1944'ten Günümüze
Büyük ülküler peşinde koşmanın mükâfatı çile… İlk başta cebir uygulayarak sindirmeye çalışırlar, sonra gülerler hayalci derler, sonra nefsini okşayan dünya nimetleri sunarlar. Bütün bunlardan yılmazsan dava adamı olursun. Türk milliyetçileriyle mücadele edenler bu silahları en mükemmel şekilde kullanırlar.44 olayları bunun ilk ayağına oluşturur. Milletini sevmenin bu kadar ağır bedeli dünyanın hiçbir ülkesinde görülmedi. Hele hele de vergisini verdiğin devletin yetkililerinin bu zulümleri yapması vahametin en büyüğü. Tırnaklar çekilir tabutluklara konulur… Türkçüleri ölümle korkutmanın bozkurda çakal muamelesi yapmak kadar büyük bir hata olduğunu göremeyenler esir Türkler özgür olacak denildiğinde de güldüler, hayalperest Turancılar dediler. Türküz Türke sevdalıyız dedik, faşist dediler. Sevdamızın bedeli ağır oldu. Mezarlıklar zindanlar ve sürgünler. Türküm demenin suç olduğu yıllarda Türkçüyüz dedik, kızıl emperyalizmin gölgesinde bağımsız Türkistan dedik. Yılmadık… Çile çektiler kanlarını döktüler. Ruhları şad olsun.
Bugün Türkiye'de artık her kesim Türk milliyetçiyiz diyor, bağımsız Türkistan bir güneş gibi parlıyor. İnanmak başarmanın yarısıdır derler. Dünyanın en eski ve etkili silahı samimi bir inanç ve gönülden bağlılık. Karşımızdaki silah ise yoğun kültür emperyalizmi ve dünya nimetleri. Biz yüce Türk milletini inanmaya ve başarmaya davet ediyoruz. Her büyük ülkü gibi mükâfatımız yine çile olacak ancak turan ülkesinde kımız yudumlarken çekilmiş çileler bizim için birer onur madalyası olacak.
Gaspıralı İsmail Bey'in dediği gibi Türk dünyasının “dilde fikirde işte birlik”ten başka şansı olmadığını bugün sadece biz değil hazarın ötesinden bir Türk lideri Sayın Nur Sultan Nazarbayev 18 Şubat konuşmasında çok güzel dile getirmiştir.44 sanıklarının haklılığını ispat için bugün tam 61 yıl sonra bir zafer narası olarak bu yazıyı yayınlıyoruz.
Dünün zalimlerine cevabımız çok nettir. Biz hala Türkçüyüz Turancıyız ve şunun da farkındayız. “Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister, büyük devlet kurmak için büyük kan ister”
'Orta Asya, XV. yüzyılın sonuna kadar dünya ekonomisinin önemli bir bölgesi olarak geldi. Bölgemiz, Doğu ile Batiyi birleştirmektedir. Halklarımız toprağa ve millete göre bölünmemiştir. İpek yolunun önemini kaybetmesiyle, Orta Asya gerilemiştir. Son 500 yüzyılda ilk defa olarak bağımsızlığın elde edilmesiyle, bölgemiz dünya ekonomisi için tekrar önemli bir bölge haline gelmiştir. Biz dünya ekonomisine önemli ölçüde petrol, gaz, maden ve tarım hammaddeleri sağlayan bölge olarak ulaşım imkânlarını güçlendiriyoruz. Daha şimdiden yaklaşık eski ipek yolu üzerinde, XXI. yüzyılın oto ve demiryolu ile petrol boru hatlarının şekillenmeye başladığı görülebilir.
Bizim önümüzde Asya Kaplanları ve Avrupa Birliği'nin başarılarının sebepleri duruyor. Diğer taraftan, II. Dünya savasından sonra bağımsızlığına kavuşan ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ve çekişmelere şahit oluyoruz. Küresel ekonomide, büyük bir pazar mevcuttur. Bunun dışında, bölgede büyük devletlerin ekonomik üstünlük için acık bir rekabete girdiğini de gözlemliyoruz. Bizim için bu küresel jet ekonomik meseleye doğru bir biçimde yaklaşmak önemlidir.
Şimdi bizim önümüzdeki seçenek: dünya ekonomisine ebediyen hammadde sağlayıcısı olarak kalarak ikinci bir sömürgeci devletin gelmesini beklemek veya Orta Asya bölgesinin ciddi bir birliğini sağlamaya girişmek.
Ben ikincisini teklif ediyorum.
Bizim böyle bir birlik kurmamız, bölgenin istikrar ve gelişmesi, ekonomik ve askeri-siyasi bağımsızlığının bir yolu olacaktır. Ancak bu takdirde, bölgemiz dünyada saygınlık kazanacaktır. Ancak biz bu şekilde, güvenliğimizi sağlayacak ve terörizm ve ekstremizm ile etkili bir biçimde mücadele edebileceğiz. Böyle bir birlik, nihayette, bölgemizde yasayan halkın ihtiyaçlarına cevap verecektir.
Orta Asya Devletlerinin Birliğini kurmayı öneriyorum. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan arasındaki ebedi dostluk anlaşması böyle bir birliğin temelini oluşturmaya hizmet edebilir. Bölgenin diğer ülkelerini de bunun haricinde tutmuyorum.
Hepimizin ortak ekonomik çıkarları, kültürel ve tarihi bağları, dili, dini, ekolojik problemleri ve dış tehditleri var. Avrupa Birliği'ni kuranlar, belki de böylesine önkoşulları ancak hayal edebilmişlerdi. Biz yakın ekonomik entegrasyona gerçekleştirmeli, ortak market ve ortak paraya geçmeliyiz.
Sadece bununla biz, devamlı birlik ve beraberlik için de bizi görmek isteyen ortak atalarımıza layık olabileceğiz. Önce Çar imparatorluğu, daha sonra Stalin'in milliyetler politikası böyle bir birlikten endişe etti ve bölgemizi idari-milli yönetimlere böldüler. Bu, 'bol ve yönet' politikasıydı. Simdi bizim için bölgenin eşit haklara sahip halklarının bundan sonraki nesillerine yeni ve olması gereken bir yolu göstermemizin zamanı gelmiştir.
|
Oğuzhan Çelik
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Bşk.Yrd |
|
|
|
|
|
|
|

