın, siyasi esir ve köle gibi kullandığını bu dünyada bilmeyen mi vardır Egemen Bağış?
Daha geçtiğimiz günlerde, ABD’li yetkililer AKP’ye tam destek vererek “Mükemmel çalışma ilişkileri bulduğumuz ve ortak değerlere sahip olduğumuz bu hükümetle çalışmayı sürdüreceğiz.” şeklinde açıklamalar yaparken, Egemen Bağış’ın “cambaza bak” oyunları, kendini komik duruma düşürmekten başka bir şey değildir.
Amerikancılığı tescillenmiş AKP’nin yöneticileri, bu tescilli kimliklerini kimseye kaptırmamak istiyor anlaşılan ama ABD’nin CHP’ye vereceği destek, direkt AKP’ye verilmiş destek sayılır.
CHP’nin laiklik üzerinden geliştirdiği her politika, AKP’ye siyasi rant olarak yansıdığı için, küresel destekle güçlenecek CHP, AKP için velinimet sayılır.
Egemen Bağış, aslında bu söylediklerimin tamamını biliyor da, burada yapmaya çalıştığı Türkiye kamuoyunda “bizim defterimizi dış güçler dürüyor” havası yaratmaya çalışıyor. Kurulduğu günden bu yana dış güçlere hizmeti ibadet gören ve kapatma davasındaki en önemli suçlama bile yabancı ülkelerin projelerine taşeronluk yapması iken Egemen Bağış, kimi kandırmaya çalışıyor? Yapmaya çalıştığı olsa olsa komik üretimler yapmaktır.
Bundan önce yapmış olduğu açıklamalarla bizi gülmekten kırıp-geçiren Egemen Bağış, kendini akıllı âlemi sersem sanmaktadır.
Daha önceki açıklamalarında varolan tezatlıklara bir göz atarsanız, Egemen Bağış’ın mizah yeteneğini çok iyi anlarsınız.
Egemen Bağış, “ABD artık Washington ile çatışma pahasına da olsa Irak'a girmeye hazır olduğumuzu anlamalıdır.
Bir saniye bile tereddüt etmeyiz ve kimseden izin istemeyiz” gibi komik açıklamalar yaptıktan kısa bir süre sonra da "Kuzey Irak’ta da özellikle eyleme yönelik istihbarat konusunda ABD, Türkiye’ye destek vermiştir. O nedenle, Türkiye, ABD’den ’izin’ değil, ’destek’ almıştır" açıklamasını yaparak, komiklikte eline su dökülemeyeceğini göstermiştir.
Egemen Bağış’ın geçmişte bizleri en çok güldürdüğü cümlesi de, PKK’nın başındaki kahpeye “Sayın Öcalan”,onun şehit ettirdiklerine “Kelle” diyen, PKK’ya ait kavramları siyasetinde kullanan,”Türkiye Türklerindir demek alçaklıktır” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ı anlatırken kullandığı "Her şehit haberi geldiğinde Başbakan büyük acı çekiyor. Öyle ki, şehit haberi geldiği günlerde yakın danışmanları olarak odasına girmeye korkarız" şeklinde hayal dünyasından üretimler yaptığı cümlesi olmuştu.
Egemen Bağış, bizi güldürmeyen, ciddi bir açıklamayı ne zaman yapacak, çok merak ediyoruz.
Egemen Bağış’a tavsiyemiz ciddi pozlarda hiç konuşmaya kalkmasın, oldukça komik yorumlarda bulunuyor çünkü…
Pentagon Tercümanı Egemen Bağış, Ampul tiyatrosu kursa, siyasette konuştuklarını orada sergilese, inanın Türk sanatına, siyasetten daha büyük katkısı olacaktır.
İLETİŞİM:
altinelbiseliadam@bozkurtdiyari.bloggum.com